Osmanlı İmparatorluğu ABD ile savaştı mı ?

Hayal

Yeni Üye
Osmanlı İmparatorluğu ABD ile Savaştı mı? Osmanlı, Trablusgarp ve Berberi Savaşları Üzerinden Bir Tarih Okuması

Osmanlı İmparatorluğu ABD ile Savaştı mı? İlk Bakışta Basit, Aslında Karmaşık Bir Soru

Bu soru ilk duyulduğunda insanın aklına doğrudan iki devletin karşı karşıya geldiği büyük bir savaş geliyor: Bir tarafta Osmanlı İmparatorluğu, diğer tarafta yeni kurulmuş Amerika Birleşik Devletleri… Peki gerçekten böyle bir savaş yaşandı mı? Özellikle “Trablusgarp Savaşı” ya da “Berberi Savaşları” denildiğinde Osmanlı ile ABD'nin doğrudan savaştığını söylemek doğru mudur?

Konuyu biraz derinleştirince cevap oldukça ilginç hale geliyor. ABD, Osmanlı İmparatorluğu'nun doğrudan merkezi hükümetiyle ilan edilmiş kapsamlı bir savaş yapmadı. Fakat 1801-1805 arasındaki Birinci Berberi Savaşı'nda ABD, Osmanlı dünyasının siyasi egemenlik alanı içinde bulunan Trablusgarp ile savaştı. Trablusgarp o sırada Osmanlı İmparatorluğu'na bağlı olmakla birlikte oldukça geniş bir özerkliğe sahipti. Dolayısıyla “ABD Osmanlı ile savaştı” demek tarihsel açıdan fazla genelleyici; “ABD, Osmanlı egemenlik alanındaki Trablusgarp ile savaştı” demek ise çok daha isabetlidir. ABD Dışişleri Bakanlığı da Berberi devletlerinin bir bölümünün Osmanlı İmparatorluğu'na gevşek biçimde bağlı olduğunu açıkça belirtmektedir.

Trablusgarp Neden Osmanlı'ya Bağlıydı Ama Tamamen İstanbul'dan Yönetilmiyordu?

Buradaki temel mesele, modern ulus-devlet anlayışını 18. ve 19. yüzyıl Osmanlı dünyasına aynen uygulamamak gerektiğidir.

Bugünkü Libya topraklarının önemli bölümünü kapsayan Trablusgarp, 1711'den 1835'e kadar Osmanlı İmparatorluğu'nun egemenliği altında kaldı. Ancak özellikle Karamanlı ailesinin yönetimi döneminde yerel iktidarın oldukça güçlendiği bir yapı ortaya çıktı. Osmanlı merkezi yönetimi ile Trablusgarp arasındaki ilişki, günümüzün “başkentten atanan vali her şeyi yönetir” modelinden farklıydı.

Nitekim ABD Dışişleri Bakanlığı'nın tarihsel kayıtlarında Trablus'un 1711-1835 arasında Osmanlı İmparatorluğu'nun yarı bağımsız bir eyaleti olduğu belirtiliyor. Karamanlı hanedanı 1711'de iktidara geldi ve 1835'e kadar Trablusgarp'ta hüküm sürdü.

Bu nedenle 1801'de Yusuf Karamanlı'nın ABD'ye savaş ilan etmesini doğrudan İstanbul'daki Osmanlı hükümetinin ABD'ye savaş ilan etmesiyle aynı şey kabul etmek yanıltıcıdır.

Burada ilginç bir tarih sorusu ortaya çıkıyor: Bir devletin egemenliği altındaki yarı özerk bir yönetim başka bir devletle savaşa girdiğinde, bu savaş ne ölçüde merkezi devlete ait sayılmalıdır?

Bu soru yalnızca Osmanlı tarihi için değil, imparatorlukların genel tarihi için de önemlidir.

Birinci Berberi Savaşı Nasıl Başladı?

Amerikan Devrimi'nin ardından ABD, İngiliz donanmasının sağladığı korumadan büyük ölçüde mahrum kaldı. Akdeniz ticareti Amerikan ticaret gemileri açısından önemliydi. Ancak Kuzey Afrika'daki Berberi devletleriyle ilişkiler ciddi bir sorun oluşturuyordu.

“Berberi devletleri” denildiğinde başta Trablus, Cezayir ve Tunus gibi Kuzey Afrika siyasi oluşumları anlaşılır. Fas ise ayrı bir krallıktı. Cezayir, Tunus ve Trablus'un Osmanlı İmparatorluğu ile farklı derecelerde bağları bulunuyordu. ABD'nin resmi tarih anlatısında da bu devletlerin bir bölümünün Osmanlı'ya gevşek biçimde bağlı olduğu ifade edilmektedir.

ABD başlangıçta askeri çatışma yerine diplomasi ve ödeme yolunu tercih etti. Amerikan hükümeti, Akdeniz'deki ticaret gemilerinin güvenliğini sağlamak amacıyla çeşitli anlaşmalar yaptı ve bazı Berberi yönetimlerine ödeme gerçekleştirdi. ABD Donanması'nın tarihçesine göre 1799'da Trablus ile Amerikan ticaret gemilerinin Akdeniz'deki güvenliğini sağlamak amacıyla yıllık ödeme konusunda anlaşmaya varılmıştı.

Fakat zaman içinde ödeme miktarları ve diplomatik beklentiler konusunda anlaşmazlıklar büyüdü.

1801'de Trablus hükümdarı Yusuf Karamanlı, ABD'den daha fazla ödeme talep etti. Talep karşılanmayınca 14 Mayıs 1801'de ABD'ye savaş ilan etti. Bunun ardından Başkan Thomas Jefferson Amerikan donanmasını Akdeniz'e gönderdi.

Dolayısıyla savaşın temelinde yalnızca dinî veya kültürel farklılıklar aramak eksik kalır. Ticaret, deniz taşımacılığı, fidye, diplomatik statü, devlet prestiji ve Akdeniz'deki güç dengeleri birlikte rol oynuyordu.

Peki Osmanlı Ordusu ABD'ye Karşı Savaştı mı?

İşte sorunun en önemli cevabı burada.

Hayır; Birinci Berberi Savaşı'nda Osmanlı merkezi ordusu ile ABD ordusu arasında klasik anlamda bir Osmanlı-Amerikan savaşı yaşanmadı.

ABD'nin karşısındaki temel siyasi ve askeri aktör Trablusgarp'taki Karamanlı yönetimiydi. Amerikan kuvvetleri Trablus limanını ablukaya aldı, deniz çatışmalarına girdi ve 1805'te Derne'yi ele geçiren çok uluslu bir kuvvetin parçası oldu. ABD Dışişleri Bakanlığı'nın Libya tarihine ilişkin kayıtları, Derne operasyonunda William Eaton önderliğinde ve Hamet Karamanlı'nın da dahil olduğu çok uluslu bir gücün kullanıldığını aktarıyor.

ABD Deniz Kuvvetleri tarihçesi ise USS Philadelphia'nın ele geçirilmesi, Amerikan kuvvetlerinin Trablus'u bombalaması ve Derne'deki harekât gibi olayları savaşın başlıca gelişmeleri arasında sıralıyor.

Bu nedenle bir Amerikan denizcisinin gözünden bakıldığında karşısında Osmanlı dünyasının bir parçası olan Kuzey Afrikalı Müslüman savaşçılar bulunuyordu. Trablusgarp açısından bakıldığında ise mesele, dışarıdan gelen yeni bir deniz gücünün Amerikan ticari çıkarlarını koruma iddiasıyla bölgedeki mevcut siyasi ve ekonomik düzeni değiştirmeye çalışmasıydı.

Aynı olayın iki farklı toplum açısından farklı anlamlar taşıması, tarih okumalarının en ilginç taraflarından biridir.

Kültürler Arasında Gerçekten Büyük Bir Çatışma mı Vardı?

Burada “Amerikalılar Hristiyan, Trabluslular Müslümandı, dolayısıyla savaş din savaşıydı” şeklindeki açıklama oldukça kolaycı olur.

Din elbette dönemin siyasi kültürünün önemli bir unsuruydu. Ancak anlaşmazlığın merkezinde ticaret ve diplomasi de vardı. Dahası, Avrupa devletleri de Berberi yönetimleriyle benzer ilişkilere giriyor, ticaretlerini korumak için ödeme yapıyor ve zaman zaman deniz kuvvetlerini kullanıyordu. ABD Dışişleri Bakanlığı, devlet destekli korsanlık ve esir fidyesinin dönemin uluslararası siyasetinde yalnızca Kuzey Afrika'ya özgü olmadığını; Avrupa devletlerinin de özel korsan gemileri kullandığını ve Atlantik'teki köle ticaretinin bir parçası olduğunu vurguluyor.

Bu açıdan bakıldığında mesele “medeniyetler savaşı”ndan çok, dönemin deniz ticareti ve devletler arası güç ilişkileri bağlamında anlaşılabilir.

Kültürel açıdan ise ilginç benzerlikler vardı. Hem Amerikan hem Osmanlı dünyasında diplomasi, kişisel itibar, hükümdarın veya yöneticinin prestiji ve ticari çıkarlar önemliydi. Farklılık ise siyasi yapıların örgütlenme biçimlerinde ortaya çıkıyordu. ABD kendisini giderek merkezi kurumları güçlenen bir cumhuriyet olarak yapılandırırken, Osmanlı İmparatorluğu çok farklı halkları, bölgeleri ve yerel siyasi aktörleri bir arada tutan çok katmanlı bir imparatorluktu.

Kadınlar ve Erkekler Açısından Tarihe Bakmak: Kalıpları Kırmadan Farklı Deneyimleri Görmek

Tarih anlatılarında savaşlar çoğunlukla erkeklerin isimleri üzerinden anlatılıyor: Thomas Jefferson, Yusuf Karamanlı, William Eaton, Stephen Decatur, denizciler, askerler ve diplomatlar…

Bu durum önemli bir eksiklik yaratabiliyor. Çünkü savaşların siyasi kararlarını çoğunlukla erkeklerin oluşturduğu askeri ve diplomatik kurumlar üzerinden takip etsek de savaşın toplumsal etkisi kadınları, çocukları, aileleri, tüccarları ve yerel toplulukları da kapsıyordu.

Erkeklerin tarihsel kayıtlarda bireysel başarı, askeri kahramanlık, komuta ve kişisel itibar üzerinden görünür olması tesadüf değildir. Dönemin siyasi ve askeri kurumları erkek egemen yapılardı. Ancak buradan “erkekler bireysel başarıya, kadınlar ise ilişkilere önem verir” gibi değişmez bir biyolojik veya psikolojik sonuç çıkarmak doğru olmaz.

Daha dengeli bir yorum şu olabilir: Toplumsal roller, insanların hangi alanlarda görünür olacağını etkileyebilir. Bir erkek savaşçı veya diplomat olarak kayıtlara geçerken bir kadın aile ağlarını, ekonomik ilişkileri, kültürel aktarımı ve toplumsal dayanışmayı sürdüren bir aktör olabilir; fakat bu kadınların bireysel hedefleri olmadığı veya erkeklerin toplumsal ilişkilere önem vermediği anlamına gelmez.

Osmanlı, Kuzey Afrika ve Amerikan toplumlarının aile, ticaret ve topluluk yapıları birbirinden farklıydı. Buna rağmen savaşın yükünü yalnızca cephede bulunan insanların taşımadığı konusunda güçlü bir ortaklık bulunuyor. Ticaretin kesilmesi, esirlerin durumu, ailelerin ekonomik koşulları ve yerel toplumların güvenliği savaşın doğrudan toplumsal sonuçlarıydı.

Bence bu noktada şu soruyu sormak oldukça değerli: Bir savaşı yalnızca savaşan erkeklerin başarıları üzerinden anlatırsak, o savaşın toplum üzerindeki gerçek etkisinin ne kadarını görebiliriz?

Derne Savaşı ve Amerikan Hafızası

1805'te Derne'nin ele geçirilmesi Amerikan tarih hafızasında özel bir yer edindi. ABD Deniz Piyadeleri'nin marşındaki “to the shores of Tripoli” ifadesi, bu savaşın Amerikan askeri kültüründe ne kadar kalıcı olduğunu gösteriyor. ABD Dışişleri Bakanlığı da Birinci Berberi Savaşı'nın Amerikan Donanması ve Deniz Piyadeleri açısından biçimlendirici bir deneyim olduğunu belirtiyor.

Fakat burada da farklı bir tarihsel perspektif mümkün.

Amerikan anlatısında Derne, genç cumhuriyetin denizaşırı askeri kapasitesini gösteren önemli bir olay olarak görülebilir. Trablusgarp açısından bakıldığında ise aynı olay yerel iktidar mücadelesi, hanedan rekabeti ve yabancı bir gücün müdahalesi bağlamında okunabilir.

William Eaton'ın kuvvetlerinde yalnızca Amerikalılar bulunmuyordu. Hamet Karamanlı'nın destekçileri ve farklı kökenlerden unsurlar da harekâta katıldı. Bu durum savaşın “Amerika vs. Müslümanlar” gibi iki kutuplu bir mücadele olmadığını gösteren önemli ayrıntılardan biridir.

1805 Barış Antlaşması Ne Anlama Geliyordu?

4 Haziran 1805'te ABD ile Trablus arasında Barış ve Dostluk Antlaşması imzalandı. Yale Üniversitesi'nin Avalon Project arşivinde bulunan antlaşma metni, tarafların barış ve dostluk ilişkisi kurduğunu açıkça gösteriyor.

Bu anlaşmanın ardından Amerikan konsolosluk ilişkileri de yeniden başladı. ABD Dışişleri Bakanlığı'nın kayıtlarına göre George Davis 1806'da Trablus konsolosu olarak görevlendirildi.

Burada ilginç olan şey, savaşın kalıcı bir “medeniyet düşmanlığına” dönüşmemesidir. Çatışma sona erdikten sonra diplomasi yeniden devreye girmiştir. Bu da devletler arasındaki ilişkilerin düşmanlık ve dostluk arasında sabit kalmadığını; ekonomik çıkarlar, güvenlik ve siyasi koşullara göre değişebildiğini gösterir.

Cezayir Meselesi: Osmanlı ile ABD Arasındaki Sınırı Daha da Bulandıran İkinci Örnek

Konunun bir başka boyutu 1815-1816 yıllarındaki İkinci Berberi Savaşı'dır.

ABD, bu kez Cezayir ile savaşmıştır. Cezayir de Osmanlı İmparatorluğu'na bağlı ancak geniş özerkliğe sahip bir Kuzey Afrika yönetimiydi. ABD Dışişleri Bakanlığı'nın tarih anlatımına göre Amerikan kuvvetleri 1815'te Akdeniz'e gönderilmiş, Stephen Decatur komutasındaki Amerikan filosu Cezayir'i zor durumda bırakarak anlaşma yapılmasını sağlamıştır. Daha sonra benzer anlaşmalar Tunus ve Trablus ile de gerçekleştirilmiştir.

Yine karşımıza aynı problem çıkıyor: ABD'nin savaştığı siyasi aktör Osmanlı egemenlik alanının içindeydi, fakat savaşın doğrudan Osmanlı merkezî hükümetiyle yapıldığı söylenemez.

Bu ayrım küçük gibi görünse de aslında tarihsel doğruluk açısından çok önemlidir.

ABD ile Osmanlı Arasındaki Doğrudan İlişkiler Ne Zaman Başladı?

Daha da ilginç olan, ABD ile Osmanlı İmparatorluğu arasındaki resmî ilişkilerin savaş yerine diplomasi temelinde gelişmesidir.

ABD Dışişleri Bakanlığı'nın tarihsel kayıtlarına göre iki devlet arasındaki ilk resmi tanıma ve diplomatik temaslar 1830-1831 döneminde kurumsallaştı. 1830'da Amerikan temsilcileri Osmanlı hükümetine akreditasyonlarını sundu; 13 Eylül 1831'de David Porter'ın İstanbul'da görev yapmasıyla diplomatik ilişkiler resmen kuruldu.

Bu tarih, Birinci Berberi Savaşı'ndan yaklaşık çeyrek yüzyıl sonradır.

Dolayısıyla kronoloji bize oldukça net bir tablo sunuyor: Önce Osmanlı dünyasının Kuzey Afrika'daki özerk yönetimleriyle çatışmalar yaşandı; ardından ABD ile Osmanlı merkezi hükümeti arasında doğrudan diplomatik ilişkiler gelişti.

Daha sonraki dönemlerde iki ülke arasında ciddi siyasi anlaşmazlıklar yaşansa da bu, 1801-1805 olaylarının doğrudan bir “Osmanlı-Amerikan savaşı” olduğu anlamına gelmez.

Sonuç: Osmanlı İmparatorluğu ABD ile Savaştı mı?

En kısa ve tarihsel açıdan dikkatli cevap şu:

Osmanlı İmparatorluğu ile ABD arasında doğrudan, iki merkezi devletin birbirine karşı yürüttüğü bir savaş olmadı.

Ancak ABD, 1801-1805 arasında Osmanlı egemenlik alanındaki Trablusgarp ile savaştı. Ayrıca 1815-1816'da yine Osmanlı egemenliğiyle bağlantılı Cezayir'e karşı savaş yürüttü. Bu nedenle “ABD Osmanlı toprakları ve Osmanlı'ya bağlı Kuzey Afrika yönetimleriyle askeri çatışmaya girdi” demek doğrudur; “ABD Osmanlı İmparatorluğu'na karşı savaştı” demek ise bağlamdan koparıldığında yanıltıcıdır.

Benim kaynakları karşılaştırırken vardığım en önemli sonuç, bu konunun basit bir “Türkler ve Amerikalılar savaştı mı?” sorusundan çok daha geniş olduğudur. Burada imparatorluk yönetimi, yerel özerklik, deniz ticareti, diplomasi, din, ekonomik çıkarlar, esaret, aile ve toplumsal yapıların hepsi aynı hikâyenin parçalarıdır.

Belki de tarihe bakarken kendimize şu soruyu sormak daha anlamlı: Bir savaşın taraflarını belirlerken yalnızca bayraklara mı bakmalıyız, yoksa o bayrağın altında yaşayan farklı toplumların ve yerel yönetimlerin ne kadar bağımsız hareket edebildiğini de hesaba katmalı mıyız?

Çünkü Osmanlı-Amerikan ilişkilerinin bu erken dönemini ilginç yapan şey tam olarak burada yatıyor: Haritadaki sınırlar ve siyasi bağlılıklar, insanların ve yönetimlerin gerçek hayattaki davranışlarından her zaman daha basit.

Başlıca Kaynaklar

- ABD Dışişleri Bakanlığı, Office of the Historian, Barbary Wars, 1801–1805 and 1815–1816.

- ABD Dışişleri Bakanlığı, U.S.-Libyan Relations, 1786–2006: A Narrative Summary.

- ABD Dışişleri Bakanlığı, Turkey – A Guide to U.S. Diplomatic and Consular Relations.

- U.S. Naval History and Heritage Command, Barbary War / Barbary Wars.

- Yale Law School, Avalon Project, Treaty of Peace and Amity, Signed at Tripoli, June 4, 1805.

Kaynak atıflarını metin içinde belirginleştirGirişi daha samimi ve davetkâr yap

Kaynak atıflarını metin içinde belirginleştir

Girişi daha samimi ve davetkâr yap

E-E-A-T için deneyim iddiasını düzelt
 
Üst