Prepositional object nedir ?

Kaan

Yeni Üye
Prepositional Object Nedir? İngilizcede Edatların Peşine Takılan Kelimelerin Eğlenceli Dünyası

İngilizce öğrenirken insanın karşısına öyle kavramlar çıkıyor ki bazen dili öğrenmekten çok, dilin gizli çalışma prensiplerini çözmeye uğraştığımızı hissediyoruz. Bir gün tense konularıyla boğuşuyoruz, ertesi gün phrasal verb denizinde yüzmeye çalışıyoruz. Tam her şey yoluna girdi derken biri çıkıp “Prepositional object nedir?” diye soruyor. İnsan ister istemez düşünüyor: Bu da nereden çıktı? Cümlenin içinde zaten özne var, fiil var, nesne var. Bir de edatın nesnesi mi oldu şimdi?

Merak etmeyin, İngilizce gramerinin bu küçük ama önemli parçası aslında düşündüğünüz kadar karmaşık değil. Hatta konuyu bir kez anladığınızda, daha önce okuduğunuz pek çok İngilizce cümle bir anda anlam kazanmaya başlayacak.

Diyelim ki arkadaşınız size şöyle dedi:

“I am interested in music.”

Burada müzikle ilgileniyorsunuz. Peki, “music” kelimesi neden doğrudan fiilin nesnesi değil? Neden “in” kelimesinin arkasında duruyor? İşte tam bu noktada prepositional object sahneye çıkıyor. Kendisi biraz sessizdir, fazla dikkat çekmez ama cümlenin anlamını tamamlamak konusunda oldukça başarılıdır.

Üstelik bu konuyu öğrenirken yalnızca gramer kurallarını ezberlemeyeceğiz. Günlük konuşmalardan, komik yanlış anlaşılmalardan ve İngilizce öğrenen insanların başına gelebilecek küçük dil kazalarından da yararlanacağız. Çünkü bir konuyu gerçekten öğrenmenin en iyi yollarından biri, onu hayatın içinde görebilmektir.

1. Prepositional Object Nedir? Önce İşin Mantığını Çözelim

Prepositional object, Türkçede genellikle “edatın nesnesi” olarak açıklanır. İngilizcede bir preposition, yani edat, kendisinden sonra bir isim, zamir veya isim görevindeki başka bir yapıyla birlikte kullanılır. Bu yapı, edatın nesnesi olarak adlandırılır.

Örneğin:

- “I am talking to John.”

- “She is interested in science.”

- “They are waiting for the bus.”

- “He sat beside me.”

Bu cümlelerdeki “John”, “science”, “the bus” ve “me” ifadeleri, kendilerinden önce gelen edatların nesneleridir.

Şimdi konuyu biraz daha basitleştirelim.

İngilizcede “to”, “in”, “on”, “at”, “for”, “with”, “about” ve “from” gibi kelimeler çoğu zaman kendilerinden sonra gelen sözcüklerle ilişki kurar. Bu ilişki yer, zaman, yön, amaç, araç veya başka bir anlam taşıyabilir.

Örneğin, “I am waiting for you.” cümlesinde “for” edatı, bekleme eylemiyle ilgili kişiyi gösteren yapının bir parçasıdır. Buradaki “you”, edatın nesnesidir.

Yani cümledeki herkesin bir görevi var. Fiil işini yapıyor, özne eylemi gerçekleştiriyor, edat iki unsur arasındaki ilişkiyi kuruyor, prepositional object ise bu ilişkinin hangi kişi veya şeyle bağlantılı olduğunu gösteriyor.

Adeta bir takım çalışması! Tek fark, gramer takımında kimse toplantıya geç kalmıyor.

2. Prepositional Object ile Direct Object Arasındaki Fark

İngilizce öğrenenlerin en çok karıştırdığı konulardan biri, doğrudan nesne ile edatın nesnesini birbirinden ayırmaktır. İkisi de nesne olarak adlandırıldığı için kafa karışıklığı yaşanması son derece doğaldır.

Ancak aralarında önemli bir fark bulunur.

Direct object, yani doğrudan nesne, fiilin etkilediği veya fiilin yöneldiği unsurdur. Prepositional object ise bir edatın tamamladığı unsurdur.

Şu iki cümleye bakalım:

“I read a book.”

“I looked at the book.”

İlk cümlede “a book”, doğrudan nesnedir. Çünkü “read” fiili doğrudan bu nesneyle kullanılmıştır. Arada bir edat bulunmaz.

İkinci cümlede ise “the book”, “at” edatının nesnesidir. Burada “look” fiili, bu anlamda “at” ile birlikte kullanılır.

Aradaki farkı daha net görmek için başka bir örnek düşünelim:

“She opened the door.”

“She walked through the door.”

İlk cümlede kapı, açma eyleminin doğrudan nesnesidir. İkinci cümlede ise kapı, “through” edatının nesnesidir. İkinci cümle kapının açılmasından değil, kişinin kapıdan geçmesinden söz eder.

İngilizce öğrenirken bu ayrımı anlamak, cümleleri doğru analiz etmenize yardımcı olur. Özellikle uzun cümlelerde hangi kelimenin hangi yapıya bağlı olduğunu görmek, okuduğunuzu anlamanızı kolaylaştırır.

Burada kendinize şu soruyu sorabilirsiniz: “Bu kelime fiilin doğrudan nesnesi mi, yoksa bir edatın tamamladığı unsur mu?”

Bu küçük soru, gramer karmaşasının önemli bir bölümünü çözebilir.

3. Prepositional Object Nasıl Bulunur? Dedektif Gibi İnceleyin

Gramer öğrenirken bazen kendimizi bir polisiye dizinin ortasında hissediyoruz. Ortada bir cümle var, herkes şüpheli ve bizden suçluyu bulmamız bekleniyor. Neyse ki prepositional object bulmak için büyüteç ya da dedektif şapkası gerekmiyor.

Birkaç basit adım yeterli.

Birinci adım: Edatı bulun.

Cümlede “in”, “on”, “at”, “with”, “about”, “for” veya “under” gibi bir edat olup olmadığına bakın.

İkinci adım: Edatın hangi kelimeyle bağlantı kurduğunu belirleyin.

Edatın ardından gelen isim veya zamir çoğunlukla onun nesnesidir. Ancak araya sıfat ya da başka belirleyiciler girebileceğini unutmayın.

Üçüncü adım: Bütün ifadeyi birlikte değerlendirin.

Örneğin:

“The children are playing in the garden.”

Burada “in” edattır. “The garden” ise edatın nesnesini içeren isim öbeğidir. “Garden” temel isimdir; “the garden” ise edatın tamamladığı isim öbeğidir.

Bir başka örnek:

“She is talking about her new project.”

Edat: “about”

Edatın nesnesini içeren ifade: “her new project”

Temel isim: “project”

Bir de zamir kullanılan cümleye bakalım:

“He came with us.”

Edat: “with”

Edatın nesnesi: “us”

Burada önemli bir ayrıntı var: İngilizcede zamirler, edatlardan sonra genellikle nesne biçiminde kullanılır.

Örneğin:

- “with me”

- “for him”

- “between us”

- “to her”

- “about them”

“Between we” veya “with I” gibi ifadeler standart İngilizcede doğru değildir. Çünkü “we” ve “I” özne biçimleridir; “us” ve “me” ise nesne biçimleridir.

Bu kuralı öğrenmek, özellikle konuşurken yapılan yaygın hataları azaltır.

4. Edattan Sonra Her Zaman İsim mi Gelir? İşte Küçük Sürpriz!

Hayır, her zaman yalnızca isim gelmez. İngilizcede edatların nesnesi farklı biçimlerde karşımıza çıkabilir.

Örneğin:

“I am interested in learning English.”

Bu cümlede “in” edatından sonra “learning English” ifadesi gelir. Buradaki “learning”, fiilin -ing biçimidir ve isim benzeri bir işlev üstlenir. Geleneksel gramer açıklamalarında bu tür yapılar çoğunlukla gerund olarak adlandırılır.

Başka bir örnek:

“She is good at solving problems.”

Burada “at” edatından sonra “solving problems” ifadesi gelir. Kişinin problem çözme konusunda iyi olduğu anlatılır.

Dikkat edilmesi gereken nokta, edatlardan sonra fiil kullanılacaksa çoğu durumda fiilin yalın biçiminin değil, -ing biçiminin tercih edilmesidir.

Örneğin:

- “Thank you for helping me.”

- “He left without saying goodbye.”

- “She succeeded by working hard.”

- “They talked about moving abroad.”

Bu cümlelerde “help”, “say”, “work” ve “move” fiilleri doğrudan yalın biçimleriyle kullanılmamıştır. İlgili edatların ardından “helping”, “saying”, “working” ve “moving” biçimleri gelmiştir.

İşte burada çok sık yapılan bir hata ortaya çıkar:

“I am interested in learn English.”

Bu cümle kulağa yanlış gelir çünkü “interested in” ifadesindeki “in” bir edattır ve ardından fiil kullanılacaksa doğru yapı “learning” olur.

Doğru biçim:

“I am interested in learning English.”

Küçük bir ek, büyük bir fark! İngilizce bazen tek bir harfle insanın bütün özgüvenini test edebiliyor.

5. Erkekler ve Kadınlar Gramer Öğrenirken: Farklı Stratejiler, Ortak Hedef

Bir dil kursunda farklı öğrenme yöntemlerini gözlemlediğinizi düşünün. Ali, karşısına çıkan her gramer konusunu bir problem gibi ele alıyor. Önce kuralları çıkarıyor, ardından örnekleri sınıflandırıyor ve son olarak kendisine bir kontrol listesi hazırlıyor.

Elif ise aynı konuyu günlük konuşmaların içinde görmeyi seviyor. Bir cümleyi okuduğunda bunun hangi durumda kullanılacağını, karşısındaki kişiye nasıl bir anlam ileteceğini ve yanlış kullanıldığında nasıl anlaşılabileceğini düşünüyor.

Ali'nin yaklaşımı çözüm odaklı ve stratejik; Elif'in yaklaşımı ise bağlamı, iletişimi ve ilişkiyi anlamaya yönelik. Fakat bu iki karakteri yalnızca cinsiyetleriyle açıklamak doğru olmaz. Çünkü öğrenme biçimleri kişilik, eğitim geçmişi, ilgi alanları ve deneyimlerle de şekillenir. Bazı erkekler hikâyelerle öğrenirken bazı kadınlar kuralları tablolaştırmayı tercih edebilir. İnsan zihninin çeşitliliği, basit kalıplardan çok daha zengindir.

Üstelik iki yaklaşım da birbirini tamamlayabilir.

Ali, “Prepositional object bulmak için önce edatı tespit et, sonra nesneyi belirle” diyerek pratik bir yöntem geliştirir.

Elif ise “Bu cümledeki edat, konuşan kişinin neyle ilgilendiğini veya kiminle iletişim kurduğunu nasıl gösteriyor?” diye sorarak anlam bağlantısını araştırır.

Sonuçta ikisi de aynı cümleyi inceler:

“I am thinking about my future.”

Ali, “about” edatını bulur ve “my future” ifadesini işaretler.

Elif, cümlenin gelecekle ilgili düşünceleri anlattığını ve “about” kelimesinin düşüncenin konusunu belirttiğini açıklar.

Birlikte çalıştıklarında hem yapıyı hem anlamı kavrarlar.

Buradan çıkarılabilecek ders oldukça basit: İngilizce öğrenirken tek bir yönteme bağlı kalmak zorunda değilsiniz. Kuralları sistematik biçimde incelemek, örnekleri anlamlarıyla ilişkilendirmek ve öğrendiklerinizi konuşmada kullanmak birbirini destekleyen stratejilerdir.

Peki, siz bir konuyu öğrenirken önce kuralı mı görmek istersiniz, yoksa örneklerden hareketle kuralı kendiniz keşfetmeyi mi tercih edersiniz?

6. Günlük İngilizcede Prepositional Object: Kitaplardan Hayata

Gramer kurallarını yalnızca ders kitaplarında gördüğümüzde soyut gelebilir. Oysa prepositional object, gündelik İngilizcenin hemen her köşesinde karşımıza çıkar.

Bir arkadaşınızla kahve içtiğinizi düşünün.

“I am waiting for my friend.”

Arkadaşınızı bekliyorsunuz. Burada “for” edatının nesnesi “my friend” ifadesidir.

Arkadaşınız sonunda geliyor ve şöyle diyorsunuz:

“I was talking about you.”

Siz onun hakkında konuşuyordunuz. “About” edatının nesnesi “you” zamiridir.

Arkadaşınız şüpheyle kaşlarını kaldırıyor:

“Really? What were you saying about me?”

İşte dilbilgisi burada bir anda sosyal hayata bağlanıyor. Bir edat yanlış kullanıldığında yalnızca cümlenin yapısı değil, bazen konuşmanın havası da değişebilir.

Başka örneklere bakalım:

İş hayatında:

“The manager spoke to the team.”

Yönetici ekiple konuştu. “To” edatının nesnesini içeren ifade “the team”dir.

Arkadaşlık ilişkilerinde:

“She apologized to her friend.”

Arkadaşından özür diledi. “To” edatının nesnesi “her friend” ifadesidir.

Eğitim hayatında:

“The students are working on a project.”

Öğrenciler bir proje üzerinde çalışıyor. “On” edatının nesnesi “a project” ifadesidir.

Seyahatte:

“We arrived at the airport early.”

Havaalanına erken vardık. “At” edatının nesnesi “the airport” ifadesidir.

Hobilerde:

“He is passionate about photography.”

Fotoğrafçılığa tutkuyla bağlı. “About” edatının nesnesi “photography” kelimesidir.

Bu örneklerin ortak noktası, edatların cümledeki unsurlar arasındaki ilişkiyi belirginleştirmesidir. Bazen bir yönü, bazen bir konuyu, bazen bir kişiyi, bazen de bir faaliyeti işaret ederler.

Bu nedenle prepositional object konusunu öğrenmek, yalnızca gramer sorularını çözmek için değil, gerçek konuşmaları daha iyi anlamak için de faydalıdır.

7. En Çok Karıştırılan Noktalar: Küçük Hatalar, Büyük Dersler

İngilizce öğrenirken yapılan hataların önemli bir kısmı, benzer görünen yapıların aynı kurala tabi olduğunu varsaymaktan kaynaklanır. Oysa İngilizcede bazı fiiller ve sıfatlar belirli edatlarla birlikte kullanılır.

Örneğin:

- “Listen to music.”

- “Depend on someone.”

- “Believe in yourself.”

- “Wait for the bus.”

- “Laugh at a joke.”

- “Talk about a problem.”

Bu ifadelerde edatlar, ilgili fiillerin anlamlarıyla yakından bağlantılıdır.

Türkçeden İngilizceye kelime kelime çeviri yapmak bazen hatalı sonuçlar doğurabilir. Türkçede bir fiille kullanılan ek veya yapı, İngilizcede mutlaka aynı biçimde karşılanmaz.

Örneğin Türkçede “birini dinlemek” deriz. İngilizcede ise standart kullanım “listen to someone” şeklindedir. “Listen someone” demek doğru olmaz.

Benzer biçimde “bir şeye bağlı olmak” ifadesi çoğu durumda “depend on something” şeklinde kurulur.

Bu nedenle yeni bir fiil öğrendiğinizde yalnızca fiilin anlamını ezberlemek yerine, hangi edatlarla kullanıldığını da not etmek iyi bir stratejidir.

Ancak burada bir uyarı var: Her fiilin yanında gördüğünüz kelimenin mutlaka edat olduğunu düşünmeyin. İngilizcede bazı fiiller parçacıklarla, bazıları edatlarla, bazılarıysa her ikisini içeren yapılarla kullanılır. Özellikle phrasal verb konusuyla prepositional verb konusu zaman zaman birbirine yaklaşır.

Örneğin:

“She looked at the picture.”

Burada “at the picture”, fiilin ardından gelen edat öbeğidir. “The picture”, “at” edatının nesnesidir.

“She looked up the word.”

Bu cümlede “look up”, sözlükte bir kelimenin anlamını aramak demektir. Buradaki “up”, önceki örnekteki “at” ile aynı işlevi görmez; fiille birlikte kullanılan bir parçacıktır.

Görüldüğü gibi, benzer konumdaki küçük kelimeler farklı dilbilgisel görevler üstlenebilir. Bu yüzden yalnızca kelimenin kendisine değil, cümledeki işlevine de bakmak gerekir.

8. Prepositional Object ile Edat Öbeği Aynı Şey mi?

Bu ayrım, konuyu daha derin öğrenmek isteyenler için özellikle önemlidir.

Prepositional object, edatın nesnesidir. Prepositional phrase ise edatla başlayan ve onun nesnesini içeren edat öbeğidir.

Şu cümleyi inceleyelim:

“The cat is sleeping under the table.”

Burada:

- Edat: “under”

- Edatın nesnesi: “the table”

- Edat öbeği: “under the table”

Yani “the table” ile “under the table” aynı şey değildir.

İlk ifade, edatın nesnesini içeren isim öbeğidir. İkinci ifade ise edatla birlikte bütün bir öbek oluşturur.

Başka bir örnek:

“She walked across the street.”

“Across” edat, “the street” edatın nesnesini içeren isim öbeği, “across the street” ise edat öbeğidir.

Bu ayrım, özellikle cümle çözümlemesi yaparken işinizi kolaylaştırır. Çünkü bir kelimenin tek başına hangi görevi üstlendiğini anlamakla, birden fazla kelimeden oluşan yapının cümlede nasıl kullanıldığını anlamak farklı şeylerdir.

Dahası, edat öbekleri cümlede farklı görevler üstlenebilir. Bir isim hakkında ek bilgi verebilir, bir eylemin nerede gerçekleştiğini açıklayabilir veya bir sıfatın anlamını tamamlayabilir.

Örneğin:

“The book on the table is mine.”

Burada “on the table” ifadesi kitabın hangisi olduğunu açıklamaya yardımcı olur.

“She is afraid of spiders.”

Burada “of spiders” ifadesi “afraid” sıfatını tamamlar. “Spiders”, “of” edatının nesnesidir.

Böylece prepositional object konusunun yalnızca fiillerle sınırlı olmadığını da görüyoruz.

9. Öğrenmeyi Kolaylaştıran Bir Yöntem: Kendi Örnek Arşivinizi Oluşturun

Grameri öğrenmenin bir yolu kuralları okumaktır. Bir başka yolu ise bu kuralları kendi hayatınızdan örneklerle pekiştirmektir.

Küçük bir defter veya dijital not dosyası oluşturduğunuzu düşünün. Her yeni edat öğrendiğinizde üç kısa cümle yazıyorsunuz.

Örneğin “with” edatı için:

“I went to the cinema with my sister.”

“She is happy with the results.”

“He works with a small team.”

Sonra her cümlede edatın nesnesini belirliyorsunuz:

- “my sister”

- “the results”

- “a small team”

Bu yöntem, edatların farklı bağlamlarda nasıl kullanıldığını görmenize yardımcı olur.

Bir sonraki aşamada zamirlerle alıştırma yapabilirsiniz:

“She came with me.”

“They talked about us.”

“He bought a gift for her.”

Burada “me”, “us” ve “her” biçimlerinin edatlardan sonra kullanıldığına dikkat edin.

Daha sonra kendi günlük rutininizden cümleler kurun:

“I am interested in technology.”

“I am worried about tomorrow.”

“I am looking for my keys.”

“I am good at solving puzzles.”

Kendi hayatınızla bağlantılı örnekler üretmek, öğrendiğiniz yapıları hatırlamanızı kolaylaştırabilir. Çünkü artık yalnızca soyut bir gramer kuralını değil, sizin için anlam taşıyan bir cümleyi hatırlarsınız.

Bir de küçük bir oyun deneyebilirsiniz: Gün boyunca okuduğunuz İngilizce metinlerde gördüğünüz edatları işaretleyin ve yanlarındaki ifadeleri inceleyin. Akşam olduğunda kaç tane prepositional object bulduğunuza bakın.

İlk gün beş tane bulabilirsiniz. Bir hafta sonra yirmi tane bulmanız mümkün. Bir süre sonra gözünüz bu yapılara alışır ve onları daha hızlı fark etmeye başlarsınız.

Tabii bu, her cümlede edat avına çıkıp kahvaltıda bile gramer analizi yapmanız gerektiği anlamına gelmiyor. Yumurtanın yanında “with” görürseniz konuyu biraz fazla ciddiye almış olabilirsiniz!

10. Kendinizi Test Edin: Prepositional Object Avı

Şimdi öğrendiklerimizi kısa bir alıştırmayla sınayalım. Aşağıdaki cümlelerde edatı ve onun nesnesini bulmaya çalışın.

1. “The children are playing in the park.”

2. “I received a message from my teacher.”

3. “She is interested in learning French.”

4. “We talked about our holiday plans.”

5. “He sat between his two friends.”

Cevapları hemen görmek yerine önce kendiniz çözmeyi deneyin.

Cevaplar ve açıklamalar:

1. Edat: “in”. Edatın nesnesini içeren ifade: “the park”.

2. Edat: “from”. Edatın nesnesini içeren ifade: “my teacher”.

3. Edat: “in”. Edatın nesnesini içeren ifade: “learning French”. Burada “learning”, gerund biçimindedir ve “French” kelimesiyle birlikte bir yapı oluşturur.

4. Edat: “about”. Edatın nesnesini içeren ifade: “our holiday plans”.

5. Edat: “between”. Edatın nesnesini içeren ifade: “his two friends”.

Burada özellikle üçüncü örneğe dikkat etmek gerekiyor. Edatın nesnesi her zaman tek bir isimden oluşmaz. Birden fazla kelimeden oluşan bir ifade de edatın nesnesi olabilir.

Ayrıca “between” kelimesi, çoğu zaman iki kişi veya unsur arasındaki ilişkiyi anlatmak için kullanılsa da dilbilgisel açıdan ardından gelen yapı, edatın nesnesini oluşturur. Önemli olan, kelime sayısından çok yapının görevini anlamaktır.

Bu alıştırmada zorlandığınız bir cümle olduysa hemen moralinizi bozmayın. Bir dilbilgisi konusunu ilk karşılaşmada tamamen çözmek zorunda değilsiniz. Hataları fark etmek ve nedenini anlamak, öğrenme sürecinin doğal bir parçasıdır.

11. Forum Köşesi: Sizce İngilizcede Asıl Zor Olan Ne?

Bence İngilizce öğrenirken en ilginç noktalardan biri, küçük kelimelerin ne kadar büyük işler yapabildiğini fark etmek. Bazen cümlenin anlamını değiştiren şey uzun ve karmaşık bir fiil değil, yalnızca iki harflik bir edat oluyor.

“Look at me.”

“Look for me.”

“Look after me.”

Üç cümlede de “look” kelimesi var ama anlamlar değişiyor. Birinde birine bakmanız, diğerinde birini aramanız, sonuncusunda ise birisiyle ilgilenmeniz söz konusu.

Bu örnekler doğrudan prepositional object konusunun tamamını açıklamasa da edatların ve edat benzeri parçacıkların İngilizcede ne kadar önemli olduğunu gösteriyor.

İşin güzel tarafı, bu yapıları öğrendikçe İngilizce cümleleri yalnızca kelime kelime çevirmeye çalışmaktan uzaklaşıyorsunuz. Cümlenin nasıl kurulduğunu, hangi kelimenin hangi kelimeyle bağlantılı olduğunu ve anlamın nasıl ortaya çıktığını daha iyi görüyorsunuz.

Peki, siz İngilizce öğrenirken en çok hangi konuda zorlanıyorsunuz? Edatları doğru seçmekte mi, fiillerin hangi edatlarla kullanıldığını hatırlamakta mı, yoksa uzun cümlelerde kelimelerin görevlerini ayırt etmekte mi?

Bir başka merak ettiğim konu da şu: Sizce grameri kuralları ezberleyerek öğrenmek mi daha etkili, yoksa filmlerden, şarkılardan, kitaplardan ve günlük konuşmalardan örnekler toplayarak ilerlemek mi?

Belki de en iyi yöntem, ikisini birleştirmektir. Önce kuralı öğrenmek, ardından onu gerçek cümlelerde görmek ve son olarak kendi örneklerinizi üretmek.

Sonuçta dil öğrenmek, bir sınavdan yüksek puan almaktan ibaret değil. Asıl amaç, düşündüğünüzü doğru ve anlaşılır biçimde ifade edebilmek. Prepositional object de bu büyük yolculuğun küçük ama işlevsel parçalarından biri.

Unutmayın: İngilizce cümlelerde edatlar yalnızca kelimeleri yan yana getirmez; aralarındaki ilişkileri de kurar. Siz bu ilişkileri fark etmeye başladığınızda, gramer gözünüzde büyüyen bir duvar olmaktan çıkar ve anlamı çözmenizi sağlayan bir haritaya dönüşür.

Ve belki bir gün birisi size “Prepositional object nedir?” diye sorduğunda, paniklemek yerine gülümseyerek cevap verirsiniz: “Edatın nesnesidir. Ama merak etme, bu kez konunun nesnesi biz olmayacağız!”
 
Üst