Emre
Yeni Üye
Peygamber Efendimizi Rüyada Gören Kişi Ne Yapmalı? Bir Gecenin Ardından Değişen Hayat
Geçenlerde bir forumda, yıllardır unutamadığım bir rüyanın ardından yaşadığım duyguyu paylaşmak istedim. Çünkü bazı rüyalar vardır, insan sabah uyandığında “Ne gördüm acaba?” deyip geçemez. Gözünü açar açmaz kalbinin başka türlü attığını hissedersin. Benim anlatacağım hikâyede de mesele tam olarak buydu.
Hikâyenin kahramanı olan Yusuf’u tanıyanlar onu sakin, hesaplı ve biraz da fazla düşünceli biri olarak bilirdi. Otuzlarının sonundaydı. Hayatında büyük bir kriz yoktu ama içinde uzun zamandır çözemediği bir huzursuzluk vardı. İş, aile, gelecek kaygısı derken ibadetlerini de eskisi kadar düzenli yapamadığını düşünüyordu.
Bir gece gördüğü rüya ise bütün bu düşüncelerini başka bir yere taşıdı.
Yusuf sabah ezanından kısa süre önce uyandı. Bir süre tavana baktı. Sonra yatağından doğruldu ve ellerini yüzüne kapattı.
“Ben ne yaşadım?” diye fısıldadı.
Rüyasında Peygamber Efendimizi gördüğüne inanıyordu.
Ama bu inançla birlikte başka bir soru da zihnine yerleşmişti:
“Peki şimdi ne yapacağım?”
İşte hikâye tam burada başlıyor.
“Bunu Herkese Anlatmalı mıyım?”
Yusuf ilk iş olarak telefonunu aldı. Arkadaş grubuna yazmak istedi. Sonra vazgeçti. Sosyal medyada paylaşmayı düşündü. Onu da yapmadı.
Çünkü rüyanın kendisinden çok, bu rüyayı nasıl değerlendirmesi gerektiği konusunda endişeliydi.
Kahvaltıda kız kardeşi Zeynep’e anlattı.
Zeynep uzun süre konuşmadan dinledi.
Yusuf’un beklediği şey belki de “Ne güzel, büyük bir işaret!” gibi kesin bir cümleydi. Fakat Zeynep farklı davrandı.
“Önce sakin ol,” dedi. “Böyle bir şeyi hemen büyük bir sonuca bağlamak zorunda değilsin.”
Yusuf şaşırdı.
“Sen olsan ne yapardın?”
Zeynep çayından bir yudum aldı.
“Önce rüyanın sende bıraktığı duyguya bakardım. Seni daha iyi bir insan olmaya mı yöneltti? Namaza, merhamete, doğruluğa, kul hakkından kaçınmaya mı teşvik ediyor? Yoksa sana başkalarından üstün olduğun hissini mi veriyor?”
Yusuf cevap veremedi.
Zeynep devam etti:
“Bence asıl soru ‘Ben özel biri miyim?’ değil. ‘Bu rüyadan sonra neyi daha güzel yapabilirim?’ olmalı.”
Bu cümle Yusuf’un zihninde kaldı.
Belki de rüyayı anlamlandırmanın en sağlıklı yolu buydu.
Hadislerde Peygamber Efendimizi Rüyada Görmek
Yusuf daha sonra konuyu araştırmaya karar verdi. Araştırırken Sahih-i Buhârî ve Sahih-i Müslim’de Peygamber Efendimizi rüyada görmekle ilgili hadislerin bulunduğunu öğrendi.
Sahih-i Buhârî’de Hz. Peygamber’in, kendisini rüyada gören kişinin gerçekten kendisini gördüğünü ve şeytanın onun suretine giremeyeceğini bildiren rivayetler yer alıyor. Sunnah+1
Sahih-i Müslim’de de benzer şekilde, “Beni rüyada gören gerçekten beni görmüştür; çünkü şeytan benim suretime giremez” anlamındaki rivayet aktarılıyor. Sunnah+1
Fakat Yusuf araştırmasının ikinci kısmında daha önemli bir ayrıntıyla karşılaştı.
Bir rüyanın insanda güçlü bir etki bırakması, o rüyadan hareketle dinî bir hüküm çıkarılabileceği anlamına gelmiyordu.
Diyanet İşleri Başkanlığı Din İşleri Yüksek Kurulu da insanların gördüğü rüyaların bağlayıcı bir hüküm ifade etmediğini, rüyaların dinî meselelerde delil kabul edilemeyeceğini açıkça belirtiyor. High Board of Religious Affairs+1
Yusuf bu noktada biraz rahatladı.
Çünkü rüyasında kendisine bir şey söylendiğini düşünse bile, bunu yeni bir dinî emir gibi görmek zorunda olmadığını anlamıştı.
Bu ayrım oldukça önemli.
Rüya insanın kalbine dokunabilir.
İnsanı düşündürebilir.
İç dünyasında bir dönüşüm başlatabilir.
Fakat İslam’ın temel hükümlerinin yerine geçmez.
Yusuf’un Babasından Gelen Beklenmedik Tavsiye
Yusuf akşam babasına da rüyayı anlattı.
Babası emekli bir esnaftı. Hayat boyunca çok farklı insanlarla karşılaşmış, dini meselelerde ise gösterişten özellikle uzak durmuştu.
Oğlunu dikkatle dinledi.
Sonra:
“Bunun üzerine ne yapmayı düşünüyorsun?” diye sordu.
Yusuf:
“Belki işimi değiştirmeliyim. Belki bazı insanlarla ilişkimi kesmeliyim. Belki de hayatımda büyük bir karar almam gerekiyor.”
Babası başını salladı.
“Büyük kararları yalnızca rüyaya dayanarak alma.”
Yusuf sustu.
Babası devam etti:
“Rüya seni düşündürmüş olabilir. Ama karar verirken aklını, istişareyi, dinin açık hükümlerini ve gerçek hayatın şartlarını birlikte değerlendir.”
Bu yaklaşım Yusuf’un hoşuna gitti.
Çünkü babası meseleyi küçümsemiyor ama rüyayı da hayatın tek pusulası hâline getirmiyordu.
Erkeklerin çözüm odaklı ve stratejik yaklaşımının güzel bir örneğiydi bu; fakat Yusuf’un kız kardeşi Zeynep’in duygusal ve ilişkisel bakışı da eksik değildi.
İki yaklaşım birleştiğinde ortaya daha dengeli bir tablo çıkıyordu:
Kalbin mesajını dinlemek ama aklı devre dışı bırakmamak.
Zeynep’in Sorduğu Asıl Soru
Birkaç gün sonra Zeynep, Yusuf’la yürüyüşe çıktı.
“Rüyayı hâlâ düşünüyor musun?” diye sordu.
“Evet.”
“Peki seni en çok etkileyen neydi?”
Yusuf biraz düşündü.
“Yüzünü görmekten ziyade, rüyadaki huzur.”
Zeynep gülümsedi.
“Belki de üzerinde durman gereken yer burası.”
“Nasıl yani?”
“Belki sen uzun zamandır huzuru dışarıda arıyorsun. İş değiştirsem mi, taşınsam mı, şu insanla konuşmasam mı, şu problemi çözsem mi diye sürekli bir şeyleri düzeltmeye çalışıyorsun. Ama belki biraz da iç dünyana bakman gerekiyor.”
Yusuf durdu.
Kız kardeşinin söylediği cümle ona garip biçimde dokunmuştu.
Çünkü gerçekten de hayatını sürekli çözülmesi gereken bir problem gibi görüyordu.
Her şeyi planlamak istiyordu.
Fakat insan hayatı yalnızca planlardan oluşmuyordu.
Bazı yaralar konuşularak iyileşiyordu.
Bazı kırgınlıklar özürle.
Bazı korkular ise tevekkülle.
Rüyanın Tarihsel ve Toplumsal Tarafı
Yusuf araştırmaya devam ettikçe Hz. Peygamber sevgisinin Müslüman toplumlarında yalnızca bireysel bir duygu olmadığını da fark etti.
Yüzyıllar boyunca Müslümanlar Peygamber Efendimize olan sevgilerini şiirlerle, salavatlarla, mevlitlerle ve çeşitli edebî eserlerle ifade etmişlerdi.
Diyanet’in açıklamalarında da Hz. Peygamber’e duyulan sevginin vefatından sonra farklı edebî eserlerde sürdüğü, özellikle Türk toplumlarında mevlid geleneğinin zamanla güçlü bir kültürel yapı hâline geldiği belirtiliyor. High Board of Religious Affairs
Yusuf'un zihninde eski İstanbul canlandı.
Bir mahallede akşam ezanı okunuyor, başka bir evde kandil ışığı yanıyor, bir odada insanlar Kur’an okuyor, başka bir yerde yaşlı bir kadın Peygamber Efendimize salavat getiriyordu.
Rüya artık onun için sadece kişisel bir olay değildi.
İnsanların yüzyıllardır taşıdığı bir sevgi geleneğinin içinde kendisini daha iyi anlamaya başlamıştı.
Ve burada kendisine şu soruyu sordu:
“Ben Peygamber sevgisini sadece rüyada görmekle mi yaşayacağım, yoksa günlük hayatımda da gösterecek miyim?”
Bir Rüyadan Sonra Yapılabilecek En Güzel Şey
Yusuf ertesi gün hayatında küçük ama somut değişiklikler yapmaya başladı.
İlk olarak uzun süredir aramadığı amcasını aradı.
Aralarında eski bir kırgınlık vardı.
“Amca,” dedi, “uzun zamandır konuşmuyoruz. Ben bunu böyle sürdürmek istemiyorum.”
Sonra iş yerinde haksızlık yaptığı bir meslektaşıyla konuştu.
Bir süredir ertelediği bir borcu ödemek için plan yaptı.
Annesinin birkaç haftadır kendisinden beklediği ziyareti gerçekleştirdi.
Ve akşam namazından sonra uzun zamandır ilk defa acele etmeden dua etti.
Rüyasını kimseye kanıtlamaya çalışmadı.
Kendisine özel bir makam vermedi.
“Ben seçildim” düşüncesine kapılmadı.
Aksine daha fazla sorumluluk hissetti.
Belki de rüyanın onda bıraktığı en güzel iz buydu.
Rüyayı Herkesle Paylaşmak Gerekir mi?
Bu noktada forumlarda sık sorulan bir başka soru ortaya çıkıyor:
“Peygamber Efendimizi rüyada gören kişi bunu herkese anlatmalı mı?”
Bunun tek tip bir cevabı olduğunu söylemek doğru olmaz. Hadislerde güzel rüyanın sevilen ve güvenilen kimselerle paylaşılmasına yönelik ifadeler bulunurken, hoşlanılmayan rüyaların anlatılmaması konusunda da tavsiyeler yer alır. Sunnah
Dolayısıyla burada ölçü önemlidir.
Rüyayı anlatmak kişinin gösteriş yapmasına, yanlış anlaşılmasına veya başkalarının kendisini olağanüstü bir makama koymasına neden olacaksa susmak daha sağlıklı olabilir.
Özellikle sosyal medyanın olduğu bir çağda bu konu daha da önem kazanıyor.
Bir insanın özel bir manevî deneyimi birkaç dakika içinde binlerce kişinin önüne çıkabiliyor.
Ardından yorumlar geliyor:
“Kesin evliya olmuşsun.”
“Bu sana verilen özel bir mesaj.”
“Şunu mutlaka yapmalısın.”
“Şu kişiye git.”
“Şu parayı şu yere bağışla.”
İşte burada dikkatli olmak gerekir.
Diyanet’in açıklamalarında da rüyalar üzerinden dinî veya dünyevî hüküm oluşturulamayacağı vurgulanıyor. High Board of Religious Affairs
Rüya, insanı güzel bir amele yöneltebilir.
Ama insanları yönetmek, başkalarından para istemek, bir kişiyi kendisine bağlamak veya din adına yeni hükümler üretmek için araç hâline getirilmemelidir.
Yusuf’un Son Kararı
Aradan aylar geçti.
Bir akşam Yusuf, rüyasını ilk anlattığı günkü kadar heyecanlı olmadığını fark etti.
Artık rüyayı sürekli düşünmüyordu.
Çünkü rüyanın kendisinden daha önemli bir şey keşfetmişti:
Rüyadan sonra nasıl yaşadığı.
Bir gün Zeynep ona:
“Artık hiç anlatmıyorsun,” dedi.
Yusuf güldü.
“Çünkü artık rüyayı ispatlamaya çalışmıyorum.”
“Peki ne yapıyorsun?”
“Hatırlamaya çalışıyorum.”
“Neyi?”
“Onun ahlakını.”
Zeynep bir süre sustu.
Yusuf devam etti:
“Bir insan Peygamber Efendimizi sevdiğini söylüyorsa, bunun hayatında bir karşılığı olmalı. İnsanlara merhametinde, verdiği sözde, ailesine davranışında, komşusuna karşı tavrında, haksızlık karşısındaki duruşunda…”
Sonra ekledi:
“Rüya bana bir ayrıcalık vermediyse bile bana bir sorumluluk hatırlatmış olabilir.”
Peygamber Efendimizi Rüyada Gören Kişi Ne Yapmalı?
Hikâyeyi burada biraz durdurup meseleyi sadeleştirelim.
Böyle bir rüya gördüğünü düşünen bir kişi öncelikle şükredebilir, salavat getirebilir ve rüyanın kendisinde uyandırdığı güzel duyguları değerlendirebilir.
Ardından şu soruları kendisine sorabilir:
- Bu rüya beni Allah’a daha fazla yaklaştırıyor mu?
- Peygamber Efendimizin ahlakını hayatımda daha fazla yaşama isteği uyandırıyor mu?
- İnsanlara karşı davranışlarımda bir değişiklik oluşturuyor mu?
- Rüyayı başkalarına üstünlük sebebi hâline getiriyor muyum?
- Rüyada duyduğum herhangi bir sözü dinî hüküm gibi kabul etmeye çalışıyor muyum?
- Bu deneyim beni daha merhametli, dürüst ve sorumlu bir insan yapıyor mu?
Özellikle son soru çok önemli.
Çünkü gerçek mesele bazen “Rüyamın yorumu nedir?” değil, “Rüyadan sonra ben nasıl biri oldum?” sorusudur.
En Büyük Ölçü: Rüyadan Sonra Hayat
Peygamber Efendimizi rüyada görmeye dair sahih hadisler, bu deneyimin İslam geleneğinde özel bir yere sahip olduğunu gösteriyor. Sunnah+1
Fakat aynı zamanda dinî hayatı yalnızca rüyalara bağlamak doğru değildir. Diyanet kaynaklarında da rüyaların bağlayıcı dinî delil olmadığı açıkça ifade edilmektedir. High Board of Religious Affairs
Bu yüzden böyle bir rüya gören kişinin yapabileceği en güzel şeylerden biri, gördüğünü hayatındaki güzelliklere dönüştürmektir.
Daha güzel konuşmak.
Daha çok affetmek.
Kul hakkından sakınmak.
Anne babaya iyi davranmak.
Yetimi, yoksulu ve ihtiyaç sahibini unutmamak.
İbadetleri ciddiye almak.
İnsanları küçük görmemek.
Ve Peygamber Efendimizin hayatını daha yakından öğrenmek.
Yusuf’un hikâyesinin sonunda söylediği bir cümle bence bütün meselenin özeti:
“Rüyamın bana ne söylediğini tam olarak bilmiyorum. Ama bana kimi hatırlattığını biliyorum. Şimdi önemli olan, onu ne kadar hatırladığım değil; onun güzel ahlakını hayatımda ne kadar yaşatabildiğim.”
Belki de bu noktada hepimizin kendimize soracağı soru aynı:
Eğer böyle bir rüya görseydiniz, ertesi sabah hayatınızda ilk olarak neyi değiştirmek isterdiniz?
Ve daha önemlisi:
Peygamber Efendimizi hiç rüyanızda görmemiş olsanız bile, onun örnekliğinden bugün hayatınıza taşıyabileceğiniz hangi güzellik var?
Geçenlerde bir forumda, yıllardır unutamadığım bir rüyanın ardından yaşadığım duyguyu paylaşmak istedim. Çünkü bazı rüyalar vardır, insan sabah uyandığında “Ne gördüm acaba?” deyip geçemez. Gözünü açar açmaz kalbinin başka türlü attığını hissedersin. Benim anlatacağım hikâyede de mesele tam olarak buydu.
Hikâyenin kahramanı olan Yusuf’u tanıyanlar onu sakin, hesaplı ve biraz da fazla düşünceli biri olarak bilirdi. Otuzlarının sonundaydı. Hayatında büyük bir kriz yoktu ama içinde uzun zamandır çözemediği bir huzursuzluk vardı. İş, aile, gelecek kaygısı derken ibadetlerini de eskisi kadar düzenli yapamadığını düşünüyordu.
Bir gece gördüğü rüya ise bütün bu düşüncelerini başka bir yere taşıdı.
Yusuf sabah ezanından kısa süre önce uyandı. Bir süre tavana baktı. Sonra yatağından doğruldu ve ellerini yüzüne kapattı.
“Ben ne yaşadım?” diye fısıldadı.
Rüyasında Peygamber Efendimizi gördüğüne inanıyordu.
Ama bu inançla birlikte başka bir soru da zihnine yerleşmişti:
“Peki şimdi ne yapacağım?”
İşte hikâye tam burada başlıyor.
“Bunu Herkese Anlatmalı mıyım?”
Yusuf ilk iş olarak telefonunu aldı. Arkadaş grubuna yazmak istedi. Sonra vazgeçti. Sosyal medyada paylaşmayı düşündü. Onu da yapmadı.
Çünkü rüyanın kendisinden çok, bu rüyayı nasıl değerlendirmesi gerektiği konusunda endişeliydi.
Kahvaltıda kız kardeşi Zeynep’e anlattı.
Zeynep uzun süre konuşmadan dinledi.
Yusuf’un beklediği şey belki de “Ne güzel, büyük bir işaret!” gibi kesin bir cümleydi. Fakat Zeynep farklı davrandı.
“Önce sakin ol,” dedi. “Böyle bir şeyi hemen büyük bir sonuca bağlamak zorunda değilsin.”
Yusuf şaşırdı.
“Sen olsan ne yapardın?”
Zeynep çayından bir yudum aldı.
“Önce rüyanın sende bıraktığı duyguya bakardım. Seni daha iyi bir insan olmaya mı yöneltti? Namaza, merhamete, doğruluğa, kul hakkından kaçınmaya mı teşvik ediyor? Yoksa sana başkalarından üstün olduğun hissini mi veriyor?”
Yusuf cevap veremedi.
Zeynep devam etti:
“Bence asıl soru ‘Ben özel biri miyim?’ değil. ‘Bu rüyadan sonra neyi daha güzel yapabilirim?’ olmalı.”
Bu cümle Yusuf’un zihninde kaldı.
Belki de rüyayı anlamlandırmanın en sağlıklı yolu buydu.
Hadislerde Peygamber Efendimizi Rüyada Görmek
Yusuf daha sonra konuyu araştırmaya karar verdi. Araştırırken Sahih-i Buhârî ve Sahih-i Müslim’de Peygamber Efendimizi rüyada görmekle ilgili hadislerin bulunduğunu öğrendi.
Sahih-i Buhârî’de Hz. Peygamber’in, kendisini rüyada gören kişinin gerçekten kendisini gördüğünü ve şeytanın onun suretine giremeyeceğini bildiren rivayetler yer alıyor. Sunnah+1
Sahih-i Müslim’de de benzer şekilde, “Beni rüyada gören gerçekten beni görmüştür; çünkü şeytan benim suretime giremez” anlamındaki rivayet aktarılıyor. Sunnah+1
Fakat Yusuf araştırmasının ikinci kısmında daha önemli bir ayrıntıyla karşılaştı.
Bir rüyanın insanda güçlü bir etki bırakması, o rüyadan hareketle dinî bir hüküm çıkarılabileceği anlamına gelmiyordu.
Diyanet İşleri Başkanlığı Din İşleri Yüksek Kurulu da insanların gördüğü rüyaların bağlayıcı bir hüküm ifade etmediğini, rüyaların dinî meselelerde delil kabul edilemeyeceğini açıkça belirtiyor. High Board of Religious Affairs+1
Yusuf bu noktada biraz rahatladı.
Çünkü rüyasında kendisine bir şey söylendiğini düşünse bile, bunu yeni bir dinî emir gibi görmek zorunda olmadığını anlamıştı.
Bu ayrım oldukça önemli.
Rüya insanın kalbine dokunabilir.
İnsanı düşündürebilir.
İç dünyasında bir dönüşüm başlatabilir.
Fakat İslam’ın temel hükümlerinin yerine geçmez.
Yusuf’un Babasından Gelen Beklenmedik Tavsiye
Yusuf akşam babasına da rüyayı anlattı.
Babası emekli bir esnaftı. Hayat boyunca çok farklı insanlarla karşılaşmış, dini meselelerde ise gösterişten özellikle uzak durmuştu.
Oğlunu dikkatle dinledi.
Sonra:
“Bunun üzerine ne yapmayı düşünüyorsun?” diye sordu.
Yusuf:
“Belki işimi değiştirmeliyim. Belki bazı insanlarla ilişkimi kesmeliyim. Belki de hayatımda büyük bir karar almam gerekiyor.”
Babası başını salladı.
“Büyük kararları yalnızca rüyaya dayanarak alma.”
Yusuf sustu.
Babası devam etti:
“Rüya seni düşündürmüş olabilir. Ama karar verirken aklını, istişareyi, dinin açık hükümlerini ve gerçek hayatın şartlarını birlikte değerlendir.”
Bu yaklaşım Yusuf’un hoşuna gitti.
Çünkü babası meseleyi küçümsemiyor ama rüyayı da hayatın tek pusulası hâline getirmiyordu.
Erkeklerin çözüm odaklı ve stratejik yaklaşımının güzel bir örneğiydi bu; fakat Yusuf’un kız kardeşi Zeynep’in duygusal ve ilişkisel bakışı da eksik değildi.
İki yaklaşım birleştiğinde ortaya daha dengeli bir tablo çıkıyordu:
Kalbin mesajını dinlemek ama aklı devre dışı bırakmamak.
Zeynep’in Sorduğu Asıl Soru
Birkaç gün sonra Zeynep, Yusuf’la yürüyüşe çıktı.
“Rüyayı hâlâ düşünüyor musun?” diye sordu.
“Evet.”
“Peki seni en çok etkileyen neydi?”
Yusuf biraz düşündü.
“Yüzünü görmekten ziyade, rüyadaki huzur.”
Zeynep gülümsedi.
“Belki de üzerinde durman gereken yer burası.”
“Nasıl yani?”
“Belki sen uzun zamandır huzuru dışarıda arıyorsun. İş değiştirsem mi, taşınsam mı, şu insanla konuşmasam mı, şu problemi çözsem mi diye sürekli bir şeyleri düzeltmeye çalışıyorsun. Ama belki biraz da iç dünyana bakman gerekiyor.”
Yusuf durdu.
Kız kardeşinin söylediği cümle ona garip biçimde dokunmuştu.
Çünkü gerçekten de hayatını sürekli çözülmesi gereken bir problem gibi görüyordu.
Her şeyi planlamak istiyordu.
Fakat insan hayatı yalnızca planlardan oluşmuyordu.
Bazı yaralar konuşularak iyileşiyordu.
Bazı kırgınlıklar özürle.
Bazı korkular ise tevekkülle.
Rüyanın Tarihsel ve Toplumsal Tarafı
Yusuf araştırmaya devam ettikçe Hz. Peygamber sevgisinin Müslüman toplumlarında yalnızca bireysel bir duygu olmadığını da fark etti.
Yüzyıllar boyunca Müslümanlar Peygamber Efendimize olan sevgilerini şiirlerle, salavatlarla, mevlitlerle ve çeşitli edebî eserlerle ifade etmişlerdi.
Diyanet’in açıklamalarında da Hz. Peygamber’e duyulan sevginin vefatından sonra farklı edebî eserlerde sürdüğü, özellikle Türk toplumlarında mevlid geleneğinin zamanla güçlü bir kültürel yapı hâline geldiği belirtiliyor. High Board of Religious Affairs
Yusuf'un zihninde eski İstanbul canlandı.
Bir mahallede akşam ezanı okunuyor, başka bir evde kandil ışığı yanıyor, bir odada insanlar Kur’an okuyor, başka bir yerde yaşlı bir kadın Peygamber Efendimize salavat getiriyordu.
Rüya artık onun için sadece kişisel bir olay değildi.
İnsanların yüzyıllardır taşıdığı bir sevgi geleneğinin içinde kendisini daha iyi anlamaya başlamıştı.
Ve burada kendisine şu soruyu sordu:
“Ben Peygamber sevgisini sadece rüyada görmekle mi yaşayacağım, yoksa günlük hayatımda da gösterecek miyim?”
Bir Rüyadan Sonra Yapılabilecek En Güzel Şey
Yusuf ertesi gün hayatında küçük ama somut değişiklikler yapmaya başladı.
İlk olarak uzun süredir aramadığı amcasını aradı.
Aralarında eski bir kırgınlık vardı.
“Amca,” dedi, “uzun zamandır konuşmuyoruz. Ben bunu böyle sürdürmek istemiyorum.”
Sonra iş yerinde haksızlık yaptığı bir meslektaşıyla konuştu.
Bir süredir ertelediği bir borcu ödemek için plan yaptı.
Annesinin birkaç haftadır kendisinden beklediği ziyareti gerçekleştirdi.
Ve akşam namazından sonra uzun zamandır ilk defa acele etmeden dua etti.
Rüyasını kimseye kanıtlamaya çalışmadı.
Kendisine özel bir makam vermedi.
“Ben seçildim” düşüncesine kapılmadı.
Aksine daha fazla sorumluluk hissetti.
Belki de rüyanın onda bıraktığı en güzel iz buydu.
Rüyayı Herkesle Paylaşmak Gerekir mi?
Bu noktada forumlarda sık sorulan bir başka soru ortaya çıkıyor:
“Peygamber Efendimizi rüyada gören kişi bunu herkese anlatmalı mı?”
Bunun tek tip bir cevabı olduğunu söylemek doğru olmaz. Hadislerde güzel rüyanın sevilen ve güvenilen kimselerle paylaşılmasına yönelik ifadeler bulunurken, hoşlanılmayan rüyaların anlatılmaması konusunda da tavsiyeler yer alır. Sunnah
Dolayısıyla burada ölçü önemlidir.
Rüyayı anlatmak kişinin gösteriş yapmasına, yanlış anlaşılmasına veya başkalarının kendisini olağanüstü bir makama koymasına neden olacaksa susmak daha sağlıklı olabilir.
Özellikle sosyal medyanın olduğu bir çağda bu konu daha da önem kazanıyor.
Bir insanın özel bir manevî deneyimi birkaç dakika içinde binlerce kişinin önüne çıkabiliyor.
Ardından yorumlar geliyor:
“Kesin evliya olmuşsun.”
“Bu sana verilen özel bir mesaj.”
“Şunu mutlaka yapmalısın.”
“Şu kişiye git.”
“Şu parayı şu yere bağışla.”
İşte burada dikkatli olmak gerekir.
Diyanet’in açıklamalarında da rüyalar üzerinden dinî veya dünyevî hüküm oluşturulamayacağı vurgulanıyor. High Board of Religious Affairs
Rüya, insanı güzel bir amele yöneltebilir.
Ama insanları yönetmek, başkalarından para istemek, bir kişiyi kendisine bağlamak veya din adına yeni hükümler üretmek için araç hâline getirilmemelidir.
Yusuf’un Son Kararı
Aradan aylar geçti.
Bir akşam Yusuf, rüyasını ilk anlattığı günkü kadar heyecanlı olmadığını fark etti.
Artık rüyayı sürekli düşünmüyordu.
Çünkü rüyanın kendisinden daha önemli bir şey keşfetmişti:
Rüyadan sonra nasıl yaşadığı.
Bir gün Zeynep ona:
“Artık hiç anlatmıyorsun,” dedi.
Yusuf güldü.
“Çünkü artık rüyayı ispatlamaya çalışmıyorum.”
“Peki ne yapıyorsun?”
“Hatırlamaya çalışıyorum.”
“Neyi?”
“Onun ahlakını.”
Zeynep bir süre sustu.
Yusuf devam etti:
“Bir insan Peygamber Efendimizi sevdiğini söylüyorsa, bunun hayatında bir karşılığı olmalı. İnsanlara merhametinde, verdiği sözde, ailesine davranışında, komşusuna karşı tavrında, haksızlık karşısındaki duruşunda…”
Sonra ekledi:
“Rüya bana bir ayrıcalık vermediyse bile bana bir sorumluluk hatırlatmış olabilir.”
Peygamber Efendimizi Rüyada Gören Kişi Ne Yapmalı?
Hikâyeyi burada biraz durdurup meseleyi sadeleştirelim.
Böyle bir rüya gördüğünü düşünen bir kişi öncelikle şükredebilir, salavat getirebilir ve rüyanın kendisinde uyandırdığı güzel duyguları değerlendirebilir.
Ardından şu soruları kendisine sorabilir:
- Bu rüya beni Allah’a daha fazla yaklaştırıyor mu?
- Peygamber Efendimizin ahlakını hayatımda daha fazla yaşama isteği uyandırıyor mu?
- İnsanlara karşı davranışlarımda bir değişiklik oluşturuyor mu?
- Rüyayı başkalarına üstünlük sebebi hâline getiriyor muyum?
- Rüyada duyduğum herhangi bir sözü dinî hüküm gibi kabul etmeye çalışıyor muyum?
- Bu deneyim beni daha merhametli, dürüst ve sorumlu bir insan yapıyor mu?
Özellikle son soru çok önemli.
Çünkü gerçek mesele bazen “Rüyamın yorumu nedir?” değil, “Rüyadan sonra ben nasıl biri oldum?” sorusudur.
En Büyük Ölçü: Rüyadan Sonra Hayat
Peygamber Efendimizi rüyada görmeye dair sahih hadisler, bu deneyimin İslam geleneğinde özel bir yere sahip olduğunu gösteriyor. Sunnah+1
Fakat aynı zamanda dinî hayatı yalnızca rüyalara bağlamak doğru değildir. Diyanet kaynaklarında da rüyaların bağlayıcı dinî delil olmadığı açıkça ifade edilmektedir. High Board of Religious Affairs
Bu yüzden böyle bir rüya gören kişinin yapabileceği en güzel şeylerden biri, gördüğünü hayatındaki güzelliklere dönüştürmektir.
Daha güzel konuşmak.
Daha çok affetmek.
Kul hakkından sakınmak.
Anne babaya iyi davranmak.
Yetimi, yoksulu ve ihtiyaç sahibini unutmamak.
İbadetleri ciddiye almak.
İnsanları küçük görmemek.
Ve Peygamber Efendimizin hayatını daha yakından öğrenmek.
Yusuf’un hikâyesinin sonunda söylediği bir cümle bence bütün meselenin özeti:
“Rüyamın bana ne söylediğini tam olarak bilmiyorum. Ama bana kimi hatırlattığını biliyorum. Şimdi önemli olan, onu ne kadar hatırladığım değil; onun güzel ahlakını hayatımda ne kadar yaşatabildiğim.”
Belki de bu noktada hepimizin kendimize soracağı soru aynı:
Eğer böyle bir rüya görseydiniz, ertesi sabah hayatınızda ilk olarak neyi değiştirmek isterdiniz?
Ve daha önemlisi:
Peygamber Efendimizi hiç rüyanızda görmemiş olsanız bile, onun örnekliğinden bugün hayatınıza taşıyabileceğiniz hangi güzellik var?