Mert
Yeni Üye
Eril Erkek Ne Demek? Bir Akşam Sohbetinde Başlayan Beklenmedik Hikâye
Geçenlerde arkadaşlarla oturup kahve içerken konu bir anda “eril erkek” meselesine geldi. Masadaki herkesin bu kelimeye yüklediği anlam farklıydı. Biri “güçlü ve kararlı erkek” dedi, diğeri “duygularını belli etmeyen erkek” diye cevap verdi. Ben ise o an şunu fark ettim: Aynı kelimeyi kullanıyor ama aslında bambaşka şeylerden söz ediyorduk.
Sonra Mehmet söze girdi.
“Bence eril olmak, zor durumda ne yapacağını bilmektir.”
Karşısındaki Derya hemen itiraz etmedi. Birkaç saniye düşündü ve şöyle dedi:
“Peki ne yapacağını bilmek kadar, yanında kimin olduğunu fark etmek de önemli değil mi?”
Masadaki sohbetin yönü o anda değişti.
Çünkü “eril erkek” denildiğinde çoğu kişinin zihninde yalnızca kaslı, sert, baskın, az konuşan ve kontrolü elinde tutan bir erkek figürü beliriyor. Oysa mesele bundan çok daha geniş. Hatta biraz geriye çekilip baktığımızda, eril kavramının biyolojik olmaktan ziyade kültürel, tarihsel ve toplumsal anlamlarla şekillendiğini görmek mümkün.
Eril Erkek Denildiğinde Aslında Ne Kastediliyor?
“Eril” kelimesi genel olarak erkeklikle ilişkilendirilen özellikleri anlatmak için kullanılır. Fakat burada önemli bir ayrım var: Eril özelliklerle biyolojik olarak erkek olmak aynı şey değildir.
Kararlılık, sorumluluk alma, risk değerlendirme, liderlik, koruyuculuk, rekabetçilik ya da çözüm üretme gibi davranışlar toplumların farklı dönemlerinde “erkeksi” kabul edilmiş olabilir. Ancak bu özelliklerin tamamı yalnızca erkeklere ait değildir.
Mehmet'in konuşmasını hatırlıyorum. Bir projede kriz çıktığında ilk yaptığı şey, sorunun kaynaklarını listelemek, seçenekleri değerlendirmek ve bir plan hazırlamaktı. Duygularını tamamen dışarıda bırakmıyordu; sadece kriz anında önce yapılması gereken işe odaklanıyordu.
Derya ise aynı krize farklı bir yerden yaklaşıyordu. Kimin neden gerildiğini, ekipte kimin kendini dışlanmış hissettiğini, alınacak kararın insanlar üzerindeki etkisini anlamaya çalışıyordu.
Bir süre sonra fark ettik ki Mehmet'in stratejisi ile Derya'nın empatisi birbirinin rakibi değildi.
Tam tersine, birlikte kullanıldıklarında çok daha güçlüydüler.
İşte bence sağlıklı bir “eril erkek” tartışmasının başlaması gereken yer tam olarak burası.
Eril Olmak Sert Olmak Mıdır?
Çocukken erkeklere verilen mesajları düşündüğümüzde tablo daha da ilginçleşiyor.
“Erkek adam ağlamaz.”
“Güçlü ol.”
“Korktuğunu belli etme.”
“Kontrolü kaybetme.”
“Problemini kendin çöz.”
Bu cümlelerin bazıları ilk bakışta dayanıklılığı öğretmek amacı taşıyor gibi görünebilir. Fakat sürekli tekrarlandıklarında erkeklerin duygularını tanımasını ve paylaşmasını zorlaştırabilirler.
Mehmet'in babası da ona küçük yaşta “sorun varsa çöz” demeyi öğretmişti. Mehmet yıllarca bunu bir hayat kuralı olarak kabul etmişti.
Ta ki bir gün annesi hastalandığında hiçbir çözümün yeterli olmadığı bir dönem yaşayana kadar.
Doktorların söylediklerini araştırabiliyor, randevuları organize edebiliyor, evrakları hazırlayabiliyor, gerekli işleri planlayabiliyordu.
Ama annesinin yanında oturup korktuğunu söylemekte zorlanıyordu.
Bir akşam Derya ona şunu sordu:
“Her şeyi çözmek zorunda mısın?”
Mehmet cevap vermedi.
“Belki bazen çözüm değil, eşlik etmek gerekiyordur,” diye devam etti Derya.
Bu cümle Mehmet'in zihninde uzun süre kaldı.
Çünkü yıllardır güçlü olmayı “sorunu ortadan kaldırmak” zannediyordu. Oysa bazı hayat deneyimlerinde güç, sorunu hemen çözemediğini kabul edebilmekti.
Tarih Boyunca Erkeklik Nasıl Değişti?
Bugün “erkeklik” hakkında konuşurken sanki değişmez bir erkeklik modeli varmış gibi davranıyoruz. Oysa tarih bunun tam tersini gösteriyor.
Farklı toplumlarda erkeklerden beklenen davranışlar birbirinden oldukça farklıydı. Savaşçı olmak bazı dönemlerde ideal erkekliğin merkezindeyken, başka dönemlerde aileyi geçindirmek, devlet hizmetinde bulunmak, entelektüel olmak veya toplumsal statü kazanmak öne çıkabiliyordu.
Sanayi Devrimi ile birlikte ücretli emek, aile yapısı ve toplumsal rollerin dönüşmesi de erkeklik anlayışını etkiledi. Modern dönemde ise iş hayatı, ekonomik bağımsızlık ve aile sorumlulukları erkek kimliğinin önemli parçaları hâline geldi.
Sosyolog R. W. Connell'in erkeklik üzerine çalışmaları burada özellikle dikkat çekicidir. Connell, tek ve evrensel bir “erkeklik” biçiminden söz etmek yerine farklı erkeklik biçimlerinin toplumsal ilişkiler içinde oluştuğunu tartışır. “Hegemonik erkeklik” kavramı da belirli bir dönemde ve toplumda üstün veya ideal kabul edilen erkeklik modelini anlamaya yardımcı olur.
Yani bugün sosyal medyada gördüğümüz “gerçek erkek şöyle olur” söylemleri, aslında insanlık tarihinin tamamını temsil etmiyor.
Sadece belirli bir dönemin ve kültürel ortamın ürünleri.
Mehmet'in Stratejisi, Derya'nın Empatisi
Hikâyemizin asıl dönüm noktası birkaç ay sonra yaşandı.
Çalıştıkları şirkette büyük bir organizasyon problemi çıktı. Önemli bir müşteriyle yapılacak toplantıya iki gün kalmıştı ve ekipte herkes birbirini suçlamaya başlamıştı.
Mehmet hemen beyaz tahtanın başına geçti.
“Önce problemi üç parçaya bölelim,” dedi. “Nerede hata yaptığımızı bulacağız, sonra öncelikleri belirleyeceğiz.”
Bu onun güçlü tarafıydı.
Karmaşık bir durumu parçalara ayırabiliyor, seçenekleri karşılaştırabiliyor ve uygulanabilir bir plan oluşturabiliyordu.
Derya ise toplantıdan sonra ekipteki birkaç kişiyle tek tek konuştu.
Bir çalışanın aslında hata yapmadığını, fakat uzun süredir yöneticisinden destek alamadığı için sessiz kaldığını fark etti.
Başka biri, fikrinin sürekli reddedildiğini düşündüğü için toplantılarda konuşmayı bıraktığını anlattı.
Geçenlerde arkadaşlarla oturup kahve içerken konu bir anda “eril erkek” meselesine geldi. Masadaki herkesin bu kelimeye yüklediği anlam farklıydı. Biri “güçlü ve kararlı erkek” dedi, diğeri “duygularını belli etmeyen erkek” diye cevap verdi. Ben ise o an şunu fark ettim: Aynı kelimeyi kullanıyor ama aslında bambaşka şeylerden söz ediyorduk.
Sonra Mehmet söze girdi.
“Bence eril olmak, zor durumda ne yapacağını bilmektir.”
Karşısındaki Derya hemen itiraz etmedi. Birkaç saniye düşündü ve şöyle dedi:
“Peki ne yapacağını bilmek kadar, yanında kimin olduğunu fark etmek de önemli değil mi?”
Masadaki sohbetin yönü o anda değişti.
Çünkü “eril erkek” denildiğinde çoğu kişinin zihninde yalnızca kaslı, sert, baskın, az konuşan ve kontrolü elinde tutan bir erkek figürü beliriyor. Oysa mesele bundan çok daha geniş. Hatta biraz geriye çekilip baktığımızda, eril kavramının biyolojik olmaktan ziyade kültürel, tarihsel ve toplumsal anlamlarla şekillendiğini görmek mümkün.
Eril Erkek Denildiğinde Aslında Ne Kastediliyor?
“Eril” kelimesi genel olarak erkeklikle ilişkilendirilen özellikleri anlatmak için kullanılır. Fakat burada önemli bir ayrım var: Eril özelliklerle biyolojik olarak erkek olmak aynı şey değildir.
Kararlılık, sorumluluk alma, risk değerlendirme, liderlik, koruyuculuk, rekabetçilik ya da çözüm üretme gibi davranışlar toplumların farklı dönemlerinde “erkeksi” kabul edilmiş olabilir. Ancak bu özelliklerin tamamı yalnızca erkeklere ait değildir.
Mehmet'in konuşmasını hatırlıyorum. Bir projede kriz çıktığında ilk yaptığı şey, sorunun kaynaklarını listelemek, seçenekleri değerlendirmek ve bir plan hazırlamaktı. Duygularını tamamen dışarıda bırakmıyordu; sadece kriz anında önce yapılması gereken işe odaklanıyordu.
Derya ise aynı krize farklı bir yerden yaklaşıyordu. Kimin neden gerildiğini, ekipte kimin kendini dışlanmış hissettiğini, alınacak kararın insanlar üzerindeki etkisini anlamaya çalışıyordu.
Bir süre sonra fark ettik ki Mehmet'in stratejisi ile Derya'nın empatisi birbirinin rakibi değildi.
Tam tersine, birlikte kullanıldıklarında çok daha güçlüydüler.
İşte bence sağlıklı bir “eril erkek” tartışmasının başlaması gereken yer tam olarak burası.
Eril Olmak Sert Olmak Mıdır?
Çocukken erkeklere verilen mesajları düşündüğümüzde tablo daha da ilginçleşiyor.
“Erkek adam ağlamaz.”
“Güçlü ol.”
“Korktuğunu belli etme.”
“Kontrolü kaybetme.”
“Problemini kendin çöz.”
Bu cümlelerin bazıları ilk bakışta dayanıklılığı öğretmek amacı taşıyor gibi görünebilir. Fakat sürekli tekrarlandıklarında erkeklerin duygularını tanımasını ve paylaşmasını zorlaştırabilirler.
Mehmet'in babası da ona küçük yaşta “sorun varsa çöz” demeyi öğretmişti. Mehmet yıllarca bunu bir hayat kuralı olarak kabul etmişti.
Ta ki bir gün annesi hastalandığında hiçbir çözümün yeterli olmadığı bir dönem yaşayana kadar.
Doktorların söylediklerini araştırabiliyor, randevuları organize edebiliyor, evrakları hazırlayabiliyor, gerekli işleri planlayabiliyordu.
Ama annesinin yanında oturup korktuğunu söylemekte zorlanıyordu.
Bir akşam Derya ona şunu sordu:
“Her şeyi çözmek zorunda mısın?”
Mehmet cevap vermedi.
“Belki bazen çözüm değil, eşlik etmek gerekiyordur,” diye devam etti Derya.
Bu cümle Mehmet'in zihninde uzun süre kaldı.
Çünkü yıllardır güçlü olmayı “sorunu ortadan kaldırmak” zannediyordu. Oysa bazı hayat deneyimlerinde güç, sorunu hemen çözemediğini kabul edebilmekti.
Tarih Boyunca Erkeklik Nasıl Değişti?
Bugün “erkeklik” hakkında konuşurken sanki değişmez bir erkeklik modeli varmış gibi davranıyoruz. Oysa tarih bunun tam tersini gösteriyor.
Farklı toplumlarda erkeklerden beklenen davranışlar birbirinden oldukça farklıydı. Savaşçı olmak bazı dönemlerde ideal erkekliğin merkezindeyken, başka dönemlerde aileyi geçindirmek, devlet hizmetinde bulunmak, entelektüel olmak veya toplumsal statü kazanmak öne çıkabiliyordu.
Sanayi Devrimi ile birlikte ücretli emek, aile yapısı ve toplumsal rollerin dönüşmesi de erkeklik anlayışını etkiledi. Modern dönemde ise iş hayatı, ekonomik bağımsızlık ve aile sorumlulukları erkek kimliğinin önemli parçaları hâline geldi.
Sosyolog R. W. Connell'in erkeklik üzerine çalışmaları burada özellikle dikkat çekicidir. Connell, tek ve evrensel bir “erkeklik” biçiminden söz etmek yerine farklı erkeklik biçimlerinin toplumsal ilişkiler içinde oluştuğunu tartışır. “Hegemonik erkeklik” kavramı da belirli bir dönemde ve toplumda üstün veya ideal kabul edilen erkeklik modelini anlamaya yardımcı olur.
Yani bugün sosyal medyada gördüğümüz “gerçek erkek şöyle olur” söylemleri, aslında insanlık tarihinin tamamını temsil etmiyor.
Sadece belirli bir dönemin ve kültürel ortamın ürünleri.
Mehmet'in Stratejisi, Derya'nın Empatisi
Hikâyemizin asıl dönüm noktası birkaç ay sonra yaşandı.
Çalıştıkları şirkette büyük bir organizasyon problemi çıktı. Önemli bir müşteriyle yapılacak toplantıya iki gün kalmıştı ve ekipte herkes birbirini suçlamaya başlamıştı.
Mehmet hemen beyaz tahtanın başına geçti.
“Önce problemi üç parçaya bölelim,” dedi. “Nerede hata yaptığımızı bulacağız, sonra öncelikleri belirleyeceğiz.”
Bu onun güçlü tarafıydı.
Karmaşık bir durumu parçalara ayırabiliyor, seçenekleri karşılaştırabiliyor ve uygulanabilir bir plan oluşturabiliyordu.
Derya ise toplantıdan sonra ekipteki birkaç kişiyle tek tek konuştu.
Bir çalışanın aslında hata yapmadığını, fakat uzun süredir yöneticisinden destek alamadığı için sessiz kaldığını fark etti.
Başka biri, fikrinin sürekli reddedildiğini düşündüğü için toplantılarda konuşmayı bıraktığını anlattı.