Birini sürekli düşünmek psikolojide ne anlama gelir ?

Baris

Yeni Üye
[color=]Birini Sürekli Düşünmek Psikolojide Ne Anlama Gelir? Beynin Bitmeyen “Acaba?” Dizisi[/color]

Geçenlerde kendimi, telefon elimde hiçbir bildirim olmadığı hâlde ekranı açarken yakaladım. Telefon bana bakıyor, ben telefona bakıyorum. Ortada mesaj yok, arama yok, hatta hava durumu bile gayet sıradan. Ama zihnimde tek bir kişi var. “Acaba şu an ne yapıyor?” “Beni düşünüyor mudur?” “Geçen gün söylediği o cümleyle ne demek istedi?” derken insan fark ediyor ki beynin içinde küçük bir forum kurulmuş ve moderatör de istifa etmiş.

Birini sürekli düşünmek bazen romantik bir hoşlanmanın işareti olabilir, bazen yarım kalmış bir konuşmanın zihinde dönüp durmasıdır, bazen özlem, merak, kaygı ya da belirsizliktir. Hatta kimi zaman mesele düşündüğümüz kişi değil, o kişinin bizde uyandırdığı duygudur.

Yani “Onu sürekli düşünüyorum, demek ki âşık oldum” denklemi psikolojide o kadar basit değildir.

[color=]Birini Sürekli Düşünmek Normal mi?[/color]

Evet, belirli dönemlerde birini sık sık düşünmek son derece insani bir durumdur. Özellikle hayatımıza yeni giren, bizi heyecanlandıran, şaşırtan veya duygusal açıdan etkileyen kişiler zihinsel olarak daha fazla yer kaplayabilir.

Beyin, önemli gördüğü bilgileri tekrar tekrar işlemeye eğilimlidir. Yeni bir ilişki, ayrılık, flört, tartışma, özlem veya çözülememiş bir mesele bu nedenle zihinsel gündemimizi işgal edebilir.

Burada önemli olan yalnızca “Ne kadar düşünüyorum?” sorusu değildir.

Asıl sorular şunlardır:

“Bu düşünceler bana ne hissettiriyor?”

“İstediğim zaman dikkatimi başka yere verebiliyor muyum?”

“Bu düşünceler günlük hayatımı etkiliyor mu?”

“Gerçek kişiyi mi düşünüyorum, yoksa zihnimde oluşturduğum versiyonunu mu?”

Çünkü birini günde yirmi kez düşünmek ile onun düşüncesinden bir türlü kurtulamamak aynı şey değildir.

[color=]Bazen Özlediğimiz Kişi Değil, Onun Yanında Hissettiğimiz Hâldir[/color]

Psikolojik açıdan ilginç noktalardan biri şu: İnsanlar çoğu zaman bir kişiyi değil, o kişinin kendilerinde oluşturduğu duyguyu özleyebilir.

Örneğin biri size uzun zamandır kimsenin vermediği bir değer duygusunu yaşattıysa, onu düşündüğünüzde aslında “O” kadar “Ben onun yanındayken kimdim?” sorusunu da düşünüyor olabilirsiniz.

Belki daha özgüvenliydiniz.

Belki daha komiktiniz.

Belki gelecek hakkında daha heyecanlıydınız.

Belki de ilk kez gerçekten anlaşıldığınızı hissetmiştiniz.

Bu nedenle “Neden onu unutamıyorum?” sorusunun cevabı bazen “Çünkü onu çok seviyorum” değil, “Çünkü onunla bağlantılı bir ihtiyacım hâlâ karşılanmamış” olabilir.

Bu ihtiyaç sevgi, yakınlık, güven, görülme, kabul edilme veya kapanış duygusu olabilir.

[color=]Belirsizlik Beynin En Sevdiği Dedikodu Malzemelerinden Biridir[/color]

Birinin sürekli düşünülmesinde belirsizliğin ciddi bir rolü olabilir.

Net bir cevap bazen zihni rahatlatır. “Benden hoşlanıyor.” “Hoşlanmıyor.” “İlişki bitti.” “Devam ediyor.” gibi kesinlikler zihinsel dosyanın kapanmasına yardımcı olabilir.

Ama “Bakalım ne olacak?” bölgesi bambaşkadır.

Bir mesaj geldi.

Sonra gelmedi.

Bir emoji gönderildi.

Neden o emoji?

Mesaj görüldü.

Neden cevap yok?

Cevap geldi.

Neden sadece “tamam” yazdı?

İşte burada beynimiz Sherlock Holmes kariyerine geçiş yapabilir.

Belirsizlik, zihni olası senaryolar üretmeye teşvik eder. Özellikle duygusal olarak önemli bir kişi söz konusu olduğunda, küçük ayrıntılar olduğundan daha büyük anlamlar taşıyabilir.

Bir bakış, bir kelime, sosyal medya paylaşımı veya birkaç saatlik sessizlik zihinde uzun analizlere dönüşebilir.

Fakat zihinsel yorum ile gerçek bilgi aynı şey değildir.

“Bana geç cevap verdi” bir gözlemdir.

“Demek ki artık beni önemsemiyor” ise yorumdur.

Bu ayrımı yapmak, sürekli düşünme döngüsünü anlamak açısından oldukça değerlidir.

[color=]Hoşlanmak ile Takılı Kalmak Arasındaki İnce Çizgi[/color]

Birinden hoşlandığınızda onu düşünmeniz gayet doğal olabilir. Yeni ilişkinin ilk dönemlerinde kişinin zihinsel olarak sık sık gündeme gelmesi şaşırtıcı değildir.

Sorun, düşüncenin hayatın tamamını kaplamaya başlamasıyla ortaya çıkabilir.

Örneğin kişi:

- Ders çalışırken onu düşünüyor,

- İş yaparken telefonunu kontrol ediyor,

- Arkadaşlarıyla konuşurken konuyu ona getiriyor,

- Uyurken geçmiş konuşmaları tekrar oynatıyor,

- Sabah gözünü açar açmaz onu hatırlıyor,

- Sosyal medya hareketlerini sürekli takip ediyor,

- Onun davranışlarını analiz etmekten kendi ihtiyaçlarını ihmal ediyor olabilir.

Burada mesele düşüncenin varlığı değil, kişinin düşünce üzerindeki esnekliğinin azalmasıdır.

Zihnimiz bazen bir şarkıyı takar. Fakat şarkı güzel olduğu için değil, nakaratı beynimize yapıştığı için gün boyunca çalar.

Bazı insan düşünceleri de böyledir.

[color=]Erkekler Daha Çözüm Odaklı, Kadınlar Daha Empatik mi?[/color]

Bu konu konuşulurken sık yapılan hata, erkekleri “mantık”, kadınları “duygu” kutusuna koymaktır. Gerçek hayat bu kadar düzenli değildir.

Yine de toplumsal öğrenme ve kişisel iletişim biçimleri nedeniyle bazı insanların farklı baş etme stratejileri geliştirdiği görülebilir.

Örneğin Ahmet isimli bir erkek, hoşlandığı kişiyi sürekli düşündüğünü fark ettiğinde meseleyi bir problem gibi ele alabilir:

“Ne yapmam gerekiyor? Mesaj atmalı mıyım? Net konuşmalı mıyım? Bu ilişki nereye gidiyor?”

Mehmet ise aynı durumda arkadaşına dönüp “Ben neden bu kadar etkilendim?” diye sorabilir. Onun yaklaşımı daha içe dönük ve duygusal olabilir.

Elif ise yaşadığı şeyi konuşarak anlamlandırmak isteyebilir:

“Ben aslında onunla konuştuğumda kendimi nasıl hissediyorum?”

Zeynep ise ilişki dinamiğini inceleyebilir:

“Aramızdaki iletişim gerçekten karşılıklı mı, yoksa ben mi bütün anlamı yüklüyorum?”

Burada cinsiyetten çok kişilik, bağlanma biçimi, geçmiş deneyimler, kültür ve iletişim alışkanlıkları önemlidir.

Dolayısıyla erkekler stratejik, kadınlar empatik diye keskin bir psikolojik yasa yoktur. Hayatta duygularını Excel tablosuna döken kadın da vardır, üç arkadaşını arayıp “Bence önce hislerini anlaman lazım” diyen erkek de.

İnsan karakteri kategorilerden biraz daha kalabalıktır.

[color=]Sürekli Düşünmenin Altında Özlem Olabilir[/color]

Özlem, özellikle ayrılık veya mesafe sonrasında kişinin zihinsel dünyasını yoğun biçimde etkileyebilir.

Birlikte geçirilen zamanın alışkanlıkları bir anda ortadan kalkar. Sabah mesajları, akşam konuşmaları, ortak planlar, belirli mekânlar ve küçük rutinler zihinsel çağrışımlar oluşturur.

Sonra ilişki biter.

Ama beyin takvimden ilişkiyi silip “tamam, dosya kapandı” demez.

Bir kafeden geçersiniz ve o kişi akla gelir.

Bir şarkı çalar.

Bir koku gelir.

Bir cümle duyarsınız.

Beyin eski bağlantıyı yeniden aktive eder.

Bu nedenle ayrılıktan sonra birini düşünmek, mutlaka geri dönmek istediğiniz anlamına gelmez. Bazen zihnin alışkanlıkları duyguların gerisinden gelir.

İnsan kalbi “bitti” derken beynin hâlâ eski klasörü açması oldukça mümkündür.

[color=]Peki Ya Sürekli Hayal Kuruyorsak?[/color]

Birini düşünmek bazen gerçek hayattan çok zihindeki senaryolarla ilgilidir.

“Şöyle karşılaşsak ne olur?”

“Bana bunu söylese ne cevap verirdim?”

“Bir gün geri dönse?”

“Beraber tatile gitsek?”

Zihin geleceği prova etmeyi sever. Hayal kurmak tek başına sorun değildir. Hatta yaratıcılığın ve duygusal işlemlemenin bir parçası olabilir.

Ancak hayal ile gerçek arasındaki sınır bulanıklaşmaya başladığında dikkat etmek gerekir.

Çünkü bazen gerçek kişiyi değil, onun zihnimizdeki senaryosunu sevmeye başlayabiliriz.

Gerçek insanın kusurları, sessizlikleri, alışkanlıkları ve çelişkileri vardır.

Zihindeki insan ise istediğimiz cümleyi söyler, doğru zamanda gelir ve tartışmanın sonunda kesinlikle “Haklısın” der.

Kısacası zihindeki sevgili genellikle daha iyi iletişim kurar.

[color=]Birini Düşünmek Karşılıklı Bir Bağ Olduğunu Kanıtlar mı?[/color]

Hayır.

Bu konuda romantik inanışlarla psikolojik gerçekleri birbirinden ayırmak önemli.

“Ben onu çok düşünüyorum, o da kesin beni düşünüyordur” düşüncesi duygusal olarak hoş gelebilir ancak kişinin zihninden diğer kişinin zihnine doğrudan erişimimiz yoktur.

Birini düşünmemiz, öncelikle bizim zihinsel ve duygusal durumumuz hakkında bilgi verir.

Karşı tarafın ne hissettiğini öğrenmenin yolu ise varsayım değil, iletişimdir.

Bu noktada sosyal medya da işleri bazen iyice karıştırır.

Birinin eski fotoğrafınızı beğenmesi, çevrim içi olması veya hikâyenizi izlemesi zihinde küçük bir dedektiflik bürosu açabilir.

Ama dijital davranışların anlamı her zaman düşündüğümüz kadar kesin değildir.

Bir hikâye görüntülemek bazen sadece hikâye görüntülemektir.

Beynimiz ise buna üç sezonluk romantik drama senaryosu yazabilir.

[color=]Ne Zaman Düşünceler Yorucu Bir Hâle Gelir?[/color]

Bir kişiyi düşünmekten çok, düşüncelerin kontrol edilemez hâle gelmesi önemlidir.

Eğer düşünceler yoğun kaygıya neden oluyor, uykuyu bozuyor, iş veya okul performansını etkiliyor, kişinin sosyal hayatını daraltıyor ya da sürekli kontrol etme ve güvence arama davranışlarına dönüşüyorsa konu daha ciddi değerlendirilebilir.

Özellikle istenmeyen düşünceler yoğun biçimde tekrarlanıyor ve kişi bunları durdurmak için sürekli davranışlar geliştirmeye başlıyorsa bir psikolog veya psikiyatristle görüşmek yararlı olabilir.

Burada amaç “Bu kişiyi düşünmemeliyim” diye beyne savaş açmak değildir.

Çünkü bazen “Onu düşünmeyeceğim” demek, beynin önüne kocaman neon tabela asmak gibidir:

DÜŞÜNÜLMESİ YASAK KİŞİ.

Beyin: “Tamam.”

İki saniye sonra:

“Peki ama neden düşünmememiz gerektiğini konuşabilir miyiz?”

[color=]Düşünceyi Bastırmak Yerine Onu Anlamak[/color]

Birini sürekli düşündüğünüzü fark ettiğinizde kendinize şu soruları sormak daha işe yarayabilir:

“Bu kişide beni en çok etkileyen şey ne?”

“Onu mu özlüyorum, yoksa onun yanındaki hâlimi mi?”

“Gerçekte yaşadıklarımızla kafamda kurduklarım ne kadar farklı?”

“Bu ilişkide alamadığım ne var?”

“Bir cevap mı arıyorum, yoksa bir kapanış mı?”

“Onunla ilgili düşündüğüm şeylerin hangileri gerçek bilgi, hangileri tahmin?”

Bu sorular, zihinsel karmaşayı daha anlaşılır parçalara ayırabilir.

Bazen cevap şaşırtıcı olur.

“Ben aslında onu değil, onun bana verdiği ilgiyi özlüyorum.”

“Ben onunla değil, ihtimalle bağ kurmuşum.”

“Beni asıl rahatsız eden şey ayrılık değil, cevapsız kalmak.”

“Onu düşünmemin nedeni yalnız olmam olabilir.”

İşte bu noktada sürekli düşünmek, yalnızca romantik bir mesele olmaktan çıkar ve kişinin kendisi hakkında bilgi veren bir pencereye dönüşür.

[color=]Forumun Asıl Sorusu: Siz Kişiyi mi Düşünüyorsunuz, İhtimali mi?[/color]

Bence birini sürekli düşünmenin en ilginç tarafı, bunun her zaman o kişiyle ilgili olmamasıdır.

Bazen zihnimiz geçmişi çözmeye çalışır.

Bazen geleceği tahmin etmeye.

Bazen kaybettiğimiz bir şeyi geri getirmeye.

Bazen de kendimizde eksik hissettiğimiz bir parçayı başka bir insanın üzerinden anlamaya.

Bu yüzden “Birini sürekli düşünüyorum, ne yapmalıyım?” sorusundan önce belki de şu soruyu sormak daha anlamlı:

“Ben aslında bu insan hakkında hangi sorunun cevabını arıyorum?”

Çünkü zihnin aynı noktaya tekrar tekrar dönmesinin altında çoğu zaman cevaplanmamış bir soru bulunur.

Ve bazen o sorunun cevabı “Beni seviyor mu?” değildir.

“Ben neden bu kadar önemsedim?”

“Beni neden bu kadar etkiledi?”

“Bu ilişkiden ne bekliyordum?”

“Bundan sonra neye ihtiyacım var?”

Belki de en sağlıklı başlangıç burasıdır.

Çünkü bir insanı zihninizden zorla çıkarmaya çalışmak yerine, onun zihninizde neden bu kadar büyük bir yer kapladığını anlamaya başladığınızda, hikâyenin merkezindeki kişinin aslında yalnızca o insan olmadığını fark edebilirsiniz.

Bazen sürekli düşündüğümüz kişi, zihnimizin bize gönderdiği bir mesajdır.

Ve evet, beynin mesaj uygulamasında “okundu” özelliği olmadığı için biraz uğraştırabilir.
 
Üst