Mert
Yeni Üye
[color=]Bir Makale Kaç Kelime Olmalı? Asıl Mesele Sayı mı, Değer mi?[/color]
İnternette yazı yazmaya başladığım ilk dönemlerde benim de kafamı en çok kurcalayan sorulardan biri buydu: “Bir makale kaç kelime olursa yeterli sayılır?” Bir yerde 500 kelime ideal deniyor, başka bir yerde 1000 kelimenin altındaki yazıların yetersiz olduğu söyleniyor, başka bir yerde ise 2000-3000 kelimelik “kapsamlı içerik” tavsiye ediliyor. Bir süre sonra insan ister istemez kelime sayısını yazının kalitesiyle eşitlemeye başlıyor.
Fakat biraz araştırınca mesele aslında bundan çok daha ilginç hale geliyor.
Çünkü bir makalenin 800, 1200 veya 2500 kelime olması tek başına onun iyi olduğunu göstermiyor. Hatta Google’ın kendi SEO dokümantasyonunda açıkça “sihirli” bir minimum veya maksimum kelime sayısı olmadığı belirtiliyor. Google açısından içerik uzunluğunun tek başına sıralama kriteri olmadığı, asıl meselenin doğal, yararlı ve tekrara düşmeyen içerik üretmek olduğu ifade ediliyor.
Google for Developers
Bence burada önemli bir ayrım var: “Bir makale kaç kelime olmalı?” sorusunu, “Okuyucunun ihtiyacını karşılamak için kaç kelime gerekiyor?” şeklinde sormak çok daha doğru.
[color=]Kelime Sayısı Fikri Nereden Geldi?[/color]
Yazının uzunluğunu ölçmek aslında internetten çok daha eski bir alışkanlık. Akademik makaleler, gazete yazıları, kitap bölümleri, raporlar ve sınav kompozisyonları uzunluk açısından çeşitli kurallara bağlandı. Bunun temel nedeni okuyucu davranışından ziyade üretimi ve değerlendirmeyi standartlaştırma ihtiyacıydı.
Örneğin akademik dünyada belirli bir kelime sınırı bulunması oldukça mantıklı. 3000 kelimelik bir araştırma raporuyla 500 kelimelik bir ödevin aynı kapsamı taşıması beklenemez. Burada kelime sayısı, çalışmanın kapsamını kabaca belirleyen bir çerçeve görevi görür.
Fakat internet farklı bir ortam yarattı.
Web kullanıcıları genellikle metni kitap okur gibi baştan sona okumuyor. Nielsen Norman Group'un uzun yıllara yayılan web kullanılabilirliği araştırmalarında kullanıcıların internet sayfalarını çoğunlukla tarayarak okuduğu görülüyor. 1997 tarihli araştırmada kullanıcıların yüzde 79'unun yeni web sayfalarını taradığı, yalnızca yüzde 16'sının kelime kelime okuduğu raporlanmıştı.
Nielsen Norman Group
Bu sonuç, internet yazarlığı açısından bence çok önemli bir şeyi ortaya koyuyor: Uzun bir yazı yazmak ile uzun bir yazının okunmasını sağlamak aynı şey değil.
Bir forum kullanıcısı olarak düşünelim. Karşımıza 2000 kelimelik devasa bir paragraf çıktığında muhtemelen geri tuşuna basarız. Ama aynı 2000 kelime; başlıklar, kısa paragraflar, örnekler, sorular ve mantıklı geçişlerle düzenlenmişse çok daha rahat tüketilebilir.
Yani sorun kelime sayısından çok bilginin mimarisi.
[color=]Peki 500, 1000, 1500 Kelime Arasında Gerçekten Fark Var mı?[/color]
Bence farklı kelime uzunluklarını kesin kurallar olarak değil, içerik türlerine göre değişen yaklaşık aralıklar olarak düşünmek daha doğru.
500 kelimelik bir makale bazı konularda son derece yeterli olabilir. Örneğin “Elektrikli scooter nasıl şarj edilir?” sorusuna 2500 kelimelik tarihçe yazmak gereksizdir.
Ama “Elektrikli araçların geleceği” gibi bir konuda 500 kelimeyle kapsamlı analiz yapmak oldukça zor olabilir.
Benim pratik yaklaşımım şöyle:
300-600 kelime: Basit bilgi, kısa açıklama, duyuru veya tek soruya cevap.
600-1000 kelime: Orta kapsamlı blog yazısı veya forum analizi.
1000-1500 kelime: Araştırma, karşılaştırma ve ayrıntılı açıklama isteyen konular.
1500-2500 kelime: Bir konunun tarihsel, ekonomik, kültürel ve teknik yönlerini birlikte ele alan kapsamlı içerikler.
2500+ kelime: Rehber, araştırma dosyası, kapsamlı inceleme veya birden fazla alt konuyu gerçekten açıklamayı gerektiren çalışmalar.
Ama burada özellikle “gerçekten” kelimesinin altını çizmek isterim.
1500 kelimelik bir yazının 400 kelimesini aynı fikri farklı cümlelerle anlatmak için kullanıyorsak, aslında 1100 kelimelik bir bilgi üretmiş oluruz.
Bu yüzden kelime sayısı kalite göstergesi değil, içerik hacminin ölçüsüdür.
[color=]1000 Kelime Neden Bu Kadar Konuşuluyor?[/color]
1000 kelime, internet yazarlığında psikolojik olarak da ilginç bir eşik haline geldi.
Çünkü 300-400 kelimelik kısa bir yazı ile 1000-1500 kelimelik bir yazı arasında konuya farklı açılardan yaklaşabilme kapasitesi ciddi biçimde değişiyor. 1000 kelime civarında yazarken giriş, ana açıklama, örnekler, karşılaştırmalar ve sonuç için makul bir alan oluşuyor.
Ancak “1000 kelimeyi geçtim, artık iyi makale yazdım” düşüncesi büyük bir yanılgı.
Google'ın güncel SEO rehberinde de içerik uzunluğunun tek başına sıralama için belirleyici olmadığı özellikle vurgulanıyor. Google'ın ifadesiyle belirli bir kelime hedefi bulunmuyor.
Google for Developers
Burada SEO dünyasının geçmişte yaptığı bir hatayı da görmek gerekiyor. Bir dönem “uzun içerik = daha iyi SEO” şeklinde çok basit bir denklem ortaya çıktı. Sonrasında bazı içerik üreticileri 800 kelimelik bir konuyu 2000 kelimeye çıkarmak için gereksiz tekrarlar eklemeye başladı.
Sonuç?
Okuyucu 2000 kelime görüyor ama aradığı cevabı hâlâ bulamıyor.
[color=]Web Okuyucusu Neden Uzun Yazılardan Kaçabiliyor?[/color]
Burada bilimsel kullanıcı araştırmaları oldukça öğretici.
Nielsen Norman Group'un 2008 tarihli analizinde ortalama bir web sayfasında kullanıcıların mevcut süre içinde metnin en fazla yaklaşık yüzde 28'ini okuyabilecek zamanı olduğu hesaplandı; gerçekçi okumada bu oranın yaklaşık yüzde 20'lere düşebileceği belirtildi.
Nielsen Norman Group
Bu veri “kimse uzun yazı okumaz” anlamına gelmiyor. Tam tersine, insanların değerli buldukları uzun yazıları okuyabildiğini gösteriyor.
2013'te yapılan daha sonraki analizler de kullanıcıların belirli bölümlere odaklanabildiğinde tarama davranışından gerçek okumaya geçebildiğini ortaya koyuyor.
Nielsen Norman Group
Bence forumlar bunun güzel bir örneği.
Bir forumda 2500 kelimelik otomobil deneyimini baştan sona okuyan insanlar görebiliriz. Çünkü metinde gerçek deneyim vardır. Yazar “arabayı aldım, şu kadar kilometre yaptım, şu sorunla karşılaştım, servise gittim, sonuç şu oldu” diye anlatıyorsa okuyucu bunu sıradan SEO metninden farklı algılar.
Aynı uzunlukta “Otomobil satın alırken dikkat edilmesi gerekenler” başlığı altında genel geçer cümleler varsa 300 kelime bile fazla gelebilir.
[color=]Kadın ve Erkek Okuyucular Konuya Aynı Yerden mi Bakıyor?[/color]
Bu konuda biraz dikkatli olmak gerekiyor. “Erkekler kısa yazıları sever, kadınlar ayrıntılı yazıları sever” gibi kesin cümleler bilimsel açıdan savunulabilir değil.
Psikoloji alanındaki geniş meta-analizler, kadınlar ve erkekler arasındaki ortalama psikolojik farkların çoğunun küçük olduğunu gösteriyor. 106 meta-analizi bir araya getiren kapsamlı bir metasentezde ortalama mutlak cinsiyet farkı etki büyüklüğü yaklaşık d = 0,21 olarak hesaplanmış ve farklılıkların çoğunun küçük veya çok küçük olduğu bulunmuştu.
PubMed
Dolayısıyla forum yazısında “erkek okuyucu kesinlikle sonuç ister, kadın okuyucu kesinlikle empati ister” demek doğru olmaz.
Ama farklı iletişim tercihlerini tartışmak yine de ilginç.
Bazı erkek okuyucular bir makalede doğrudan sonuca, karşılaştırmaya, maliyete ve uygulanabilir bilgiye ulaşmak isteyebilir. “Hangisini almalıyım?”, “Avantajı ne?”, “Maliyeti kaç lira?”, “Sonuç ne?” gibi sorular öncelikli olabilir.
Bazı kadın okuyucular ise aynı konuya deneyim, topluluk, kullanıcı hikâyesi ve sosyal etkiler üzerinden yaklaşabilir. “Bunu kullananların deneyimi nasıl?”, “Aile açısından ne değişiyor?”, “İnsanlar bu konuda ne düşünüyor?” gibi sorular daha önemli hale gelebilir.
Fakat bunun tam tersi de pekâlâ mümkündür.
Stratejik ve sonuç odaklı kadınlar olduğu gibi, son derece empatik ve topluluk odaklı erkekler de vardır.
Üstelik kişinin yaşı, eğitimi, mesleği, kültürü, kişilik yapısı ve konuya olan ilgisi çoğu zaman cinsiyetten çok daha açıklayıcı olabilir.
Empati araştırmaları da bu konuda ilginç bir tablo ortaya koyuyor. Bazı çalışmalarda kadınların öz-bildirim ölçeklerinde daha yüksek empati puanları aldığı görülürken, deneysel ölçümlerde farkların çok daha küçük olduğu veya ortadan kalkabildiği görülüyor. Örneğin 10.802 kişilik bir araştırmada deneysel empati ölçümlerindeki cinsiyet farklarının çok küçük olduğu, buna karşılık öz-bildirimlerde kadınların daha yüksek puan verdiği raporlandı.
PubMed
Başka bir büyük çalışma da anketlerde kadınların daha yüksek empati bildirdiğini, ancak EEG ölçümlerinin aynı farkı desteklemediğini buldu. Araştırmacılar sosyal beklentilerin sonuçları etkileyebileceğini özellikle tartıştı.
PubMed
Dolayısıyla benim buradan çıkardığım sonuç şu:
İyi bir makale hem sonuç arayan okuyucuya hem de bağlam arayan okuyucuya alan bırakmalı.
Bir tabloda fiyatı verebilir, ardından gerçek kullanıcı deneyimini anlatabiliriz. Önce sonucu söyleyip sonra “neden?” sorusunu açıklayabiliriz.
Böylece tek bir okuyucu tipine göre yazmak yerine farklı okuma biçimlerine hitap etmiş oluruz.
[color=]1000 Kelimelik Bir Yazı Nasıl Doldurulmalı?[/color]
Bence burada “doldurmak” kelimesi özellikle tehlikeli.
Bir makale 1000 kelime olacak diye aynı fikri beş farklı şekilde söylemek yerine, konuyu farklı katmanlara ayırmak gerekiyor.
Örneğin “Bir makale kaç kelime olmalı?” konusunu ele alıyorsak:
İlk bölümde kelime sayısının neden önemli görüldüğünü açıklayabiliriz.
İkinci bölümde okuyucu davranışını inceleyebiliriz.
Üçüncü bölümde SEO boyutuna geçebiliriz.
Dördüncü bölümde farklı makale türlerinin uzunluklarını karşılaştırabiliriz.
Beşinci bölümde okunabilirliği ele alabiliriz.
Altıncı bölümde kadın ve erkek okuyucular açısından farklı iletişim tercihlerini tartışabiliriz.
Son bölümde ise gelecekte yapay zekânın içerik uzunluğu üzerindeki etkisini inceleyebiliriz.
Böylece 1000 kelimeye ulaşmak için kelime eklemeyiz; yeni fikirler ekleriz.
Purdue University'nin yazma süreci üzerine materyallerinde de yazmaya başlamadan önce amaç, hedef kitle, tür, uygun üslup ve ihtiyaç duyulan araştırmanın belirlenmesi öneriliyor.
Purdue OWL
Bana göre bu, kelime sayısından daha değerli bir başlangıç noktası.
Önce “Kime yazıyorum?” sorusunu cevaplamak gerekiyor.
Sonra “Bu kişi yazının sonunda ne öğrenmiş olacak?” diye sormalıyız.
[color=]Kültür, Ekonomi ve Bilim Bu Konuyu Nasıl Değiştiriyor?[/color]
Makale uzunluğu aslında yalnızca yazarlık meselesi değil.
Kültür bile okuyucunun uzun metne yaklaşımını etkileyebilir. Akademik kültürde uzun ve kaynaklı metin ciddiyet göstergesi olarak algılanabilirken, sosyal medyada aynı uzunluk kullanıcıyı yorabilir.
Ekonomik açıdan da farklılık var.
Bir şirketin ürün sayfasında 2500 kelimelik metin yerine hızlı karşılaştırma tablosu çok daha etkili olabilir. Buna karşılık yüksek fiyatlı bir ürün satın alacak kişi daha uzun araştırma yapabilir. İnsanlar 20 liralık bir ürünle 200 bin liralık bir ürün hakkında aynı bilgi ihtiyacına sahip değildir.
Burada içerik uzunluğu aslında karar maliyetiyle bağlantılı hale geliyor.
Bir tüketici ne kadar büyük bir karar verecekse, daha fazla bilgi arama ihtimali de artıyor.
Bilimsel makalelerde ise durum daha farklı. Bilimsel çalışmanın uzunluğu, araştırmanın yöntemini, verilerini, sınırlılıklarını ve sonuçlarını açıklama gereksiniminden kaynaklanıyor. Burada gereksiz kısalık da en az gereksiz uzunluk kadar problemli olabilir.
Yani tek bir “ideal kelime sayısı” aramak, farklı içerik ekosistemlerini aynı cetvelle ölçmek anlamına geliyor.
[color=]Yapay Zekâ Çağında Kelime Sayısı Daha da Önemsizleşebilir mi?[/color]
Bence geleceğin en önemli tartışmalarından biri bu olacak.
Yapay zekâ sayesinde 3000 kelimelik bir metin üretmek artık teknik açıdan çok zor değil. Fakat sorun şu: 3000 kelime üretmek ile 3000 kelimelik değer üretmek aynı şey değil.
İnternette yapay zekâ tarafından üretilmiş, birbirine benzeyen yüzlerce hatta binlerce içerik çoğaldıkça okuyucunun aradığı şey sadece uzunluk olmayacak.
İnsanlar “Bu yazıyı neden okuyayım?” diye soracak.
İşte burada ilk elden deneyim, özgün analiz, gerçek veri, kaynak değerlendirmesi ve yazarın kendi düşüncesi daha önemli hale gelebilir.
Bence gelecekte iyi makale şu özellikleri taşıyacak:
Kısa cevap + derinlemesine açıklama + güvenilir veri + gerçek deneyim + özgün yorum.
Yani okuyucu isterse ilk 30 saniyede temel cevabı alacak, isterse 15 dakika ayırıp konunun derinine inebilecek.
Bu yapı, uzun makale ile kısa içerik arasındaki klasik tartışmayı da biraz anlamsızlaştırıyor.
[color=]Benim İçin İdeal Makale Uzunluğu Ne?[/color]
Kendi yazılarım açısından düşünürsem, kapsamlı bir internet makalesinde 1000-1500 kelimeyi başlangıç noktası olarak oldukça kullanışlı buluyorum.
Fakat bunu kesin sınır olarak görmem.
Bir konu 750 kelimede eksiksiz açıklanabiliyorsa 1500 kelimeye çıkarmam.
Tersine, 1500 kelimeye gelmiş olmama rağmen okuyucunun doğal olarak soracağı üç önemli soru daha varsa yazıyı orada kesmem.
Önemli olan kelime sayacını değil, cevapsız kalan soruları takip etmek.
Microsoft Word gibi araçların kelime sayısını ve okunabilirlik istatistiklerini göstermesi teknik açıdan faydalı. Word ayrıca cümle uzunluğu ve kelime başına hece gibi unsurlardan yararlanan okunabilirlik ölçümleri sunuyor.
Microsoft Destek
+1
Ama bunlar da sadece yardımcı göstergeler.
Çünkü okunabilirlik formülü, bir metnin gerçekten ilginç olup olmadığını anlayamaz.
Bir insanın “Bunu yıllardır merak ediyordum” demesini hiçbir kelime sayacı ölçemez.
[color=]Asıl Ölçü: Okuyucu Yazıdan Ne Kazandı?[/color]
Bence makale uzunluğunu değerlendirmenin en güzel yolu yazının sonunda kendimize birkaç soru sormak:
Bu yazı okuyucunun sorusunu gerçekten cevaplıyor mu?
Aynı bilgiyi gereksiz şekilde tekrar ediyor muyum?
Her bölüm yeni bir şey söylüyor mu?
Verdiğim istatistikler güvenilir mi?
Kendi yorumum kaynakların söylediklerinden ayrılıyor mu?
Okuyucu farklı bir görüşü anlayabiliyor mu?
Metni tarayan kişi başlıklardan istediği bölümü bulabiliyor mu?
Yazıyı baştan sona okuyan kişi konu hakkında gerçekten daha bilgili hale geliyor mu?
Eğer cevaplar olumluysa 900 kelimelik makale de başarılı olabilir, 3000 kelimelik makale de.
Ama 2000 kelime boyunca hiçbir yeni fikir üretmiyorsak, o yazının 2000 kelime olması bir başarı değil; aksine editoryal bir sorun.
[color=]Forum İçin Asıl Tartışılması Gereken Soru[/color]
Ben artık “Bir makale kaç kelime olmalı?” sorusuna tek bir rakam vermenin doğru olmadığını düşünüyorum.
Makale, anlatmak istediği şeyi eksiksiz fakat gereksiz yük oluşturmadan anlatabilecek kadar uzun olmalı.
SEO açısından da Google'ın söylediği temel yaklaşım bu yönde: kelime uzunluğunun kendisi için belirlenmiş sihirli bir sayı yok.
Google for Developers
Okuyucu davranışı açısından ise uzun metinlerin okunmadığını söylemek de fazla basit. Araştırmalar insanların web üzerinde çoğu zaman tarama yaptığını gösteriyor; fakat doğru yapılandırılmış, değerli ve hedefe yönelik içerikte daha derin okumaya geçebiliyorlar.
Nielsen Norman Group
+1
Dolayısıyla belki de gelecekte “1000 kelime mi, 1500 kelime mi?” tartışması yerine şunu konuşmamız gerekecek:
Bir metnin değerini kelime sayısıyla mı, yoksa okuyucunun kazandığı bilgiyle mi ölçmeliyiz?
Bir başka ilginç soru da şu: Yapay zekâ sayesinde herkes saniyeler içinde 2000 kelimelik içerik üretebildiğinde, 2000 kelime hâlâ bir “uzun içerik” göstergesi olacak mı?
Ve daha da önemlisi, forumlarda sizce insanlar gerçekten uzun yazılardan mı kaçıyor, yoksa söyleyecek sözü olmayan uzun yazılardan mı kaçıyor?
Bence asıl ayrım tam burada başlıyor. Çünkü iyi yazılmış 1500 kelime göz açıp kapayıncaya kadar bitebilir; kötü yazılmış 500 kelime ise insana çok daha uzun gelebilir.
İnternette yazı yazmaya başladığım ilk dönemlerde benim de kafamı en çok kurcalayan sorulardan biri buydu: “Bir makale kaç kelime olursa yeterli sayılır?” Bir yerde 500 kelime ideal deniyor, başka bir yerde 1000 kelimenin altındaki yazıların yetersiz olduğu söyleniyor, başka bir yerde ise 2000-3000 kelimelik “kapsamlı içerik” tavsiye ediliyor. Bir süre sonra insan ister istemez kelime sayısını yazının kalitesiyle eşitlemeye başlıyor.
Fakat biraz araştırınca mesele aslında bundan çok daha ilginç hale geliyor.
Çünkü bir makalenin 800, 1200 veya 2500 kelime olması tek başına onun iyi olduğunu göstermiyor. Hatta Google’ın kendi SEO dokümantasyonunda açıkça “sihirli” bir minimum veya maksimum kelime sayısı olmadığı belirtiliyor. Google açısından içerik uzunluğunun tek başına sıralama kriteri olmadığı, asıl meselenin doğal, yararlı ve tekrara düşmeyen içerik üretmek olduğu ifade ediliyor.
Google for Developers
Bence burada önemli bir ayrım var: “Bir makale kaç kelime olmalı?” sorusunu, “Okuyucunun ihtiyacını karşılamak için kaç kelime gerekiyor?” şeklinde sormak çok daha doğru.
[color=]Kelime Sayısı Fikri Nereden Geldi?[/color]
Yazının uzunluğunu ölçmek aslında internetten çok daha eski bir alışkanlık. Akademik makaleler, gazete yazıları, kitap bölümleri, raporlar ve sınav kompozisyonları uzunluk açısından çeşitli kurallara bağlandı. Bunun temel nedeni okuyucu davranışından ziyade üretimi ve değerlendirmeyi standartlaştırma ihtiyacıydı.
Örneğin akademik dünyada belirli bir kelime sınırı bulunması oldukça mantıklı. 3000 kelimelik bir araştırma raporuyla 500 kelimelik bir ödevin aynı kapsamı taşıması beklenemez. Burada kelime sayısı, çalışmanın kapsamını kabaca belirleyen bir çerçeve görevi görür.
Fakat internet farklı bir ortam yarattı.
Web kullanıcıları genellikle metni kitap okur gibi baştan sona okumuyor. Nielsen Norman Group'un uzun yıllara yayılan web kullanılabilirliği araştırmalarında kullanıcıların internet sayfalarını çoğunlukla tarayarak okuduğu görülüyor. 1997 tarihli araştırmada kullanıcıların yüzde 79'unun yeni web sayfalarını taradığı, yalnızca yüzde 16'sının kelime kelime okuduğu raporlanmıştı.
Nielsen Norman Group
Bu sonuç, internet yazarlığı açısından bence çok önemli bir şeyi ortaya koyuyor: Uzun bir yazı yazmak ile uzun bir yazının okunmasını sağlamak aynı şey değil.
Bir forum kullanıcısı olarak düşünelim. Karşımıza 2000 kelimelik devasa bir paragraf çıktığında muhtemelen geri tuşuna basarız. Ama aynı 2000 kelime; başlıklar, kısa paragraflar, örnekler, sorular ve mantıklı geçişlerle düzenlenmişse çok daha rahat tüketilebilir.
Yani sorun kelime sayısından çok bilginin mimarisi.
[color=]Peki 500, 1000, 1500 Kelime Arasında Gerçekten Fark Var mı?[/color]
Bence farklı kelime uzunluklarını kesin kurallar olarak değil, içerik türlerine göre değişen yaklaşık aralıklar olarak düşünmek daha doğru.
500 kelimelik bir makale bazı konularda son derece yeterli olabilir. Örneğin “Elektrikli scooter nasıl şarj edilir?” sorusuna 2500 kelimelik tarihçe yazmak gereksizdir.
Ama “Elektrikli araçların geleceği” gibi bir konuda 500 kelimeyle kapsamlı analiz yapmak oldukça zor olabilir.
Benim pratik yaklaşımım şöyle:
300-600 kelime: Basit bilgi, kısa açıklama, duyuru veya tek soruya cevap.
600-1000 kelime: Orta kapsamlı blog yazısı veya forum analizi.
1000-1500 kelime: Araştırma, karşılaştırma ve ayrıntılı açıklama isteyen konular.
1500-2500 kelime: Bir konunun tarihsel, ekonomik, kültürel ve teknik yönlerini birlikte ele alan kapsamlı içerikler.
2500+ kelime: Rehber, araştırma dosyası, kapsamlı inceleme veya birden fazla alt konuyu gerçekten açıklamayı gerektiren çalışmalar.
Ama burada özellikle “gerçekten” kelimesinin altını çizmek isterim.
1500 kelimelik bir yazının 400 kelimesini aynı fikri farklı cümlelerle anlatmak için kullanıyorsak, aslında 1100 kelimelik bir bilgi üretmiş oluruz.
Bu yüzden kelime sayısı kalite göstergesi değil, içerik hacminin ölçüsüdür.
[color=]1000 Kelime Neden Bu Kadar Konuşuluyor?[/color]
1000 kelime, internet yazarlığında psikolojik olarak da ilginç bir eşik haline geldi.
Çünkü 300-400 kelimelik kısa bir yazı ile 1000-1500 kelimelik bir yazı arasında konuya farklı açılardan yaklaşabilme kapasitesi ciddi biçimde değişiyor. 1000 kelime civarında yazarken giriş, ana açıklama, örnekler, karşılaştırmalar ve sonuç için makul bir alan oluşuyor.
Ancak “1000 kelimeyi geçtim, artık iyi makale yazdım” düşüncesi büyük bir yanılgı.
Google'ın güncel SEO rehberinde de içerik uzunluğunun tek başına sıralama için belirleyici olmadığı özellikle vurgulanıyor. Google'ın ifadesiyle belirli bir kelime hedefi bulunmuyor.
Google for Developers
Burada SEO dünyasının geçmişte yaptığı bir hatayı da görmek gerekiyor. Bir dönem “uzun içerik = daha iyi SEO” şeklinde çok basit bir denklem ortaya çıktı. Sonrasında bazı içerik üreticileri 800 kelimelik bir konuyu 2000 kelimeye çıkarmak için gereksiz tekrarlar eklemeye başladı.
Sonuç?
Okuyucu 2000 kelime görüyor ama aradığı cevabı hâlâ bulamıyor.
[color=]Web Okuyucusu Neden Uzun Yazılardan Kaçabiliyor?[/color]
Burada bilimsel kullanıcı araştırmaları oldukça öğretici.
Nielsen Norman Group'un 2008 tarihli analizinde ortalama bir web sayfasında kullanıcıların mevcut süre içinde metnin en fazla yaklaşık yüzde 28'ini okuyabilecek zamanı olduğu hesaplandı; gerçekçi okumada bu oranın yaklaşık yüzde 20'lere düşebileceği belirtildi.
Nielsen Norman Group
Bu veri “kimse uzun yazı okumaz” anlamına gelmiyor. Tam tersine, insanların değerli buldukları uzun yazıları okuyabildiğini gösteriyor.
2013'te yapılan daha sonraki analizler de kullanıcıların belirli bölümlere odaklanabildiğinde tarama davranışından gerçek okumaya geçebildiğini ortaya koyuyor.
Nielsen Norman Group
Bence forumlar bunun güzel bir örneği.
Bir forumda 2500 kelimelik otomobil deneyimini baştan sona okuyan insanlar görebiliriz. Çünkü metinde gerçek deneyim vardır. Yazar “arabayı aldım, şu kadar kilometre yaptım, şu sorunla karşılaştım, servise gittim, sonuç şu oldu” diye anlatıyorsa okuyucu bunu sıradan SEO metninden farklı algılar.
Aynı uzunlukta “Otomobil satın alırken dikkat edilmesi gerekenler” başlığı altında genel geçer cümleler varsa 300 kelime bile fazla gelebilir.
[color=]Kadın ve Erkek Okuyucular Konuya Aynı Yerden mi Bakıyor?[/color]
Bu konuda biraz dikkatli olmak gerekiyor. “Erkekler kısa yazıları sever, kadınlar ayrıntılı yazıları sever” gibi kesin cümleler bilimsel açıdan savunulabilir değil.
Psikoloji alanındaki geniş meta-analizler, kadınlar ve erkekler arasındaki ortalama psikolojik farkların çoğunun küçük olduğunu gösteriyor. 106 meta-analizi bir araya getiren kapsamlı bir metasentezde ortalama mutlak cinsiyet farkı etki büyüklüğü yaklaşık d = 0,21 olarak hesaplanmış ve farklılıkların çoğunun küçük veya çok küçük olduğu bulunmuştu.
PubMed
Dolayısıyla forum yazısında “erkek okuyucu kesinlikle sonuç ister, kadın okuyucu kesinlikle empati ister” demek doğru olmaz.
Ama farklı iletişim tercihlerini tartışmak yine de ilginç.
Bazı erkek okuyucular bir makalede doğrudan sonuca, karşılaştırmaya, maliyete ve uygulanabilir bilgiye ulaşmak isteyebilir. “Hangisini almalıyım?”, “Avantajı ne?”, “Maliyeti kaç lira?”, “Sonuç ne?” gibi sorular öncelikli olabilir.
Bazı kadın okuyucular ise aynı konuya deneyim, topluluk, kullanıcı hikâyesi ve sosyal etkiler üzerinden yaklaşabilir. “Bunu kullananların deneyimi nasıl?”, “Aile açısından ne değişiyor?”, “İnsanlar bu konuda ne düşünüyor?” gibi sorular daha önemli hale gelebilir.
Fakat bunun tam tersi de pekâlâ mümkündür.
Stratejik ve sonuç odaklı kadınlar olduğu gibi, son derece empatik ve topluluk odaklı erkekler de vardır.
Üstelik kişinin yaşı, eğitimi, mesleği, kültürü, kişilik yapısı ve konuya olan ilgisi çoğu zaman cinsiyetten çok daha açıklayıcı olabilir.
Empati araştırmaları da bu konuda ilginç bir tablo ortaya koyuyor. Bazı çalışmalarda kadınların öz-bildirim ölçeklerinde daha yüksek empati puanları aldığı görülürken, deneysel ölçümlerde farkların çok daha küçük olduğu veya ortadan kalkabildiği görülüyor. Örneğin 10.802 kişilik bir araştırmada deneysel empati ölçümlerindeki cinsiyet farklarının çok küçük olduğu, buna karşılık öz-bildirimlerde kadınların daha yüksek puan verdiği raporlandı.
PubMed
Başka bir büyük çalışma da anketlerde kadınların daha yüksek empati bildirdiğini, ancak EEG ölçümlerinin aynı farkı desteklemediğini buldu. Araştırmacılar sosyal beklentilerin sonuçları etkileyebileceğini özellikle tartıştı.
PubMed
Dolayısıyla benim buradan çıkardığım sonuç şu:
İyi bir makale hem sonuç arayan okuyucuya hem de bağlam arayan okuyucuya alan bırakmalı.
Bir tabloda fiyatı verebilir, ardından gerçek kullanıcı deneyimini anlatabiliriz. Önce sonucu söyleyip sonra “neden?” sorusunu açıklayabiliriz.
Böylece tek bir okuyucu tipine göre yazmak yerine farklı okuma biçimlerine hitap etmiş oluruz.
[color=]1000 Kelimelik Bir Yazı Nasıl Doldurulmalı?[/color]
Bence burada “doldurmak” kelimesi özellikle tehlikeli.
Bir makale 1000 kelime olacak diye aynı fikri beş farklı şekilde söylemek yerine, konuyu farklı katmanlara ayırmak gerekiyor.
Örneğin “Bir makale kaç kelime olmalı?” konusunu ele alıyorsak:
İlk bölümde kelime sayısının neden önemli görüldüğünü açıklayabiliriz.
İkinci bölümde okuyucu davranışını inceleyebiliriz.
Üçüncü bölümde SEO boyutuna geçebiliriz.
Dördüncü bölümde farklı makale türlerinin uzunluklarını karşılaştırabiliriz.
Beşinci bölümde okunabilirliği ele alabiliriz.
Altıncı bölümde kadın ve erkek okuyucular açısından farklı iletişim tercihlerini tartışabiliriz.
Son bölümde ise gelecekte yapay zekânın içerik uzunluğu üzerindeki etkisini inceleyebiliriz.
Böylece 1000 kelimeye ulaşmak için kelime eklemeyiz; yeni fikirler ekleriz.
Purdue University'nin yazma süreci üzerine materyallerinde de yazmaya başlamadan önce amaç, hedef kitle, tür, uygun üslup ve ihtiyaç duyulan araştırmanın belirlenmesi öneriliyor.
Purdue OWL
Bana göre bu, kelime sayısından daha değerli bir başlangıç noktası.
Önce “Kime yazıyorum?” sorusunu cevaplamak gerekiyor.
Sonra “Bu kişi yazının sonunda ne öğrenmiş olacak?” diye sormalıyız.
[color=]Kültür, Ekonomi ve Bilim Bu Konuyu Nasıl Değiştiriyor?[/color]
Makale uzunluğu aslında yalnızca yazarlık meselesi değil.
Kültür bile okuyucunun uzun metne yaklaşımını etkileyebilir. Akademik kültürde uzun ve kaynaklı metin ciddiyet göstergesi olarak algılanabilirken, sosyal medyada aynı uzunluk kullanıcıyı yorabilir.
Ekonomik açıdan da farklılık var.
Bir şirketin ürün sayfasında 2500 kelimelik metin yerine hızlı karşılaştırma tablosu çok daha etkili olabilir. Buna karşılık yüksek fiyatlı bir ürün satın alacak kişi daha uzun araştırma yapabilir. İnsanlar 20 liralık bir ürünle 200 bin liralık bir ürün hakkında aynı bilgi ihtiyacına sahip değildir.
Burada içerik uzunluğu aslında karar maliyetiyle bağlantılı hale geliyor.
Bir tüketici ne kadar büyük bir karar verecekse, daha fazla bilgi arama ihtimali de artıyor.
Bilimsel makalelerde ise durum daha farklı. Bilimsel çalışmanın uzunluğu, araştırmanın yöntemini, verilerini, sınırlılıklarını ve sonuçlarını açıklama gereksiniminden kaynaklanıyor. Burada gereksiz kısalık da en az gereksiz uzunluk kadar problemli olabilir.
Yani tek bir “ideal kelime sayısı” aramak, farklı içerik ekosistemlerini aynı cetvelle ölçmek anlamına geliyor.
[color=]Yapay Zekâ Çağında Kelime Sayısı Daha da Önemsizleşebilir mi?[/color]
Bence geleceğin en önemli tartışmalarından biri bu olacak.
Yapay zekâ sayesinde 3000 kelimelik bir metin üretmek artık teknik açıdan çok zor değil. Fakat sorun şu: 3000 kelime üretmek ile 3000 kelimelik değer üretmek aynı şey değil.
İnternette yapay zekâ tarafından üretilmiş, birbirine benzeyen yüzlerce hatta binlerce içerik çoğaldıkça okuyucunun aradığı şey sadece uzunluk olmayacak.
İnsanlar “Bu yazıyı neden okuyayım?” diye soracak.
İşte burada ilk elden deneyim, özgün analiz, gerçek veri, kaynak değerlendirmesi ve yazarın kendi düşüncesi daha önemli hale gelebilir.
Bence gelecekte iyi makale şu özellikleri taşıyacak:
Kısa cevap + derinlemesine açıklama + güvenilir veri + gerçek deneyim + özgün yorum.
Yani okuyucu isterse ilk 30 saniyede temel cevabı alacak, isterse 15 dakika ayırıp konunun derinine inebilecek.
Bu yapı, uzun makale ile kısa içerik arasındaki klasik tartışmayı da biraz anlamsızlaştırıyor.
[color=]Benim İçin İdeal Makale Uzunluğu Ne?[/color]
Kendi yazılarım açısından düşünürsem, kapsamlı bir internet makalesinde 1000-1500 kelimeyi başlangıç noktası olarak oldukça kullanışlı buluyorum.
Fakat bunu kesin sınır olarak görmem.
Bir konu 750 kelimede eksiksiz açıklanabiliyorsa 1500 kelimeye çıkarmam.
Tersine, 1500 kelimeye gelmiş olmama rağmen okuyucunun doğal olarak soracağı üç önemli soru daha varsa yazıyı orada kesmem.
Önemli olan kelime sayacını değil, cevapsız kalan soruları takip etmek.
Microsoft Word gibi araçların kelime sayısını ve okunabilirlik istatistiklerini göstermesi teknik açıdan faydalı. Word ayrıca cümle uzunluğu ve kelime başına hece gibi unsurlardan yararlanan okunabilirlik ölçümleri sunuyor.
Microsoft Destek
+1
Ama bunlar da sadece yardımcı göstergeler.
Çünkü okunabilirlik formülü, bir metnin gerçekten ilginç olup olmadığını anlayamaz.
Bir insanın “Bunu yıllardır merak ediyordum” demesini hiçbir kelime sayacı ölçemez.
[color=]Asıl Ölçü: Okuyucu Yazıdan Ne Kazandı?[/color]
Bence makale uzunluğunu değerlendirmenin en güzel yolu yazının sonunda kendimize birkaç soru sormak:
Bu yazı okuyucunun sorusunu gerçekten cevaplıyor mu?
Aynı bilgiyi gereksiz şekilde tekrar ediyor muyum?
Her bölüm yeni bir şey söylüyor mu?
Verdiğim istatistikler güvenilir mi?
Kendi yorumum kaynakların söylediklerinden ayrılıyor mu?
Okuyucu farklı bir görüşü anlayabiliyor mu?
Metni tarayan kişi başlıklardan istediği bölümü bulabiliyor mu?
Yazıyı baştan sona okuyan kişi konu hakkında gerçekten daha bilgili hale geliyor mu?
Eğer cevaplar olumluysa 900 kelimelik makale de başarılı olabilir, 3000 kelimelik makale de.
Ama 2000 kelime boyunca hiçbir yeni fikir üretmiyorsak, o yazının 2000 kelime olması bir başarı değil; aksine editoryal bir sorun.
[color=]Forum İçin Asıl Tartışılması Gereken Soru[/color]
Ben artık “Bir makale kaç kelime olmalı?” sorusuna tek bir rakam vermenin doğru olmadığını düşünüyorum.
Makale, anlatmak istediği şeyi eksiksiz fakat gereksiz yük oluşturmadan anlatabilecek kadar uzun olmalı.
SEO açısından da Google'ın söylediği temel yaklaşım bu yönde: kelime uzunluğunun kendisi için belirlenmiş sihirli bir sayı yok.
Google for Developers
Okuyucu davranışı açısından ise uzun metinlerin okunmadığını söylemek de fazla basit. Araştırmalar insanların web üzerinde çoğu zaman tarama yaptığını gösteriyor; fakat doğru yapılandırılmış, değerli ve hedefe yönelik içerikte daha derin okumaya geçebiliyorlar.
Nielsen Norman Group
+1
Dolayısıyla belki de gelecekte “1000 kelime mi, 1500 kelime mi?” tartışması yerine şunu konuşmamız gerekecek:
Bir metnin değerini kelime sayısıyla mı, yoksa okuyucunun kazandığı bilgiyle mi ölçmeliyiz?
Bir başka ilginç soru da şu: Yapay zekâ sayesinde herkes saniyeler içinde 2000 kelimelik içerik üretebildiğinde, 2000 kelime hâlâ bir “uzun içerik” göstergesi olacak mı?
Ve daha da önemlisi, forumlarda sizce insanlar gerçekten uzun yazılardan mı kaçıyor, yoksa söyleyecek sözü olmayan uzun yazılardan mı kaçıyor?
Bence asıl ayrım tam burada başlıyor. Çünkü iyi yazılmış 1500 kelime göz açıp kapayıncaya kadar bitebilir; kötü yazılmış 500 kelime ise insana çok daha uzun gelebilir.