Kaan
Yeni Üye
Başının Etini Yemek Ne Demek? Deyimin Anlamı, Kullanımı ve Kadın-Erkek Bakış Açılarının Karşılaştırması
[color=]Başının Etini Yemek Ne Demek? Günlük Hayatta Aslında Ne Anlatıyoruz?[/color]
“Başının etini yeme artık!” cümlesini muhtemelen hepimiz en az birkaç kez duymuşuzdur. Bazen bir annenin çocuğuna, bazen arkadaşına sürekli aynı şeyi anlatan birinin karşısındakine, bazen de eşlerin veya sevgililerin tartışması sırasında kullanılan oldukça tanıdık bir ifade. İlk duyulduğunda oldukça sert, hatta gerçek anlamıyla düşünülünce tuhaf bir deyim. Peki gerçekten ne demek?
Türkçede “başının etini yemek”, bir kişiyi bezdirecek, bıktıracak veya rahatsız edecek biçimde sürekli konuşmak, aynı şeyi tekrar tekrar söylemek ya da ısrarla bir şey istemek anlamında kullanılıyor. TDK kaynaklı sözlük açıklamalarında da deyim, karşısındakini bıktırıncaya kadar sürekli konuşmak veya söylemek şeklinde tanımlanıyor.
Burada ilginç olan nokta şu: Deyim yalnızca “çok konuşmak” anlamına gelmiyor. Konuşmanın karşı tarafta yarattığı bıkkınlık ve ısrarın yoğunluğu da anlamın önemli bir parçası.
Örneğin:
“Annem sabahtan beri tatile ne zaman çıkacağımızı soruyor, başımın etini yedi.”
“Çocuklar parka gitmek için başımın etini yedi.”
“Bu konuyu artık konuşmayalım, başımın etini yedin.”
Üç örnekte de ortak nokta, konuşmanın miktarından çok tekrarlanan talep ve karşı tarafın artık bunalmış olmasıdır.
Peki bu deyimi kadınların ve erkeklerin bakış açısından değerlendirmek mümkün mü? Bence burada ilginç bir tartışma başlıyor. Ancak “erkekler böyledir, kadınlar şöyledir” şeklinde kesin hükümler vermek yerine, farklı iletişim biçimlerini ve toplumsal deneyimleri karşılaştırmak gerekiyor. Çünkü araştırmalar, kadınlar ve erkekler arasında iletişim açısından bazı ortalama farklılıklar bulsa da bu farklılıkların çoğunun küçük olduğunu ve bağlama göre değişebildiğini gösteriyor.
[color=]Deyimin Temel Anlamı: Çok Konuşmaktan Daha Fazlası[/color]
“Başının etini yemek” ifadesini “çok konuşmak” şeklinde açıklamak eksik kalır. Bir insan saatlerce konuşabilir ama karşısındaki onun başının etini yiyor olarak görülmeyebilir. Buna karşılık yalnızca birkaç dakika içinde aynı talebi defalarca tekrarlayan biri bu deyimle tanımlanabilir.
Dolayısıyla deyimin üç temel unsurundan söz edebiliriz:
1. Tekrar: Aynı konu veya talep yeniden gündeme getirilir.
2. Israr: Karşı tarafın ilk cevabı yeterli görülmez.
3. Bıkkınlık: Dinleyen kişi artık konuşmanın kendisinden rahatsız olmaya başlar.
Mesela bir arkadaşınızdan “Yarın beni havaalanına bırakabilir misin?” diye sormanız normal bir rica olabilir. Arkadaşınız “Programıma bakmam gerekiyor” dediğinde konuyu birkaç saat sonra tekrar açmanız anlaşılabilir. Fakat bunu gün boyunca sürekli tekrarlarsanız, artık davranış “başının etini yemek” şeklinde yorumlanabilir.
Bu açıdan deyimin merkezinde iletişimin niceliğinden çok iletişimin karşı tarafta oluşturduğu baskı vardır.
[color=]Erkeklerin Bakış Açısı: “Önce Sorun Ne, Kaç Kez Söylendi?”[/color]
Burada özellikle erkeklerin bakış açısını “objektif”, kadınlarınkini ise otomatik olarak “duygusal” kabul etmek doğru olmaz. Araştırmalar bu kadar keskin bir ayrımı desteklemiyor. Hyde'ın kapsamlı derlemesi, kadınlarla erkeklerin psikolojik özelliklerinin büyük bölümünde birbirine sanıldığından daha yakın olduğunu ortaya koyan “cinsiyet benzerlikleri hipotezi”ni tartışıyor.
Yine de günlük hayatta bazı insanların “başının etini yemek” deyimini daha ölçülebilir bir iletişim problemi olarak ele aldığı görülüyor.
Örneğin şöyle bir yaklaşım düşünelim:
“Bu konuyu üç kez konuştuk. Kararımız belli. Aynı sorunun dördüncü kez gündeme gelmesinin sonucu değiştirmesi mümkün değil.”
Bu bakış açısı konuşmanın sıklığına, tekrarına ve sonucuna odaklanıyor.
Özellikle iş ortamında bu yaklaşım daha belirgin olabilir. Bir çalışan aynı konuda sürekli hatırlatma yapıyorsa yönetici bunu “ısrar”, “verimsiz iletişim” veya “gereksiz tekrar” olarak değerlendirebilir. Burada kişinin kadın veya erkek olması yerine görev, hiyerarşi, iletişim kültürü ve konunun önemi daha belirleyici olabilir.
Fakat bu yaklaşımın da bir sınırı var.
Çünkü sürekli soru sormak her zaman gereksiz ısrar anlamına gelmez. Bazen kişi gerçekten cevap alamadığı için konuyu tekrar açıyordur.
Örneğin:
“Toplantıda bu konuyu konuşalım.”
denilmiş fakat toplantıda konu hiç açılmamışsa, tekrar hatırlatmak “başının etini yemek” değil, çözülmemiş bir meselenin peşini bırakmamak olabilir.
İşte deyimin yorumunda bağlam bu yüzden çok önemli.
[color=]Kadınların Bakış Açısı: Aynı Davranış Neden “İlgi” veya “Baskı” Olarak Algılanabilir?[/color]
Kadınların iletişimini otomatik biçimde “duygusal” olarak tanımlamak bilimsel açıdan fazla genelleyici olur. Bununla birlikte bazı araştırmalar, kadınların belirli iletişim bağlamlarında destekleyici ve ilişki odaklı konuşma biçimlerini biraz daha fazla kullanabildiğini gösteriyor.
Örneğin Leaper ve Ayres'in meta-analitik çalışmasında kadınların ortalamada daha fazla ilişki destekleyici konuşma, erkeklerin ise biraz daha fazla iddialı konuşma eğilimi gösterdiği bulunmuş; ancak ortalama etkilerin genel olarak küçük olduğu ve bağlama göre değiştiği belirtilmiştir.
Bu ayrım “kadınlar duygusal, erkekler mantıklı” anlamına gelmez.
Daha doğru yorum şu olabilir:
İletişimde hangi amacın ön plana çıktığı kişiden kişiye ve duruma göre değişebilir.
Bir kişi aynı soruyu tekrar tekrar sorarak karşısındakinden yalnızca bilgi istemiyor olabilir. Güvence arıyor olabilir.
Örneğin:
“Bana kızgın değilsin, değil mi?”
“Hayır.”
“Gerçekten kızgın değilsin?”
“Hayır.”
“Emin misin?”
Dışarıdan bakıldığında bu konuşma kolayca “başının etini yemek” şeklinde değerlendirilebilir. Fakat burada tekrarlanan soru bilgi eksikliğinden ziyade duygusal güvence arayışından kaynaklanıyor olabilir.
Benzer şekilde bir erkek de aynı davranışı gösterebilir:
“Bu iş ne zaman bitecek?”
“Yarın.”
“Kesin yarın mı?”
“Evet.”
“Peki saat kaçta?”
Dolayısıyla davranışın kendisini doğrudan cinsiyetle açıklamak yerine, kişinin iletişim amacını anlamaya çalışmak daha sağlıklı.
[color=]Veriler Ne Söylüyor? Kadınlar Gerçekten Daha mı Çok Konuşuyor?[/color]
Bu konuya veri açısından bakınca ilginç bir tablo ortaya çıkıyor.
Leaper ve Ayres'in 2007 tarihli meta-analizinde yetişkinlerin konuşkanlığı, destekleyici konuşması ve iddialı konuşması incelendi. Araştırmacılar ortalama cinsiyet farklarının oldukça küçük olduğunu bildirdi. Hatta konuşkanlık açısından popüler beklentinin aksine, incelenen örneklemlerde erkeklerin ortalama olarak biraz daha fazla konuştuğu bulundu; ancak etki büyüklüğü çok küçüktü.
Başka bir meta-analizde kadınların daha temkinli veya ihtiyatlı dil kullanma eğilimi bulundu, fakat burada da etki küçük çıktı ve konuşmanın yapıldığı ortam, katılımcıların birbirini tanıyıp tanımaması, grup büyüklüğü ve konuşmanın süresi gibi faktörlerin sonuçları değiştirdiği görüldü.
Yani “kadınlar daha çok konuşur ve bu nedenle başkasının başının etini daha fazla yer” şeklindeki basit bir denklem veriler tarafından desteklenmiyor.
Hatta bazı araştırmalar, kadın ve erkeklerin iletişim biçimlerinin bağlama göre tersine dönebileceğini gösteriyor. Bu nedenle tek başına cinsiyet üzerinden yorum yapmak yerine kişilik, ilişki biçimi, sosyal rol, konu ve ortam gibi değişkenleri de hesaba katmak gerekiyor.
[color=]Duygusal ve Toplumsal Boyut Neden Önemli?[/color]
“Başının etini yemek” deyiminin ilginç taraflarından biri, davranıştan çok davranışın nasıl algılandığını anlatmasıdır.
Aynı cümleyi iki farklı insan söylediğinde sonuç farklı olabilir.
Bir anne çocuğuna:
“Dersini yaptın mı?”
diye soruyor.
Çocuk:
“Yapacağım.”
diyor.
Anne yarım saat sonra tekrar soruyor.
“Dersini yaptın mı?”
Çocuk bunu “başımın etini yiyor” şeklinde algılayabilir.
Fakat annenin açısından bakıldığında durum tamamen farklı olabilir. Çocuğun sorumluluğunu yerine getirip getirmediğini takip etmek onun ebeveynlik rolünün bir parçasıdır.
Burada toplumsal roller devreye giriyor.
Benzer biçimde iş yerinde bir kadın çalışanın aynı konuyu tekrar tekrar takip etmesi “fazla ısrarcı” şeklinde yorumlanabilirken, erkek bir çalışanın aynı davranışı “takipçi”, “kararlı” veya “sonuç odaklı” şeklinde yorumlanabilir. Böyle bir algı farkının gerçekten var olup olmadığı ise her olay özelinde ayrıca incelenmelidir; bunu otomatik bir kadın-erkek kuralı olarak kabul etmek doğru olmaz.
Nitekim iletişim araştırmalarında sosyal bağlamın önemli olduğu özellikle vurgulanıyor. Dil kullanımındaki cinsiyet farklılıklarını inceleyen çalışmalar, kurum, konuşma amacı ve kişiler arasındaki ilişki gibi değişkenlerin sonuçlar üzerinde ciddi etkisi olabileceğini gösteriyor.
[color=]“Başının Etini Yemek” ile “Israr Etmek” Aynı Şey mi?[/color]
Tam olarak aynı değiller.
Israr etmek, bir isteği veya düşünceyi tekrar tekrar dile getirmektir.
Başının etini yemek ise bu ısrarın karşı tarafı bıktıracak veya bezdirecek seviyeye geldiğini ifade eder.
Örneğin:
“Arkadaşım sinemaya gelmem için ısrar etti.”
daha nötr bir ifadedir.
“Arkadaşım sinemaya gelmem için başımın etini yedi.”
dediğimizde ise konuşanın artık bundan rahatsız olduğunu anlarız.
Dolayısıyla deyimde önemli bir öznel değerlendirme bulunur.
Bir kişinin “ısrarı”, başka bir kişi için “başının etini yemek” olabilir.
Bu nedenle deyimi kullanırken aslında yalnızca karşı tarafın davranışını değil, kendi tahammül sınırımızı da ifade etmiş oluruz.
[color=]Günlük Hayattan Farklı Örnekler[/color]
Bir arkadaşınız:
“Hafta sonu geliyor musun?”
diye soruyor.
Bir kez sorması normal.
“Kesin geliyorsun, değil mi?”
diye tekrar sorması ısrar olabilir.
“Bak gelmezsen çok bozulurum, neden gelmiyorsun, kaç kere söyleyeceğim, gel işte…”
şeklinde devam ederse artık “başımın etini yedi” demek oldukça doğal hale gelir.
Bir başka örnek ilişkilerden:
“Beni neden aramadın?”
“Yoğundum.”
“Tamam.”
Aradan birkaç saat geçiyor:
“Gerçekten neden aramadın?”
Bu sorunun tekrar edilmesi, karşı taraf açısından bıkkınlık yaratabilir.
Fakat burada da başka bir ihtimal var: Kişi gerçekten kendisini değersiz hissetmiş ve açıklama bekliyor olabilir.
Bu nedenle deyimi kullanmak iletişimde sorunu çözmez. Hatta bazen karşı tarafın asıl ihtiyacını görünmez hale getirebilir.
[color=]Asıl Mesele Cinsiyet Değil, İletişimin Neden Tekrarlandığı[/color]
Bence “başının etini yemek” deyimini kadın-erkek karşılaştırması üzerinden değerlendirirken en önemli nokta burada.
Bir insan neden aynı şeyi tekrar tekrar söyler?
Çünkü karşı taraf onu dinlemiyor olabilir.
Çünkü istediği cevap verilmemiş olabilir.
Çünkü kaygılı olabilir.
Çünkü kontrolü kaybetmekten korkuyor olabilir.
Çünkü gerçekten gereksiz yere ısrar ediyor olabilir.
Çünkü daha önce defalarca söz verilmiş ama sonuç alınamamış olabilir.
Bu nedenlerin tamamı aynı davranışın arkasında bulunabilir.
Dolayısıyla “çok konuşuyor” demek, davranışın nedenini açıklamaz.
Araştırmaların da gösterdiği gibi kadın ve erkek iletişimindeki ortalama farklılıklar çoğu durumda küçük ve bağlama duyarlıdır.
Bu yüzden “erkek objektif, kadın duygusal” formülü yerine daha açıklayıcı bir soru sormak gerekiyor:
Bu kişi neden aynı şeyi tekrar tekrar söylemek zorunda hissediyor?
İşte bu soru, deyimin yüzeydeki anlamından daha derin bir iletişim sorununa ulaşmamızı sağlayabilir.
[color=]Deyimin Kültürel ve Dilsel İlginçliği[/color]
“Başının etini yemek” aynı zamanda Türkçenin anlatım gücünü gösteren güzel deyimlerden biri.
Gerçek anlamıyla bir insanın başının etini yemek mümkün değil; fakat mecaz yoluyla “karşı tarafı sürekli konuşmayla bunaltmak” oldukça güçlü biçimde anlatılıyor.
TDK'nin ağız araştırmalarında da deyimin bazı yörelerde farklı biçimlerde karşılıklarının bulunduğu görülüyor. Karabük ve Niğde ağızlarında “başının etini yemek” deyiminin “dilden dişten yemek” biçiminde kullanıldığı kaydedilmiş.
Bu da deyimlerin yalnızca sözlüklerde duran kalıplar olmadığını, farklı bölgelerde yaşayan insanların konuşma kültürleri içinde değişebildiğini gösteriyor.
[color=]Forumda Asıl Tartışılması Gereken Sorular[/color]
Bence bu deyim üzerine tartışırken “Kadınlar mı erkekler mi daha çok başkasının başının etini yer?” sorusundan ziyade şu sorular daha anlamlı:
Bir insanın aynı konuyu tekrar tekrar gündeme getirmesi ne zaman haklı bir ısrar, ne zaman bunaltıcı bir davranış olur?
Birinin sizi gerçekten dinlemediğini düşünüyorsanız, konuyu yeniden açmanız “başının etini yemek” sayılır mı?
İlişkilerde güvence istemek ile karşı tarafı bunaltmak arasındaki sınır nerede başlıyor?
Anne-babaların çocuklarına aynı şeyi defalarca söylemesi gerçekten “başının etini yemek” midir, yoksa ebeveynlik sorumluluğunun doğal bir sonucu mudur?
İş hayatında aynı konunun tekrar tekrar takip edilmesi hangi noktada “ısrarcılık”, hangi noktada “sorumluluk” olarak değerlendirilmelidir?
Ve en önemlisi: Sizce bir davranışın “başının etini yemek” olarak nitelendirilmesinde kişinin cinsiyetinden çok ilişkinin niteliği ve iletişimin amacı mı belirleyicidir?
Benim açımdan deyimin en ilginç tarafı tam da burada. “Başının etini yemek” yalnızca fazla konuşmayı değil, karşılıklı iletişimde sınırların nerede başladığını anlatıyor. Bir tarafın ısrarı, diğer tarafın sabrını aştığında deyim devreye giriyor.
Bu yüzden bir sonraki sefer biri size “Başımın etini yiyorsun!” dediğinde yalnızca “Ben çok mu konuşuyorum?” diye düşünmek yerine, “Ben neden bunu tekrar tekrar söylüyorum ve karşımdaki neden artık bundan rahatsız oluyor?” sorusunu sormak belki de daha açıklayıcı olabilir.
[color=]Kaynaklar ve Güvenilir Referanslar[/color]
- Türk Dil Kurumu sözlük kaynaklarında “başının etini yemek” deyimi, karşısındakini bezdirinceye veya bıktırıncaya kadar sürekli konuşmak ya da söylemek şeklinde açıklanmaktadır.
- Hyde, J. S. (2014). Gender Similarities and Differences, Annual Review of Psychology. Çalışma, kadınlar ve erkekler arasındaki psikolojik farklılıkların büyük bölümünün küçük veya bağlama bağlı olduğunu incelemektedir.
- Leaper, C. & Ayres, M. M. (2007). A Meta-Analytic Review of Gender Variations in Adults' Language Use. Çalışma konuşkanlık, destekleyici ve iddialı konuşma biçimlerindeki ortalama cinsiyet farklarını meta-analiz yöntemiyle incelemektedir.
- Leaper, C. & Robnett, R. D. (2011). Women Are More Likely Than Men to Use Tentative Language, Aren't They? 29 çalışma ve 3.502 katılımcının değerlendirildiği meta-analizde küçük bir fark bulunmuş, bağlamsal faktörlerin etkisi ayrıca vurgulanmıştır.
- JAMA'da yayımlanan meta-analitik inceleme, kadın ve erkek hekimlerin hasta iletişiminde bazı farklılıklar gösterdiğini; ancak biyomedikal bilgi verme miktarı ve biçiminde belirgin cinsiyet farkı bulunmadığını bildirmiştir.
Cinsiyet kalıplarını daha dengeli yeniden çerçeveleKaynak listesini metin içi atıflarla eşleştir
Cinsiyet kalıplarını daha dengeli yeniden çerçevele
Kaynak listesini metin içi atıflarla eşleştir
Girişi forum tartışmasına daha güçlü bağla
[color=]Başının Etini Yemek Ne Demek? Günlük Hayatta Aslında Ne Anlatıyoruz?[/color]
“Başının etini yeme artık!” cümlesini muhtemelen hepimiz en az birkaç kez duymuşuzdur. Bazen bir annenin çocuğuna, bazen arkadaşına sürekli aynı şeyi anlatan birinin karşısındakine, bazen de eşlerin veya sevgililerin tartışması sırasında kullanılan oldukça tanıdık bir ifade. İlk duyulduğunda oldukça sert, hatta gerçek anlamıyla düşünülünce tuhaf bir deyim. Peki gerçekten ne demek?
Türkçede “başının etini yemek”, bir kişiyi bezdirecek, bıktıracak veya rahatsız edecek biçimde sürekli konuşmak, aynı şeyi tekrar tekrar söylemek ya da ısrarla bir şey istemek anlamında kullanılıyor. TDK kaynaklı sözlük açıklamalarında da deyim, karşısındakini bıktırıncaya kadar sürekli konuşmak veya söylemek şeklinde tanımlanıyor.
Burada ilginç olan nokta şu: Deyim yalnızca “çok konuşmak” anlamına gelmiyor. Konuşmanın karşı tarafta yarattığı bıkkınlık ve ısrarın yoğunluğu da anlamın önemli bir parçası.
Örneğin:
“Annem sabahtan beri tatile ne zaman çıkacağımızı soruyor, başımın etini yedi.”
“Çocuklar parka gitmek için başımın etini yedi.”
“Bu konuyu artık konuşmayalım, başımın etini yedin.”
Üç örnekte de ortak nokta, konuşmanın miktarından çok tekrarlanan talep ve karşı tarafın artık bunalmış olmasıdır.
Peki bu deyimi kadınların ve erkeklerin bakış açısından değerlendirmek mümkün mü? Bence burada ilginç bir tartışma başlıyor. Ancak “erkekler böyledir, kadınlar şöyledir” şeklinde kesin hükümler vermek yerine, farklı iletişim biçimlerini ve toplumsal deneyimleri karşılaştırmak gerekiyor. Çünkü araştırmalar, kadınlar ve erkekler arasında iletişim açısından bazı ortalama farklılıklar bulsa da bu farklılıkların çoğunun küçük olduğunu ve bağlama göre değişebildiğini gösteriyor.
[color=]Deyimin Temel Anlamı: Çok Konuşmaktan Daha Fazlası[/color]
“Başının etini yemek” ifadesini “çok konuşmak” şeklinde açıklamak eksik kalır. Bir insan saatlerce konuşabilir ama karşısındaki onun başının etini yiyor olarak görülmeyebilir. Buna karşılık yalnızca birkaç dakika içinde aynı talebi defalarca tekrarlayan biri bu deyimle tanımlanabilir.
Dolayısıyla deyimin üç temel unsurundan söz edebiliriz:
1. Tekrar: Aynı konu veya talep yeniden gündeme getirilir.
2. Israr: Karşı tarafın ilk cevabı yeterli görülmez.
3. Bıkkınlık: Dinleyen kişi artık konuşmanın kendisinden rahatsız olmaya başlar.
Mesela bir arkadaşınızdan “Yarın beni havaalanına bırakabilir misin?” diye sormanız normal bir rica olabilir. Arkadaşınız “Programıma bakmam gerekiyor” dediğinde konuyu birkaç saat sonra tekrar açmanız anlaşılabilir. Fakat bunu gün boyunca sürekli tekrarlarsanız, artık davranış “başının etini yemek” şeklinde yorumlanabilir.
Bu açıdan deyimin merkezinde iletişimin niceliğinden çok iletişimin karşı tarafta oluşturduğu baskı vardır.
[color=]Erkeklerin Bakış Açısı: “Önce Sorun Ne, Kaç Kez Söylendi?”[/color]
Burada özellikle erkeklerin bakış açısını “objektif”, kadınlarınkini ise otomatik olarak “duygusal” kabul etmek doğru olmaz. Araştırmalar bu kadar keskin bir ayrımı desteklemiyor. Hyde'ın kapsamlı derlemesi, kadınlarla erkeklerin psikolojik özelliklerinin büyük bölümünde birbirine sanıldığından daha yakın olduğunu ortaya koyan “cinsiyet benzerlikleri hipotezi”ni tartışıyor.
Yine de günlük hayatta bazı insanların “başının etini yemek” deyimini daha ölçülebilir bir iletişim problemi olarak ele aldığı görülüyor.
Örneğin şöyle bir yaklaşım düşünelim:
“Bu konuyu üç kez konuştuk. Kararımız belli. Aynı sorunun dördüncü kez gündeme gelmesinin sonucu değiştirmesi mümkün değil.”
Bu bakış açısı konuşmanın sıklığına, tekrarına ve sonucuna odaklanıyor.
Özellikle iş ortamında bu yaklaşım daha belirgin olabilir. Bir çalışan aynı konuda sürekli hatırlatma yapıyorsa yönetici bunu “ısrar”, “verimsiz iletişim” veya “gereksiz tekrar” olarak değerlendirebilir. Burada kişinin kadın veya erkek olması yerine görev, hiyerarşi, iletişim kültürü ve konunun önemi daha belirleyici olabilir.
Fakat bu yaklaşımın da bir sınırı var.
Çünkü sürekli soru sormak her zaman gereksiz ısrar anlamına gelmez. Bazen kişi gerçekten cevap alamadığı için konuyu tekrar açıyordur.
Örneğin:
“Toplantıda bu konuyu konuşalım.”
denilmiş fakat toplantıda konu hiç açılmamışsa, tekrar hatırlatmak “başının etini yemek” değil, çözülmemiş bir meselenin peşini bırakmamak olabilir.
İşte deyimin yorumunda bağlam bu yüzden çok önemli.
[color=]Kadınların Bakış Açısı: Aynı Davranış Neden “İlgi” veya “Baskı” Olarak Algılanabilir?[/color]
Kadınların iletişimini otomatik biçimde “duygusal” olarak tanımlamak bilimsel açıdan fazla genelleyici olur. Bununla birlikte bazı araştırmalar, kadınların belirli iletişim bağlamlarında destekleyici ve ilişki odaklı konuşma biçimlerini biraz daha fazla kullanabildiğini gösteriyor.
Örneğin Leaper ve Ayres'in meta-analitik çalışmasında kadınların ortalamada daha fazla ilişki destekleyici konuşma, erkeklerin ise biraz daha fazla iddialı konuşma eğilimi gösterdiği bulunmuş; ancak ortalama etkilerin genel olarak küçük olduğu ve bağlama göre değiştiği belirtilmiştir.
Bu ayrım “kadınlar duygusal, erkekler mantıklı” anlamına gelmez.
Daha doğru yorum şu olabilir:
İletişimde hangi amacın ön plana çıktığı kişiden kişiye ve duruma göre değişebilir.
Bir kişi aynı soruyu tekrar tekrar sorarak karşısındakinden yalnızca bilgi istemiyor olabilir. Güvence arıyor olabilir.
Örneğin:
“Bana kızgın değilsin, değil mi?”
“Hayır.”
“Gerçekten kızgın değilsin?”
“Hayır.”
“Emin misin?”
Dışarıdan bakıldığında bu konuşma kolayca “başının etini yemek” şeklinde değerlendirilebilir. Fakat burada tekrarlanan soru bilgi eksikliğinden ziyade duygusal güvence arayışından kaynaklanıyor olabilir.
Benzer şekilde bir erkek de aynı davranışı gösterebilir:
“Bu iş ne zaman bitecek?”
“Yarın.”
“Kesin yarın mı?”
“Evet.”
“Peki saat kaçta?”
Dolayısıyla davranışın kendisini doğrudan cinsiyetle açıklamak yerine, kişinin iletişim amacını anlamaya çalışmak daha sağlıklı.
[color=]Veriler Ne Söylüyor? Kadınlar Gerçekten Daha mı Çok Konuşuyor?[/color]
Bu konuya veri açısından bakınca ilginç bir tablo ortaya çıkıyor.
Leaper ve Ayres'in 2007 tarihli meta-analizinde yetişkinlerin konuşkanlığı, destekleyici konuşması ve iddialı konuşması incelendi. Araştırmacılar ortalama cinsiyet farklarının oldukça küçük olduğunu bildirdi. Hatta konuşkanlık açısından popüler beklentinin aksine, incelenen örneklemlerde erkeklerin ortalama olarak biraz daha fazla konuştuğu bulundu; ancak etki büyüklüğü çok küçüktü.
Başka bir meta-analizde kadınların daha temkinli veya ihtiyatlı dil kullanma eğilimi bulundu, fakat burada da etki küçük çıktı ve konuşmanın yapıldığı ortam, katılımcıların birbirini tanıyıp tanımaması, grup büyüklüğü ve konuşmanın süresi gibi faktörlerin sonuçları değiştirdiği görüldü.
Yani “kadınlar daha çok konuşur ve bu nedenle başkasının başının etini daha fazla yer” şeklindeki basit bir denklem veriler tarafından desteklenmiyor.
Hatta bazı araştırmalar, kadın ve erkeklerin iletişim biçimlerinin bağlama göre tersine dönebileceğini gösteriyor. Bu nedenle tek başına cinsiyet üzerinden yorum yapmak yerine kişilik, ilişki biçimi, sosyal rol, konu ve ortam gibi değişkenleri de hesaba katmak gerekiyor.
[color=]Duygusal ve Toplumsal Boyut Neden Önemli?[/color]
“Başının etini yemek” deyiminin ilginç taraflarından biri, davranıştan çok davranışın nasıl algılandığını anlatmasıdır.
Aynı cümleyi iki farklı insan söylediğinde sonuç farklı olabilir.
Bir anne çocuğuna:
“Dersini yaptın mı?”
diye soruyor.
Çocuk:
“Yapacağım.”
diyor.
Anne yarım saat sonra tekrar soruyor.
“Dersini yaptın mı?”
Çocuk bunu “başımın etini yiyor” şeklinde algılayabilir.
Fakat annenin açısından bakıldığında durum tamamen farklı olabilir. Çocuğun sorumluluğunu yerine getirip getirmediğini takip etmek onun ebeveynlik rolünün bir parçasıdır.
Burada toplumsal roller devreye giriyor.
Benzer biçimde iş yerinde bir kadın çalışanın aynı konuyu tekrar tekrar takip etmesi “fazla ısrarcı” şeklinde yorumlanabilirken, erkek bir çalışanın aynı davranışı “takipçi”, “kararlı” veya “sonuç odaklı” şeklinde yorumlanabilir. Böyle bir algı farkının gerçekten var olup olmadığı ise her olay özelinde ayrıca incelenmelidir; bunu otomatik bir kadın-erkek kuralı olarak kabul etmek doğru olmaz.
Nitekim iletişim araştırmalarında sosyal bağlamın önemli olduğu özellikle vurgulanıyor. Dil kullanımındaki cinsiyet farklılıklarını inceleyen çalışmalar, kurum, konuşma amacı ve kişiler arasındaki ilişki gibi değişkenlerin sonuçlar üzerinde ciddi etkisi olabileceğini gösteriyor.
[color=]“Başının Etini Yemek” ile “Israr Etmek” Aynı Şey mi?[/color]
Tam olarak aynı değiller.
Israr etmek, bir isteği veya düşünceyi tekrar tekrar dile getirmektir.
Başının etini yemek ise bu ısrarın karşı tarafı bıktıracak veya bezdirecek seviyeye geldiğini ifade eder.
Örneğin:
“Arkadaşım sinemaya gelmem için ısrar etti.”
daha nötr bir ifadedir.
“Arkadaşım sinemaya gelmem için başımın etini yedi.”
dediğimizde ise konuşanın artık bundan rahatsız olduğunu anlarız.
Dolayısıyla deyimde önemli bir öznel değerlendirme bulunur.
Bir kişinin “ısrarı”, başka bir kişi için “başının etini yemek” olabilir.
Bu nedenle deyimi kullanırken aslında yalnızca karşı tarafın davranışını değil, kendi tahammül sınırımızı da ifade etmiş oluruz.
[color=]Günlük Hayattan Farklı Örnekler[/color]
Bir arkadaşınız:
“Hafta sonu geliyor musun?”
diye soruyor.
Bir kez sorması normal.
“Kesin geliyorsun, değil mi?”
diye tekrar sorması ısrar olabilir.
“Bak gelmezsen çok bozulurum, neden gelmiyorsun, kaç kere söyleyeceğim, gel işte…”
şeklinde devam ederse artık “başımın etini yedi” demek oldukça doğal hale gelir.
Bir başka örnek ilişkilerden:
“Beni neden aramadın?”
“Yoğundum.”
“Tamam.”
Aradan birkaç saat geçiyor:
“Gerçekten neden aramadın?”
Bu sorunun tekrar edilmesi, karşı taraf açısından bıkkınlık yaratabilir.
Fakat burada da başka bir ihtimal var: Kişi gerçekten kendisini değersiz hissetmiş ve açıklama bekliyor olabilir.
Bu nedenle deyimi kullanmak iletişimde sorunu çözmez. Hatta bazen karşı tarafın asıl ihtiyacını görünmez hale getirebilir.
[color=]Asıl Mesele Cinsiyet Değil, İletişimin Neden Tekrarlandığı[/color]
Bence “başının etini yemek” deyimini kadın-erkek karşılaştırması üzerinden değerlendirirken en önemli nokta burada.
Bir insan neden aynı şeyi tekrar tekrar söyler?
Çünkü karşı taraf onu dinlemiyor olabilir.
Çünkü istediği cevap verilmemiş olabilir.
Çünkü kaygılı olabilir.
Çünkü kontrolü kaybetmekten korkuyor olabilir.
Çünkü gerçekten gereksiz yere ısrar ediyor olabilir.
Çünkü daha önce defalarca söz verilmiş ama sonuç alınamamış olabilir.
Bu nedenlerin tamamı aynı davranışın arkasında bulunabilir.
Dolayısıyla “çok konuşuyor” demek, davranışın nedenini açıklamaz.
Araştırmaların da gösterdiği gibi kadın ve erkek iletişimindeki ortalama farklılıklar çoğu durumda küçük ve bağlama duyarlıdır.
Bu yüzden “erkek objektif, kadın duygusal” formülü yerine daha açıklayıcı bir soru sormak gerekiyor:
Bu kişi neden aynı şeyi tekrar tekrar söylemek zorunda hissediyor?
İşte bu soru, deyimin yüzeydeki anlamından daha derin bir iletişim sorununa ulaşmamızı sağlayabilir.
[color=]Deyimin Kültürel ve Dilsel İlginçliği[/color]
“Başının etini yemek” aynı zamanda Türkçenin anlatım gücünü gösteren güzel deyimlerden biri.
Gerçek anlamıyla bir insanın başının etini yemek mümkün değil; fakat mecaz yoluyla “karşı tarafı sürekli konuşmayla bunaltmak” oldukça güçlü biçimde anlatılıyor.
TDK'nin ağız araştırmalarında da deyimin bazı yörelerde farklı biçimlerde karşılıklarının bulunduğu görülüyor. Karabük ve Niğde ağızlarında “başının etini yemek” deyiminin “dilden dişten yemek” biçiminde kullanıldığı kaydedilmiş.
Bu da deyimlerin yalnızca sözlüklerde duran kalıplar olmadığını, farklı bölgelerde yaşayan insanların konuşma kültürleri içinde değişebildiğini gösteriyor.
[color=]Forumda Asıl Tartışılması Gereken Sorular[/color]
Bence bu deyim üzerine tartışırken “Kadınlar mı erkekler mi daha çok başkasının başının etini yer?” sorusundan ziyade şu sorular daha anlamlı:
Bir insanın aynı konuyu tekrar tekrar gündeme getirmesi ne zaman haklı bir ısrar, ne zaman bunaltıcı bir davranış olur?
Birinin sizi gerçekten dinlemediğini düşünüyorsanız, konuyu yeniden açmanız “başının etini yemek” sayılır mı?
İlişkilerde güvence istemek ile karşı tarafı bunaltmak arasındaki sınır nerede başlıyor?
Anne-babaların çocuklarına aynı şeyi defalarca söylemesi gerçekten “başının etini yemek” midir, yoksa ebeveynlik sorumluluğunun doğal bir sonucu mudur?
İş hayatında aynı konunun tekrar tekrar takip edilmesi hangi noktada “ısrarcılık”, hangi noktada “sorumluluk” olarak değerlendirilmelidir?
Ve en önemlisi: Sizce bir davranışın “başının etini yemek” olarak nitelendirilmesinde kişinin cinsiyetinden çok ilişkinin niteliği ve iletişimin amacı mı belirleyicidir?
Benim açımdan deyimin en ilginç tarafı tam da burada. “Başının etini yemek” yalnızca fazla konuşmayı değil, karşılıklı iletişimde sınırların nerede başladığını anlatıyor. Bir tarafın ısrarı, diğer tarafın sabrını aştığında deyim devreye giriyor.
Bu yüzden bir sonraki sefer biri size “Başımın etini yiyorsun!” dediğinde yalnızca “Ben çok mu konuşuyorum?” diye düşünmek yerine, “Ben neden bunu tekrar tekrar söylüyorum ve karşımdaki neden artık bundan rahatsız oluyor?” sorusunu sormak belki de daha açıklayıcı olabilir.
[color=]Kaynaklar ve Güvenilir Referanslar[/color]
- Türk Dil Kurumu sözlük kaynaklarında “başının etini yemek” deyimi, karşısındakini bezdirinceye veya bıktırıncaya kadar sürekli konuşmak ya da söylemek şeklinde açıklanmaktadır.
- Hyde, J. S. (2014). Gender Similarities and Differences, Annual Review of Psychology. Çalışma, kadınlar ve erkekler arasındaki psikolojik farklılıkların büyük bölümünün küçük veya bağlama bağlı olduğunu incelemektedir.
- Leaper, C. & Ayres, M. M. (2007). A Meta-Analytic Review of Gender Variations in Adults' Language Use. Çalışma konuşkanlık, destekleyici ve iddialı konuşma biçimlerindeki ortalama cinsiyet farklarını meta-analiz yöntemiyle incelemektedir.
- Leaper, C. & Robnett, R. D. (2011). Women Are More Likely Than Men to Use Tentative Language, Aren't They? 29 çalışma ve 3.502 katılımcının değerlendirildiği meta-analizde küçük bir fark bulunmuş, bağlamsal faktörlerin etkisi ayrıca vurgulanmıştır.
- JAMA'da yayımlanan meta-analitik inceleme, kadın ve erkek hekimlerin hasta iletişiminde bazı farklılıklar gösterdiğini; ancak biyomedikal bilgi verme miktarı ve biçiminde belirgin cinsiyet farkı bulunmadığını bildirmiştir.
Cinsiyet kalıplarını daha dengeli yeniden çerçeveleKaynak listesini metin içi atıflarla eşleştir
Cinsiyet kalıplarını daha dengeli yeniden çerçevele
Kaynak listesini metin içi atıflarla eşleştir
Girişi forum tartışmasına daha güçlü bağla