Kaan
Yeni Üye
Bahar’ın Kızı Kimdir? Umay Karakteri Üzerinden Aile, Kültür ve Toplum Okuması
İlk bakışta basit bir karakter sorusu gibi geliyor ama biraz düşününce “Bahar’ın kızı kimdir?” sorusunun aslında dizinin aile yapısını, anne-kız ilişkisini ve toplumdaki kadınlık-erkeklik beklentilerini anlamak için iyi bir başlangıç olduğunu düşünüyorum. Ben de Umay karakterini araştırırken yalnızca oyuncunun kim olduğunu değil, karakterin neden bu kadar ilgi çektiğini merak ettim. Çünkü Umay, sadece Bahar’ın kızı olarak konumlandırılmış bir genç değil; kendi hayalleri, ailesinden gördüğü destek ve karşılaştığı toplumsal beklentiler arasında yolunu bulmaya çalışan bir karakter.
Bahar’ın kızı Umay kimdir?
Show TV’nin Bahar dizisinde Bahar Yavuzoğlu’nun kızı Umay Yavuzoğlu karakterini Alisa Sezen Sever canlandırıyor. Umay, Bahar ve Timur’un kızı olarak hikâyede yer alıyor. Karakterin en belirgin özelliklerinden biri sanat ve özellikle resim konusundaki ilgisi. Kaynaklarda Umay’ın babasının beklentileriyle kendi sanatsal hedefleri arasında kaldığı, annesi Bahar’ın ise onun hayallerini desteklediği belirtiliyor. Cumhuriyet+1
Alisa Sezen Sever 1 Temmuz 2006 doğumlu bir oyuncu ve çocuk yaşta kamera karşısına geçen isimlerden biri. Daha önce Muhteşem Yüzyıl, Fatih Harbiye, Güllerin Savaşı, Evli ve Öfkeli, Tozkoparan İskender ve Sipahi gibi çeşitli yapımlarda rol aldı. Cumhuriyet
Burada önemli bir ayrıntı var: Dizide Bahar’ın kızı Umay ile Rengin’in kızı Parla birbirinden farklı karakterler. Parla, Timur ve Rengin’in kızıdır. Bu nedenle karakterleri birbirine karıştırmamak gerekiyor. Timeturk+1
Umay neden yalnızca “Bahar’ın kızı” olarak görülmemeli?
Bence karakteri ilginç yapan temel nokta tam da burada. Bir çocuğu yalnızca anne veya babası üzerinden tanımlamak, özellikle televizyon dizilerinde oldukça yaygın. Fakat Umay’ın hikâyesinde bireysel kimlik meselesi belirgin şekilde öne çıkıyor.
Umay’ın resim ve güzel sanatlara yönelik ilgisi, ailesinin ondan beklediği hayatla her zaman örtüşmüyor. Bir tarafta daha geleneksel bir başarı anlayışı var. Diğer tarafta ise gencin kendi yeteneğini ve mutluluğunu takip etme isteği bulunuyor.
Episode Dergi’de Alisa Sezen Sever ile yapılan söyleşide de Umay’ın babasıyla ilişkisi ile annesiyle ilişkisi arasındaki farktan söz ediliyor. Söyleşide Umay’ın Bahar’dan güçlü bir destek gördüğü, babasından ise en azından hayallerine saygı göstermesini beklediği aktarılıyor. Episode Dergi
Bu durum bana yalnızca bir aile çatışması değil, farklı başarı tanımlarının çatışması gibi geliyor.
Bir genç için başarı nedir?
İyi bir meslek sahibi olmak mı? Ailenin gurur duyacağı bir kariyer mi? Ekonomik bağımsızlık mı? Yoksa kişinin gerçekten sevdiği alanda kendisini geliştirmesi mi?
Aslında Umay’ın yaşadığı çatışma dünyanın pek çok yerinde gençlerin yaşadığı daha büyük bir tartışmanın televizyon ekranındaki karşılığı.
Türk toplumunda aile beklentisi ve Umay’ın hikâyesi
Türkiye’de aile, bireyin yaşam kararlarında hâlâ güçlü bir sosyal kurum. Eğitim, meslek seçimi, evlilik, çocuk sahibi olma ve ekonomik güvence gibi konularda ailelerin görüşleri özellikle gençlerin kararlarını etkileyebiliyor.
Bu nedenle Umay’ın sanat eğitimi istemesi yalnızca “bir genç kızın hobisi” olarak okunamaz. Meslek seçiminin aile tarafından güvenli veya riskli görülmesi, toplumun sanat ve akademik başarıya verdiği değer ve ekonomik kaygılar bu tercihi etkileyebilir.
OECD’nin toplumsal cinsiyet üzerine çalışmalarında da aile, hukuk, sosyal normlar ve kültürel uygulamaların kadınların eğitim, çalışma hayatı ve karar alma süreçlerini etkileyebildiği vurgulanıyor. OECD’nin SIGI çalışması, toplumsal cinsiyet eşitsizliğinin yalnızca bireysel tercihlerden değil, sosyal kurumlar ve yerleşmiş normlardan da kaynaklanabildiğine dikkat çekiyor. OECD+1
Dolayısıyla Umay’ın hikâyesine sadece “babası kızının istediği bölümü desteklemiyor” şeklinde bakmak biraz eksik kalıyor. Daha geniş açıdan baktığımızda soru şuna dönüşüyor:
Bir toplum çocuklarına kendi hayallerini gerçekleştirme özgürlüğünü ne kadar tanıyor?
Erkek başarıya, kadın ilişkilere mi odaklanır?
Burada dikkatli olunması gereken bir nokta var. “Erkekler başarıya, kadınlar ilişkilere önem verir” şeklindeki kesin bir genelleme bilimsel açıdan sağlıklı olmaz. İnsanların davranışlarını cinsiyetten ziyade aile yapısı, eğitim, sınıf, ekonomik koşullar, kişilik, yaş ve kültürel çevre gibi birçok faktör şekillendirir.
Ancak toplumsal beklentiler gerçekten farklı olabiliyor.
OECD verileri, dünyanın farklı toplumlarında erkeklerin “ailenin geçimini sağlayan kişi”, kadınların ise bakım ve ev içi sorumlulukların taşıyıcısı olarak görülmesinin hâlâ önemli bir sosyal norm olduğunu ortaya koyuyor. OECD
ILO verileri de bu ayrımın pratik sonuçlarını gösteriyor. 2023 yılında dünya genelinde bakım sorumlulukları nedeniyle işgücünün dışında kalan yaklaşık 748 milyon kişinin 708 milyonu kadınlardan oluşuyordu. ILO, bakım sorumluluklarının kadınların çalışma hayatına katılımındaki en önemli engellerden biri olduğunu belirtiyor. International Labour Organization
Dolayısıyla erkeklerin bireysel başarıya, kadınların ise ilişkilere ve bakıma daha fazla yöneldiği izlenimi her zaman biyolojik bir farklılığın sonucu olmak zorunda değil. Toplumun insanlara verdiği roller de bu davranışları şekillendiriyor.
Üstelik bu durum erkekleri de etkiliyor. Bir erkek sürekli başarılı olmak, para kazanmak, güçlü görünmek ve ailesinin ekonomik yükünü taşımak zorunda olduğunu düşünüyorsa, onun da duygusal ilişkilerinde ve aile yaşamında baskı yaşaması mümkün.
Yani Umay’ın hikâyesindeki toplumsal cinsiyet tartışması yalnızca kadınların özgürlüğüyle sınırlı değil. Erkeklerin de kendilerine biçilen “başarılı ve güçlü olma” kalıbından çıkabilmesi gerekiyor.
Japonya, Çin ve Doğu Asya açısından benzerlikler
Umay’ın hikâyesini farklı kültürlerle karşılaştırdığımızda ilginç benzerlikler ortaya çıkıyor.
Örneğin Doğu Asya toplumlarının bazı kesimlerinde akademik başarı, aile itibarı ve eğitim uzun süredir önemli değerler arasında. Çocuğun iyi bir eğitim alması, iyi bir meslek edinmesi ve aileye sosyal statü kazandırması önemli görülebiliyor.
Çin üzerine ILO ve UN Women tarafından hazırlanan araştırmada kadınların ücretsiz bakım işlerine erkeklerden yaklaşık 2,5 kat daha fazla zaman ayırdığı belirtiliyor. Aynı araştırma, bakım emeğinin toplumsal ve ekonomik değerinin çoğu zaman yeterince görünür olmadığını vurguluyor. International Labour Organization
Bu açıdan Umay’ın yaşadığı aile içi beklenti çatışmasının farklı kültürlerde başka biçimlerde ortaya çıktığını söyleyebiliriz.
Türkiye’de “doktor, mühendis, avukat ol” baskısı görülebilirken başka bir toplumda “iyi bir üniversiteye gir, ailenin statüsünü yükselt” beklentisi daha belirgin olabilir.
Fakat temel soru benzerdir:
Çocuk kendi hayatını mı yaşayacak, yoksa ailesinin onun için hazırladığı hayatı mı?
Batı toplumlarında bireysellik gerçekten daha mı güçlü?
Amerika Birleşik Devletleri ve Batı Avrupa toplumları genellikle bireyselliğin daha fazla öne çıktığı kültürler olarak tanımlanıyor. Bu toplumlarda gençlerin kendi kariyerlerini, ilişkilerini ve yaşam biçimlerini seçmesi daha fazla normalleştirilebiliyor.
Ancak bu, aile baskısının ortadan kalktığı anlamına gelmiyor.
Örneğin kariyer başarısı, ekonomik bağımsızlık ve kişisel gelişim de güçlü toplumsal beklentiler yaratabiliyor. Bir genç “kendi hayatımı yaşayacağım” derken bu kez başarılı, üretken ve ekonomik olarak bağımsız olması gerektiği yönünde başka bir baskıyla karşılaşabiliyor.
Bu nedenle bireysellik ile özgürlük her zaman aynı şey değil.
Bir kişinin ailesinden bağımsız yaşaması, gerçekten özgür olduğu anlamına gelmeyebilir. Ekonomik güvencesi yoksa veya toplum tarafından sürekli “başarılı olmalısın” mesajına maruz kalıyorsa farklı bir baskı türüyle karşı karşıya kalabilir.
Umay karakterini bu açıdan düşündüğümüzde sanat isteği, yalnızca aileye karşı çıkmak değil; kendine ait bir kimlik oluşturma arayışı olarak da okunabilir.
Türkiye’de kadınların toplumsal ilişkiler üzerinden değerlendirilmesi
Türkiye gibi aile ve akrabalık bağlarının güçlü olduğu toplumlarda kadınların davranışları çoğu zaman yalnızca bireysel tercihler olarak değerlendirilmez. Bir kadının davranışı ailesinin itibarı, çocuklarının geleceği, eşinin konumu ve çevrenin düşünceleriyle birlikte değerlendirilebilir.
Bu durum kadınların sosyal ilişkiler konusunda daha dikkatli davranmasına yol açabilir.
Ancak bunun “kadınlar doğaları gereği ilişki odaklıdır” şeklinde yorumlanması doğru olmaz. İnsanların ilişkilere verdiği önem, içinde yaşadıkları sosyal düzen tarafından da biçimlendirilir.
ILO, dünya genelinde kadınların ücretsiz bakım emeğinin toplamının erkeklerden belirgin biçimde fazla olduğunu ortaya koyuyor. 2018 verilerinde kadınlar ücretsiz bakım işlerinin toplam saatlerinin yüzde 76,2'sini gerçekleştiriyordu; Asya ve Pasifik'te bu oran yüzde 80'e çıkıyordu. International Labour Organization
Bir insan gününün büyük bölümünü çocuk, yaşlı, ev ve aile bakımına ayırıyorsa doğal olarak sosyal ilişkileri ve aile ihtiyaçları yaşamının merkezinde daha fazla yer alabilir.
Dolayısıyla kültür ile bireysel tercih arasındaki çizgiyi dikkatli çizmek gerekiyor.
Umay karakterinin kadınlar açısından önemi
Umay’ın hikâyesinde bence en değerli noktalardan biri, genç bir kadının kendi yeteneğinin farkına varması.
Annesi Bahar’ın kızına verdiği destek burada önemli. Bahar, kendi hayatında yaptığı fedakârlıklardan sonra kızının benzer bir biçimde kendi isteklerinden vazgeçmesini istemiyor. Bu durum anne-kız ilişkisinin yalnızca sevgi üzerinden değil, kuşaklar arası deneyim aktarımı üzerinden de okunmasına imkân veriyor.
Bahar kendi yaşadığı sınırlılıkları Umay’ın geleceği açısından değerlendirebiliyor.
Bu gerçek hayatta da oldukça tanıdık bir durum. Bir anne kendi yaşayamadığı eğitim fırsatlarını kızına sunmak isteyebilir. Bir baba kendi yaşadığı ekonomik zorluklardan dolayı çocuğunun daha garantili bir meslek seçmesini isteyebilir.
İki yaklaşımın da arkasında sevgi olabilir.
Sorun, sevginin kontrol mekanizmasına dönüşmesiyle başlıyor.
Kültürler arasında ortak nokta: Aile çocuk için iyisini istediğini düşünür
Türk ailesinde, Çin ailesinde, Hint ailesinde, Amerikan ailesinde veya Avrupa'daki bir ailede beklentilerin biçimi değişebilir. Fakat şaşırtıcı derecede ortak bir nokta var: Ebeveynler çoğu zaman kendi deneyimlerinden yola çıkarak çocuklarının geleceğini şekillendirmeye çalışıyor.
Bir toplumda güvenli meslek öne çıkabilir.
Başka bir toplumda bağımsızlık.
Başka bir toplumda aile itibarı.
Bir diğerinde ekonomik başarı.
Fakat çocuğun kendi tercihi ile ailenin beklentisi arasındaki gerilim oldukça evrensel.
Umay karakteri bu nedenle yalnızca Türkiye'deki izleyiciye hitap eden bir karakter olarak görülmemeli. Gençlerin “Ben ne istiyorum?” sorusuyla ailelerinin “Senin için en doğrusu bu” yaklaşımı arasında kalması kültürler üstü bir mesele.
Küreselleşme Umay gibi gençlerin hayatını nasıl değiştiriyor?
Sosyal medya, internet ve küresel eğitim olanakları gençlerin dünyasını değiştirdi. Eskiden bir gencin meslek seçenekleri ailesinin ve yaşadığı çevrenin bilgisiyle sınırlı olabilirken bugün dünyanın farklı ülkelerindeki yaşam biçimlerini görebiliyor.
Bir Türk genci Güney Kore'deki sanat eğitimini, Amerika'daki üniversiteleri, Avrupa'daki çalışma modellerini veya Japonya'daki tasarım kültürünü internet üzerinden takip edebiliyor.
Bu durum ailelerin kontrolünü de zorlaştırıyor.
Çünkü genç artık yalnızca ailesinden bilgi almıyor.
Küresel kültürden de öğreniyor.
Bu durum özgürlük alanını genişletebildiği gibi yeni baskılar da oluşturuyor. Sosyal medya, sürekli daha başarılı, daha güzel, daha üretken ve daha popüler olma beklentisi yaratabiliyor.
Dolayısıyla küreselleşme geleneksel aile baskısını ortadan kaldırmıyor; bazen onun yanına yeni baskılar ekliyor.
Umay üzerinden asıl sorulması gereken soru
Bence Bahar dizisini değerlendirirken “Umay’ın annesi kim?” veya “Umay’ı kim oynuyor?” sorusunun ötesine geçmek daha anlamlı.
Asıl soru şu:
Bir aile çocuğunu ne kadar korumalı, ne kadar yönlendirmeli ve hangi noktada kendi kararını vermesine izin vermeli?
Bu sorunun tek bir kültürel cevabı yok.
Bazı ailelerde çocukların bağımsız karar vermesi teşvik edilir. Bazılarında aile büyüklerinin görüşü daha belirleyicidir. Bazı toplumlarda bireysel başarı öne çıkarılırken bazı toplumlarda aile uyumu daha önemli olabilir.
Fakat çocuk büyüdükçe ailesinin beklentileriyle kendi kimliği arasında bir denge kurmak zorunda kalıyor.
Umay’ın hikâyesi tam da bu noktada anlam kazanıyor.
Sonuç: Bahar’ın kızı Umay, bir karakterden fazlası
Sonuç olarak Bahar’ın kızı Umay Yavuzoğlu’nu Alisa Sezen Sever canlandırıyor. Umay, Bahar ve Timur’un kızı ve sanatla ilgilenen, kendi geleceğine dair hayalleri bulunan genç bir karakter. Cumhuriyet+1
Fakat karakteri yalnızca bu bilgilerle sınırlandırmak bana göre dizinin asıl meselesini kaçırmak olur.
Umay; aile beklentisi, bireysel özgürlük, kuşak farkı, toplumsal cinsiyet, eğitim, meslek seçimi ve kültürel değerlerin kesiştiği bir noktada duruyor.
Erkeklerin bireysel başarıya, kadınların ise ilişkilere yöneldiği şeklindeki kalıplar da bu hikâyeyi anlamlandırırken dikkatle ele alınmalı. Çünkü bu farklılıkların önemli bir bölümü doğuştan gelen özelliklerden ziyade insanların yetiştirildiği sosyal çevre, ekonomik koşullar ve kültürel beklentilerle güçlenebiliyor. OECD ve ILO'nun çalışmaları da toplumsal normların ve bakım sorumluluklarının kadın ve erkeklerin yaşam seçeneklerini önemli ölçüde etkileyebildiğini gösteriyor. International Labour Organization+1
Benim açımdan Umay’ın en dikkat çekici tarafı da burada ortaya çıkıyor: Kendisinden beklenen kişi olmakla kendi istediği kişi olmak arasında seçim yapmaya çalışması.
Belki de diziyi izlerken kendimize şu soruyu sormak gerekiyor:
Çocuklarımızın gerçekten kendi hayallerini gerçekleştirmesini mi istiyoruz, yoksa bizim doğru olduğuna inandığımız hayatı yaşamalarını mı?
Ve daha önemlisi:
Bir çocuğun başarısını, ailesinin onun adına seçtiği hedeflerle mi, yoksa kendi yeteneğini ve mutluluğunu bulabilmesiyle mi ölçmeliyiz?
Umay karakterinin farklı kültürlerde karşılık bulmasının temel nedeni de sanırım bu. Kültürler değişiyor, aile modelleri değişiyor, kadın ve erkek rolleri dönüşüyor; fakat insanın kendi hayatına sahip çıkma isteği değişmeden kalıyor.
İlk bakışta basit bir karakter sorusu gibi geliyor ama biraz düşününce “Bahar’ın kızı kimdir?” sorusunun aslında dizinin aile yapısını, anne-kız ilişkisini ve toplumdaki kadınlık-erkeklik beklentilerini anlamak için iyi bir başlangıç olduğunu düşünüyorum. Ben de Umay karakterini araştırırken yalnızca oyuncunun kim olduğunu değil, karakterin neden bu kadar ilgi çektiğini merak ettim. Çünkü Umay, sadece Bahar’ın kızı olarak konumlandırılmış bir genç değil; kendi hayalleri, ailesinden gördüğü destek ve karşılaştığı toplumsal beklentiler arasında yolunu bulmaya çalışan bir karakter.
Bahar’ın kızı Umay kimdir?
Show TV’nin Bahar dizisinde Bahar Yavuzoğlu’nun kızı Umay Yavuzoğlu karakterini Alisa Sezen Sever canlandırıyor. Umay, Bahar ve Timur’un kızı olarak hikâyede yer alıyor. Karakterin en belirgin özelliklerinden biri sanat ve özellikle resim konusundaki ilgisi. Kaynaklarda Umay’ın babasının beklentileriyle kendi sanatsal hedefleri arasında kaldığı, annesi Bahar’ın ise onun hayallerini desteklediği belirtiliyor. Cumhuriyet+1
Alisa Sezen Sever 1 Temmuz 2006 doğumlu bir oyuncu ve çocuk yaşta kamera karşısına geçen isimlerden biri. Daha önce Muhteşem Yüzyıl, Fatih Harbiye, Güllerin Savaşı, Evli ve Öfkeli, Tozkoparan İskender ve Sipahi gibi çeşitli yapımlarda rol aldı. Cumhuriyet
Burada önemli bir ayrıntı var: Dizide Bahar’ın kızı Umay ile Rengin’in kızı Parla birbirinden farklı karakterler. Parla, Timur ve Rengin’in kızıdır. Bu nedenle karakterleri birbirine karıştırmamak gerekiyor. Timeturk+1
Umay neden yalnızca “Bahar’ın kızı” olarak görülmemeli?
Bence karakteri ilginç yapan temel nokta tam da burada. Bir çocuğu yalnızca anne veya babası üzerinden tanımlamak, özellikle televizyon dizilerinde oldukça yaygın. Fakat Umay’ın hikâyesinde bireysel kimlik meselesi belirgin şekilde öne çıkıyor.
Umay’ın resim ve güzel sanatlara yönelik ilgisi, ailesinin ondan beklediği hayatla her zaman örtüşmüyor. Bir tarafta daha geleneksel bir başarı anlayışı var. Diğer tarafta ise gencin kendi yeteneğini ve mutluluğunu takip etme isteği bulunuyor.
Episode Dergi’de Alisa Sezen Sever ile yapılan söyleşide de Umay’ın babasıyla ilişkisi ile annesiyle ilişkisi arasındaki farktan söz ediliyor. Söyleşide Umay’ın Bahar’dan güçlü bir destek gördüğü, babasından ise en azından hayallerine saygı göstermesini beklediği aktarılıyor. Episode Dergi
Bu durum bana yalnızca bir aile çatışması değil, farklı başarı tanımlarının çatışması gibi geliyor.
Bir genç için başarı nedir?
İyi bir meslek sahibi olmak mı? Ailenin gurur duyacağı bir kariyer mi? Ekonomik bağımsızlık mı? Yoksa kişinin gerçekten sevdiği alanda kendisini geliştirmesi mi?
Aslında Umay’ın yaşadığı çatışma dünyanın pek çok yerinde gençlerin yaşadığı daha büyük bir tartışmanın televizyon ekranındaki karşılığı.
Türk toplumunda aile beklentisi ve Umay’ın hikâyesi
Türkiye’de aile, bireyin yaşam kararlarında hâlâ güçlü bir sosyal kurum. Eğitim, meslek seçimi, evlilik, çocuk sahibi olma ve ekonomik güvence gibi konularda ailelerin görüşleri özellikle gençlerin kararlarını etkileyebiliyor.
Bu nedenle Umay’ın sanat eğitimi istemesi yalnızca “bir genç kızın hobisi” olarak okunamaz. Meslek seçiminin aile tarafından güvenli veya riskli görülmesi, toplumun sanat ve akademik başarıya verdiği değer ve ekonomik kaygılar bu tercihi etkileyebilir.
OECD’nin toplumsal cinsiyet üzerine çalışmalarında da aile, hukuk, sosyal normlar ve kültürel uygulamaların kadınların eğitim, çalışma hayatı ve karar alma süreçlerini etkileyebildiği vurgulanıyor. OECD’nin SIGI çalışması, toplumsal cinsiyet eşitsizliğinin yalnızca bireysel tercihlerden değil, sosyal kurumlar ve yerleşmiş normlardan da kaynaklanabildiğine dikkat çekiyor. OECD+1
Dolayısıyla Umay’ın hikâyesine sadece “babası kızının istediği bölümü desteklemiyor” şeklinde bakmak biraz eksik kalıyor. Daha geniş açıdan baktığımızda soru şuna dönüşüyor:
Bir toplum çocuklarına kendi hayallerini gerçekleştirme özgürlüğünü ne kadar tanıyor?
Erkek başarıya, kadın ilişkilere mi odaklanır?
Burada dikkatli olunması gereken bir nokta var. “Erkekler başarıya, kadınlar ilişkilere önem verir” şeklindeki kesin bir genelleme bilimsel açıdan sağlıklı olmaz. İnsanların davranışlarını cinsiyetten ziyade aile yapısı, eğitim, sınıf, ekonomik koşullar, kişilik, yaş ve kültürel çevre gibi birçok faktör şekillendirir.
Ancak toplumsal beklentiler gerçekten farklı olabiliyor.
OECD verileri, dünyanın farklı toplumlarında erkeklerin “ailenin geçimini sağlayan kişi”, kadınların ise bakım ve ev içi sorumlulukların taşıyıcısı olarak görülmesinin hâlâ önemli bir sosyal norm olduğunu ortaya koyuyor. OECD
ILO verileri de bu ayrımın pratik sonuçlarını gösteriyor. 2023 yılında dünya genelinde bakım sorumlulukları nedeniyle işgücünün dışında kalan yaklaşık 748 milyon kişinin 708 milyonu kadınlardan oluşuyordu. ILO, bakım sorumluluklarının kadınların çalışma hayatına katılımındaki en önemli engellerden biri olduğunu belirtiyor. International Labour Organization
Dolayısıyla erkeklerin bireysel başarıya, kadınların ise ilişkilere ve bakıma daha fazla yöneldiği izlenimi her zaman biyolojik bir farklılığın sonucu olmak zorunda değil. Toplumun insanlara verdiği roller de bu davranışları şekillendiriyor.
Üstelik bu durum erkekleri de etkiliyor. Bir erkek sürekli başarılı olmak, para kazanmak, güçlü görünmek ve ailesinin ekonomik yükünü taşımak zorunda olduğunu düşünüyorsa, onun da duygusal ilişkilerinde ve aile yaşamında baskı yaşaması mümkün.
Yani Umay’ın hikâyesindeki toplumsal cinsiyet tartışması yalnızca kadınların özgürlüğüyle sınırlı değil. Erkeklerin de kendilerine biçilen “başarılı ve güçlü olma” kalıbından çıkabilmesi gerekiyor.
Japonya, Çin ve Doğu Asya açısından benzerlikler
Umay’ın hikâyesini farklı kültürlerle karşılaştırdığımızda ilginç benzerlikler ortaya çıkıyor.
Örneğin Doğu Asya toplumlarının bazı kesimlerinde akademik başarı, aile itibarı ve eğitim uzun süredir önemli değerler arasında. Çocuğun iyi bir eğitim alması, iyi bir meslek edinmesi ve aileye sosyal statü kazandırması önemli görülebiliyor.
Çin üzerine ILO ve UN Women tarafından hazırlanan araştırmada kadınların ücretsiz bakım işlerine erkeklerden yaklaşık 2,5 kat daha fazla zaman ayırdığı belirtiliyor. Aynı araştırma, bakım emeğinin toplumsal ve ekonomik değerinin çoğu zaman yeterince görünür olmadığını vurguluyor. International Labour Organization
Bu açıdan Umay’ın yaşadığı aile içi beklenti çatışmasının farklı kültürlerde başka biçimlerde ortaya çıktığını söyleyebiliriz.
Türkiye’de “doktor, mühendis, avukat ol” baskısı görülebilirken başka bir toplumda “iyi bir üniversiteye gir, ailenin statüsünü yükselt” beklentisi daha belirgin olabilir.
Fakat temel soru benzerdir:
Çocuk kendi hayatını mı yaşayacak, yoksa ailesinin onun için hazırladığı hayatı mı?
Batı toplumlarında bireysellik gerçekten daha mı güçlü?
Amerika Birleşik Devletleri ve Batı Avrupa toplumları genellikle bireyselliğin daha fazla öne çıktığı kültürler olarak tanımlanıyor. Bu toplumlarda gençlerin kendi kariyerlerini, ilişkilerini ve yaşam biçimlerini seçmesi daha fazla normalleştirilebiliyor.
Ancak bu, aile baskısının ortadan kalktığı anlamına gelmiyor.
Örneğin kariyer başarısı, ekonomik bağımsızlık ve kişisel gelişim de güçlü toplumsal beklentiler yaratabiliyor. Bir genç “kendi hayatımı yaşayacağım” derken bu kez başarılı, üretken ve ekonomik olarak bağımsız olması gerektiği yönünde başka bir baskıyla karşılaşabiliyor.
Bu nedenle bireysellik ile özgürlük her zaman aynı şey değil.
Bir kişinin ailesinden bağımsız yaşaması, gerçekten özgür olduğu anlamına gelmeyebilir. Ekonomik güvencesi yoksa veya toplum tarafından sürekli “başarılı olmalısın” mesajına maruz kalıyorsa farklı bir baskı türüyle karşı karşıya kalabilir.
Umay karakterini bu açıdan düşündüğümüzde sanat isteği, yalnızca aileye karşı çıkmak değil; kendine ait bir kimlik oluşturma arayışı olarak da okunabilir.
Türkiye’de kadınların toplumsal ilişkiler üzerinden değerlendirilmesi
Türkiye gibi aile ve akrabalık bağlarının güçlü olduğu toplumlarda kadınların davranışları çoğu zaman yalnızca bireysel tercihler olarak değerlendirilmez. Bir kadının davranışı ailesinin itibarı, çocuklarının geleceği, eşinin konumu ve çevrenin düşünceleriyle birlikte değerlendirilebilir.
Bu durum kadınların sosyal ilişkiler konusunda daha dikkatli davranmasına yol açabilir.
Ancak bunun “kadınlar doğaları gereği ilişki odaklıdır” şeklinde yorumlanması doğru olmaz. İnsanların ilişkilere verdiği önem, içinde yaşadıkları sosyal düzen tarafından da biçimlendirilir.
ILO, dünya genelinde kadınların ücretsiz bakım emeğinin toplamının erkeklerden belirgin biçimde fazla olduğunu ortaya koyuyor. 2018 verilerinde kadınlar ücretsiz bakım işlerinin toplam saatlerinin yüzde 76,2'sini gerçekleştiriyordu; Asya ve Pasifik'te bu oran yüzde 80'e çıkıyordu. International Labour Organization
Bir insan gününün büyük bölümünü çocuk, yaşlı, ev ve aile bakımına ayırıyorsa doğal olarak sosyal ilişkileri ve aile ihtiyaçları yaşamının merkezinde daha fazla yer alabilir.
Dolayısıyla kültür ile bireysel tercih arasındaki çizgiyi dikkatli çizmek gerekiyor.
Umay karakterinin kadınlar açısından önemi
Umay’ın hikâyesinde bence en değerli noktalardan biri, genç bir kadının kendi yeteneğinin farkına varması.
Annesi Bahar’ın kızına verdiği destek burada önemli. Bahar, kendi hayatında yaptığı fedakârlıklardan sonra kızının benzer bir biçimde kendi isteklerinden vazgeçmesini istemiyor. Bu durum anne-kız ilişkisinin yalnızca sevgi üzerinden değil, kuşaklar arası deneyim aktarımı üzerinden de okunmasına imkân veriyor.
Bahar kendi yaşadığı sınırlılıkları Umay’ın geleceği açısından değerlendirebiliyor.
Bu gerçek hayatta da oldukça tanıdık bir durum. Bir anne kendi yaşayamadığı eğitim fırsatlarını kızına sunmak isteyebilir. Bir baba kendi yaşadığı ekonomik zorluklardan dolayı çocuğunun daha garantili bir meslek seçmesini isteyebilir.
İki yaklaşımın da arkasında sevgi olabilir.
Sorun, sevginin kontrol mekanizmasına dönüşmesiyle başlıyor.
Kültürler arasında ortak nokta: Aile çocuk için iyisini istediğini düşünür
Türk ailesinde, Çin ailesinde, Hint ailesinde, Amerikan ailesinde veya Avrupa'daki bir ailede beklentilerin biçimi değişebilir. Fakat şaşırtıcı derecede ortak bir nokta var: Ebeveynler çoğu zaman kendi deneyimlerinden yola çıkarak çocuklarının geleceğini şekillendirmeye çalışıyor.
Bir toplumda güvenli meslek öne çıkabilir.
Başka bir toplumda bağımsızlık.
Başka bir toplumda aile itibarı.
Bir diğerinde ekonomik başarı.
Fakat çocuğun kendi tercihi ile ailenin beklentisi arasındaki gerilim oldukça evrensel.
Umay karakteri bu nedenle yalnızca Türkiye'deki izleyiciye hitap eden bir karakter olarak görülmemeli. Gençlerin “Ben ne istiyorum?” sorusuyla ailelerinin “Senin için en doğrusu bu” yaklaşımı arasında kalması kültürler üstü bir mesele.
Küreselleşme Umay gibi gençlerin hayatını nasıl değiştiriyor?
Sosyal medya, internet ve küresel eğitim olanakları gençlerin dünyasını değiştirdi. Eskiden bir gencin meslek seçenekleri ailesinin ve yaşadığı çevrenin bilgisiyle sınırlı olabilirken bugün dünyanın farklı ülkelerindeki yaşam biçimlerini görebiliyor.
Bir Türk genci Güney Kore'deki sanat eğitimini, Amerika'daki üniversiteleri, Avrupa'daki çalışma modellerini veya Japonya'daki tasarım kültürünü internet üzerinden takip edebiliyor.
Bu durum ailelerin kontrolünü de zorlaştırıyor.
Çünkü genç artık yalnızca ailesinden bilgi almıyor.
Küresel kültürden de öğreniyor.
Bu durum özgürlük alanını genişletebildiği gibi yeni baskılar da oluşturuyor. Sosyal medya, sürekli daha başarılı, daha güzel, daha üretken ve daha popüler olma beklentisi yaratabiliyor.
Dolayısıyla küreselleşme geleneksel aile baskısını ortadan kaldırmıyor; bazen onun yanına yeni baskılar ekliyor.
Umay üzerinden asıl sorulması gereken soru
Bence Bahar dizisini değerlendirirken “Umay’ın annesi kim?” veya “Umay’ı kim oynuyor?” sorusunun ötesine geçmek daha anlamlı.
Asıl soru şu:
Bir aile çocuğunu ne kadar korumalı, ne kadar yönlendirmeli ve hangi noktada kendi kararını vermesine izin vermeli?
Bu sorunun tek bir kültürel cevabı yok.
Bazı ailelerde çocukların bağımsız karar vermesi teşvik edilir. Bazılarında aile büyüklerinin görüşü daha belirleyicidir. Bazı toplumlarda bireysel başarı öne çıkarılırken bazı toplumlarda aile uyumu daha önemli olabilir.
Fakat çocuk büyüdükçe ailesinin beklentileriyle kendi kimliği arasında bir denge kurmak zorunda kalıyor.
Umay’ın hikâyesi tam da bu noktada anlam kazanıyor.
Sonuç: Bahar’ın kızı Umay, bir karakterden fazlası
Sonuç olarak Bahar’ın kızı Umay Yavuzoğlu’nu Alisa Sezen Sever canlandırıyor. Umay, Bahar ve Timur’un kızı ve sanatla ilgilenen, kendi geleceğine dair hayalleri bulunan genç bir karakter. Cumhuriyet+1
Fakat karakteri yalnızca bu bilgilerle sınırlandırmak bana göre dizinin asıl meselesini kaçırmak olur.
Umay; aile beklentisi, bireysel özgürlük, kuşak farkı, toplumsal cinsiyet, eğitim, meslek seçimi ve kültürel değerlerin kesiştiği bir noktada duruyor.
Erkeklerin bireysel başarıya, kadınların ise ilişkilere yöneldiği şeklindeki kalıplar da bu hikâyeyi anlamlandırırken dikkatle ele alınmalı. Çünkü bu farklılıkların önemli bir bölümü doğuştan gelen özelliklerden ziyade insanların yetiştirildiği sosyal çevre, ekonomik koşullar ve kültürel beklentilerle güçlenebiliyor. OECD ve ILO'nun çalışmaları da toplumsal normların ve bakım sorumluluklarının kadın ve erkeklerin yaşam seçeneklerini önemli ölçüde etkileyebildiğini gösteriyor. International Labour Organization+1
Benim açımdan Umay’ın en dikkat çekici tarafı da burada ortaya çıkıyor: Kendisinden beklenen kişi olmakla kendi istediği kişi olmak arasında seçim yapmaya çalışması.
Belki de diziyi izlerken kendimize şu soruyu sormak gerekiyor:
Çocuklarımızın gerçekten kendi hayallerini gerçekleştirmesini mi istiyoruz, yoksa bizim doğru olduğuna inandığımız hayatı yaşamalarını mı?
Ve daha önemlisi:
Bir çocuğun başarısını, ailesinin onun adına seçtiği hedeflerle mi, yoksa kendi yeteneğini ve mutluluğunu bulabilmesiyle mi ölçmeliyiz?
Umay karakterinin farklı kültürlerde karşılık bulmasının temel nedeni de sanırım bu. Kültürler değişiyor, aile modelleri değişiyor, kadın ve erkek rolleri dönüşüyor; fakat insanın kendi hayatına sahip çıkma isteği değişmeden kalıyor.