Mert
Yeni Üye
Amerika’da Cumhuriyetçiler Sağcı mı, Solcu mu? Bir Ailenin Hikâyesi Üzerinden Amerikan Siyasetini Anlamak
Geçenlerde eski bir arkadaş grubunda Amerika siyaseti üzerine konuşurken bir soru ortaya atıldı: “Amerika’da Cumhuriyetçiler sağcı mı, solcu mu?” İlk bakışta cevabı son derece basit görünen bu soru, birkaç dakika içinde bambaşka tartışmaların kapısını açtı. Bir arkadaşımız Cumhuriyetçilerin sağcı olduğunu söyledi. Bir diğeri, Amerika’daki siyasi kavramların Türkiye’deki karşılıklarıyla tam olarak örtüşmediğini savundu. Bir başkası ise Cumhuriyetçilerin geçmişte köleliğe karşı çıkmış bir parti olduğunu hatırlatarak konunun sanıldığı kadar basit olmadığını belirtti.
O akşam eve dönerken düşündüm: Bir siyasi partiyi yalnızca sağcı veya solcu diye tanımlamak, koca bir ülkenin tarihini tek cümleye sığdırmaya çalışmak değil miydi?
Bu soruyu birlikte anlamaya çalışalım. Ancak kuru bir siyasi analiz yapmak yerine, bizi Amerika’nın farklı dönemlerine götüren bir hikâyenin içine girelim. Karakterlerimiz hayal ürünü olacak ama konuşmalarında ele alacağımız tarihsel olaylar, siyasi ayrılıklar ve toplumsal meseleler gerçeklere dayanacak.
Çünkü bazen bir ülkenin siyasetini anlamanın en iyi yolu, seçim sonuçlarına bakmaktan önce insanların neden farklı düşündüğünü anlamaktır.
1. Bölüm: Ohio’da Başlayan Tartışma
Hikâyemiz, Amerika’nın Ohio eyaletinde, Columbus yakınlarındaki küçük bir kasabada başlıyor.
Kasabanın ana caddesinde eski bir kitapçı, onun karşısında aile işletmesi olan bir restoran ve biraz ilerisinde yıllardır aynı yerde duran bir otomobil tamirhanesi vardı. Burada yaşayan insanlar birbirlerini çoğunlukla isimleriyle tanır, cuma akşamları okul maçlarını konuşur, pazar günleri aileleriyle bir araya gelirdi.
Kasabada yaşayan Daniel, kırk yaşlarında bir makine mühendisiydi. Babası yıllarca otomobil fabrikasında çalışmış, annesi ise yerel kütüphanede görev yapmıştı. Daniel, üretim maliyetlerini hesaplamayı, sorunları parçalara ayırmayı ve mümkün olduğunca kısa sürede uygulanabilir çözümler bulmayı severdi. Ona göre bir sorunun çözümü için önce verileri toplamak, ardından seçenekleri değerlendirmek ve sonunda işe yarayan bir strateji belirlemek gerekiyordu.
Eşi Emily ise bir sivil toplum kuruluşunda çalışıyordu. İnsanların işsizlik, barınma ve sağlık hizmetlerine erişim gibi sorunlarıyla ilgileniyordu. Emily de oldukça analitikti; ancak karar verirken istatistiklerin yanında insanların yaşadıklarını, ailelerin kaygılarını ve toplumsal ilişkilerin etkisini de hesaba katardı.
Daniel ile Emily, erkeklerin ve kadınların siyasete doğal olarak farklı baktığına inanmıyordu. İkisi de insanların kişiliklerinin, eğitimlerinin, mesleklerinin ve hayat tecrübelerinin düşüncelerini etkilediğini biliyordu. Aralarındaki fark, cinsiyetlerinden çok, sorunları ele alırken hangi ayrıntılara öncelik verdikleriydi.
Bir akşam arkadaşları Michael ve Sarah onlara yemeğe geldi. Konu, yaklaşan seçimlere ve Cumhuriyetçi Parti'nin politikalarına geldiğinde Michael şöyle dedi:
“Bence Cumhuriyetçiler kesinlikle sağcı. Vergileri düşürmek istiyorlar, geleneksel değerlere önem veriyorlar ve devletin ekonomiye fazla müdahale etmesini istemiyorlar. Daha ne olsun?”
Sarah gülümsedi.
“Peki, Amerika’daki sağcılık ile Türkiye’deki sağcılık tamamen aynı mı? Bir de Cumhuriyetçi Parti her zaman bugünkü gibi miydi?”
Michael cevap vermeden önce Daniel araya girdi:
“Bence önce partinin tarihine bakalım. Bir siyasi partinin adının aynı kalması, fikirlerinin de iki yüz yıl boyunca değişmeden kaldığı anlamına gelmez.”
Emily de masaya çayları bırakırken konuşmaya katıldı:
“Üstelik siyasi tercihleri anlamak için insanların neden o tercihi yaptığını da sormamız gerekiyor. Bir kişi düşük vergi istediği için Cumhuriyetçi olabilir. Başka biri dini değerlerini önemsediği için aynı partiye oy verebilir. Bir başkası göç politikalarını desteklediği için Cumhuriyetçidir. Aynı oy pusulasında buluşmaları, bütün meselelerde aynı düşündükleri anlamına gelmez.”
İşte hikâyemizin temel sorusu burada ortaya çıkıyor: Amerika’da Cumhuriyetçiler neden genel olarak sağcı kabul ediliyor ve bu tanım hangi tarihsel gelişmeler sonucunda ortaya çıktı?
2. Bölüm: Bir Partinin Geçmişi, Bugünkü Kimliğiyle Aynı Değildi
Daniel, kitaplığından eski bir Amerikan tarihi kitabı çıkardı. Sayfaları karıştırırken 1850’lere geldi.
“Bakın,” dedi, “Cumhuriyetçi Parti 1854 yılında kuruldu. O dönemde Amerika’da kölelik, ülkenin en büyük siyasi ve toplumsal çatışmalarından biriydi. Yeni kurulan Cumhuriyetçi Parti, özellikle köleliğin yeni bölgelere yayılmasına karşı çıkan grupların desteğini aldı.”
O dönemde Amerika Birleşik Devletleri, kölelik meselesi yüzünden derin biçimde bölünmüştü. Kuzey ve Güney arasındaki ekonomik farklılıklar, eyaletlerin yetkileri ve köleliğin geleceği üzerine anlaşmazlıklar giderek büyüyordu.
Cumhuriyetçi Parti'nin ilk dönemindeki en önemli isimlerden biri Abraham Lincoln'dü. Lincoln, 1860 yılında başkan seçildi. Köleliğin yeni bölgelere yayılmasına karşı çıkması, Güney eyaletlerindeki ayrılıkçı hareketin güçlenmesinde önemli rol oynayan etkenlerden biriydi. Güney eyaletlerinin bir bölümü Birlik'ten ayrıldı ve 1861 yılında Amerikan İç Savaşı başladı.
Savaşın sonunda kölelik kaldırıldı. Lincoln döneminde kabul edilen ve 1865 yılında onaylanan 13. Anayasa Değişikliği, Amerika Birleşik Devletleri'nde köleliği anayasal olarak yasakladı.
Sarah şaşkınlıkla sordu:
“Yani bugünkü Cumhuriyetçilerle ilişkilendirdiğimiz parti, başlangıçta köleliğin yayılmasına karşı mıydı?”
“Evet,” dedi Daniel. “Ama burada önemli bir ayrıntı var. O dönemin siyasi partilerini bugünkü ideolojik etiketlerle bire bir eşleştirmek yanıltıcı olabilir.”
Gerçekten de Cumhuriyetçi Parti'nin ilk yıllarındaki kölelik karşıtı tutum, günümüzdeki siyasi kimliğiyle ilgili sık yapılan tartışmalarda önemli bir tarihsel noktadır. Ancak köleliğin yayılmasına karşı çıkmak, o dönemdeki bütün Cumhuriyetçilerin ırksal eşitliği bugünkü anlamıyla savunduğu anlamına gelmiyordu. Partinin üyeleri arasında da ciddi görüş farklılıkları bulunuyordu.
Dahası, Demokrat Parti'nin o dönemdeki siyasi koalisyonu ile günümüzdeki seçmen tabanı ve ideolojik konumu arasında da büyük farklılıklar vardı.
Amerikan siyasetinin tarihi, iki partinin isimlerini koruyarak toplumsal tabanlarının ve politikalarının zaman içinde değişebildiğini gösteriyor.
Michael başını salladı.
“Demek ki yalnızca ‘Cumhuriyetçiler eskiden şuydu, şimdi de budur’ demek yeterli değil.”
“Kesinlikle,” dedi Emily. “Tarihi anlamak, bugünkü siyasi kimlikleri geçmişe ait tek bir fotoğrafla değerlendirmemek demek.”
3. Bölüm: Amerika’da Sağcılık Ne Anlama Geliyor?
Ertesi gün Daniel, Michael'ı tamirhanenin yakınındaki küçük kafeye davet etti. Masanın üzerinde iki kahve ve Daniel'in hazırladığı bir not kâğıdı vardı.
Kâğıda üç kelime yazmıştı:
- Ekonomi
- Toplum
- Devlet
“Cumhuriyetçileri anlamak istiyorsak,” dedi, “bu üç alanı ayrı ayrı ele almalıyız.”
Michael kahvesinden bir yudum aldı.
“Peki, başlayalım.”
Daniel önce ekonomi konusunu açtı.
Amerika'daki Cumhuriyetçi Parti, günümüzde genel olarak ekonomik açıdan sağda konumlanır. Parti içinde özel girişimin, piyasa ekonomisinin ve mülkiyet haklarının önemini vurgulayan güçlü bir gelenek vardır. Cumhuriyetçi siyasetçiler çoğunlukla vergilerin düşürülmesini, işletmeler üzerindeki bazı düzenlemelerin azaltılmasını ve ekonomik büyümenin özel sektör tarafından desteklenmesini savunurlar.
Bununla birlikte, bütün Cumhuriyetçiler aynı ekonomik görüşlere sahip değildir. Bazıları bütçe açıklarının azaltılmasını ve kamu harcamalarının sınırlandırılmasını öncelerken bazıları savunma harcamalarını, belirli sektörlere yönelik teşvikleri veya stratejik sanayilerin korunmasını destekleyebilir.
“Yani devletin ekonomiden tamamen çekilmesini mi istiyorlar?” diye sordu Michael.
“Hayır,” dedi Daniel. “Bu, fazla basitleştirilmiş bir yorum olur. Tartışma genellikle devletin ekonomiye ne ölçüde müdahale etmesi gerektiği ve bu müdahalenin hangi alanlarda yapılacağı üzerine.”
Ardından toplumsal meselelere geçtiler.
Cumhuriyetçi Parti, günümüzde çoğunlukla geleneksel aile değerlerini, dini özgürlük anlayışının belirli yorumlarını, silah taşıma hakkını ve göç politikalarının sıkılaştırılmasını savunan bir siyasi çizgiyle ilişkilendirilir. Partinin birçok üyesi kürtaj konusunda kısıtlamaları destekler. Bununla birlikte, bu başlıklarda da eyaletler, seçmen grupları ve siyasetçiler arasında farklılıklar bulunur.
Amerika'da sağcılık, yalnızca ekonomik liberalizm anlamına gelmez. Kültürel muhafazakârlık, ulusal kimlik, bireysel haklar ve geleneksel kurumlara verilen önem de siyasi tercihleri şekillendirir.
Daniel not kâğıdının altına üçüncü kelimeyi gösterdi: Devlet.
“İşte burada ilginç bir durum var,” dedi. “Cumhuriyetçiler çoğunlukla devletin ekonomideki rolünün azaltılmasını savunabilirler. Fakat sınır güvenliği, polis teşkilatları, ordu ve kamu düzeni söz konusu olduğunda güçlü bir devlet talep edebilirler.”
Michael güldü.
“Yani küçük devlet istiyorlar ama her konuda değil.”
“Daha doğrusu,” diye karşılık verdi Daniel, “bazı alanlarda daha sınırlı, bazı alanlarda daha güçlü bir devlet istiyorlar. Hangi yetkinin nerede kullanılacağı siyasi ideolojinin önemli bir parçası.”
Bu ayrım, Amerika'daki sağ ve sol tartışmalarını anlamak açısından son derece önemlidir.
Çünkü bir parti ekonomik alanda devlet müdahalesine karşı çıkarken güvenlik alanında devletin yetkilerinin artırılmasını savunabilir. Başka bir parti ise sağlık hizmetlerinde daha fazla kamusal sorumluluk isterken ifade özgürlüğü veya özel yaşam gibi alanlarda devletin sınırlandırılmasını savunabilir.
Dolayısıyla sağ ve sol, her ülkede bütün konuları aynı biçimde açıklayan iki kusursuz kutu değildir.
4. Bölüm: Emily’nin Dinlediği Hikâyeler
Aynı hafta Emily, çalıştığı kuruluşta küçük bir toplantı düzenledi. Toplantıya farklı siyasi görüşlere sahip insanlar katıldı. Amaç, ekonomik sorunların aileler üzerindeki etkisini konuşmaktı.
Toplantıda Mark adında bir kamyon şoförü vardı. Mark, son yıllarda artan yaşam maliyetlerinden, sağlık sigortası giderlerinden ve çocuklarının geleceğinden endişeliydi.
“Çok çalışıyorum,” dedi. “Ama bazen kazandığım para, ay sonunda bütün masrafları karşılamaya yetmiyor. Devletin sürekli yeni kurallar koyması da küçük işletmeler için işleri zorlaştırıyor. Bu yüzden Cumhuriyetçilerin ekonomi politikalarına daha yakın hissediyorum.”
Karşısında oturan Linda ise bir devlet okulunda öğretmendi. O da geçim sıkıntısı çekiyordu ama farklı bir noktaya dikkat çekti.
“Benim öğrencilerimin bir bölümü evde yeterince beslenemiyor. Bazılarının ailesi sağlık masraflarını karşılayamıyor. Kamu hizmetlerinin güçlendirilmesi gerektiğini düşünüyorum. Bu yüzden Demokratların bazı politikalarını daha yakın buluyorum.”
Emily ikisini de dikkatle dinledi.
Mark'ın yaşadığı sorunları yalnızca bireysel sorumluluk üzerinden açıklamak, Linda'nın kaygılarını yalnızca devlet harcamalarıyla ilişkilendirmek kadar eksik olurdu. Ekonomik kararların sonuçları, insanların gelirine, yaşadığı bölgeye, mesleğine ve aile koşullarına göre değişiyordu.
Emily toplantının sonunda şöyle dedi:
“Bir siyasi görüşü anlamak için önce onun hangi soruna cevap vermeye çalıştığını sormalıyız. Mark ekonomik özgürlüğe ve maliyetlerin azaltılmasına önem veriyor. Linda ise eğitim ve sağlık hizmetlerine erişimin güçlendirilmesini önemsiyor. İkisi de çocuklarının daha iyi bir geleceğe sahip olmasını istiyor. Ayrıldıkları nokta, bu hedefe hangi politikalarla ulaşılabileceği.”
Bu sahnede kadın karakterin empatik yaklaşımı, erkek karakterin çözüm odaklı yaklaşımından daha üstün değildi; ikisi de kendi içinde akıl yürütmeye ve duygusal değerlendirmeye yer veriyordu. Emily de verileri ve politika sonuçlarını dikkate alıyor, Mark da ailesinin geleceği konusunda duygusal kaygılar taşıyordu.
Siyasette cinsiyete dayalı kalıplardan kaçınmanın yolu da budur: İnsanları doğuştan belirli düşünme biçimlerine sahipmiş gibi görmek yerine, onların deneyimlerini ve gerekçelerini anlamaya çalışmak.
Toplantıdan sonra Emily, Daniel'e şunu söyledi:
“Bazen insanlar aynı hedefi paylaşıyor ama farklı çözüm önerilerini destekliyor. Birinin iyi bir insan olması, diğerinin kötü bir insan olduğu anlamına gelmiyor.”
Daniel cevap verdi:
“Bu, siyasi tartışmalarda unuttuğumuz en önemli şeylerden biri olabilir. Önce sorunu tanımlıyoruz, sonra çözüm öneriyoruz. Fakat bazen sorunu bile farklı tanımladığımızı fark etmiyoruz.”
Peki sizce de bir siyasi tartışmada en büyük anlaşmazlık, insanların farklı çözümler önermesinden mi kaynaklanır, yoksa neyin sorun olduğu konusunda anlaşamamamızdan mı?
5. Bölüm: Cumhuriyetçiler Nasıl Günümüzdeki Sağcı Kimliğine Yaklaştı?
Bir sonraki pazar, Daniel ile Emily kasabanın halk kütüphanesine gitti. Kütüphanede Amerikan siyasi tarihi üzerine düzenlenen bir etkinlik vardı. Konuşmacı, Cumhuriyetçi ve Demokrat partilerin tarih boyunca aynı toplumsal grupları temsil etmediğini anlattı.
Konuşmanın en dikkat çekici bölümü, 20. yüzyılın ortalarındaki siyasi değişimlerdi.
1930'larda Büyük Buhran sırasında Başkan Franklin D. Roosevelt'in Demokrat yönetimi, New Deal adı verilen geniş kapsamlı ekonomik ve sosyal programları uygulamaya koymuştu. Bu programlar, ekonomik krizin etkilerini azaltmayı ve federal hükümetin ekonomideki rolünü artırmayı amaçlıyordu.
Cumhuriyetçiler arasında bu politikaların kapsamına ve maliyetine karşı çıkan önemli bir kesim vardı. Ancak o dönemde her iki partinin içinde de birbirinden farklı görüşler bulunuyordu.
İkinci Dünya Savaşı sonrasında Amerikan siyaseti yeniden şekillendi. Sivil haklar hareketi, ırk ayrımcılığıyla mücadele ve federal hükümetin bu konudaki rolü, partiler arasındaki ayrışmanın önemli başlıklarından biri hâline geldi.
1964 tarihli Sivil Haklar Yasası ve 1965 tarihli Oy Hakkı Yasası, Amerika'daki ırk ayrımcılığına karşı mücadelede önemli dönüm noktalarıydı. Demokrat Başkan Lyndon B. Johnson döneminde kabul edilen bu yasalar, Demokrat Parti'nin ulusal düzeydeki siyasi yöneliminin değişmesinde etkili oldu. Cumhuriyetçi Parti içinde ise bu yasaların kapsamı ve federal müdahalenin sınırları üzerine farklı tutumlar vardı.
1960'ların sonlarından itibaren ve özellikle sonraki on yıllarda, Güney eyaletlerindeki birçok beyaz muhafazakâr seçmenin Cumhuriyetçi Parti'ye yönelmesi dikkat çekti. Bu değişim tek bir nedene indirgenemez. Irk ilişkileri, federal hükümetin rolü, kültürel değerler, ekonomik tercihler ve bölgesel kimlikler birlikte etkili oldu.
1970'ler ve 1980'lerde muhafazakâr hareket güç kazandı. Ronald Reagan'ın 1980 yılında başkan seçilmesiyle vergilerin azaltılması, düzenlemelerin sınırlandırılması, güçlü ulusal savunma ve geleneksel değerlerin vurgulanması Cumhuriyetçi siyasetin öne çıkan unsurları hâline geldi.
Daniel, kütüphane çıkışında Emily'ye döndü.
“Şimdi daha net görüyorum. Cumhuriyetçi Parti'nin bugünkü sağcı kimliği, kuruluşundan itibaren değişmeden kalan bir düşüncenin sonucu değil. Uzun bir siyasi dönüşümün ürünü.”
Emily başını salladı.
“Ve bu dönüşüm yalnızca siyasetçilerin kararlarıyla gerçekleşmedi. Seçmenlerin beklentileri, toplumsal hareketler, ekonomik krizler ve kültürel çatışmalar da partilerin kimliğini şekillendirdi.”
Bu tarihsel süreç, günümüzde Cumhuriyetçilerin genel olarak sağcı kabul edilmesini açıklamaya yardımcı olur. Ancak geçmişteki bütün Cumhuriyetçileri bugünkü ideolojik konumlarına yerleştirmek veya Demokratların daima bugünkü çizgide olduğunu düşünmek tarihsel gerçekliği basitleştirir.
6. Bölüm: Demokratlar Solcuysa Cumhuriyetçiler Sağcı mıdır?
Kasabanın meydanında düzenlenen bir tartışma gecesinde Michael bu kez farklı bir soru sordu:
“Cumhuriyetçiler sağcıysa Demokratlar da solcu diyebilir miyiz?”
Daniel cevap verdi:
“Genel olarak evet, ama yine bazı ayrıntılar var.”
Günümüz Amerikan siyasetinde Demokrat Parti, Cumhuriyetçi Parti'ye kıyasla genellikle merkez sol veya liberal çizgide değerlendirilir. Demokratlar arasında sosyal demokrat politikaları savunan ilericiler, merkezci siyasetçiler ve daha ılımlı liberal gruplar bulunur.
Parti içinde sağlık hizmetlerinin kamusal rolü, asgari ücret, sendikal haklar, iklim politikaları, vergilendirme ve sosyal yardımlar konusunda farklı yaklaşımlar vardır.
Cumhuriyetçiler ise genel olarak muhafazakâr ve sağcı bir siyasi çizgide değerlendirilir. Ancak parti içinde geleneksel muhafazakârlar, ekonomik liberaller, dini muhafazakârlar, ulusal egemenliği ve korumacı ekonomi politikalarını öne çıkaran gruplar gibi farklı eğilimler bulunur.
Burada önemli bir ayrım vardır: Amerika'da “liberal” kelimesi, günlük siyasi kullanımda çoğunlukla toplumsal açıdan ilerici ve kamu politikalarında reformcu görüşleri ifade eder. Türkiye'de ise liberalizm denildiğinde daha çok bireysel özgürlükler, sınırlı devlet ve serbest piyasa gibi kavramlar öne çıkabilir.
Bu nedenle Amerikalı bir siyasetçinin kendisini liberal olarak tanımlaması, Türkiye'de aynı kelimeyle ifade edilen bütün siyasi görüşlere sahip olduğu anlamına gelmez.
Ayrıca Amerika'nın iki büyük partili seçim sistemi, siyasi yelpazenin farklı kesimlerini aynı parti çatısı altında toplamaya teşvik eder. Demokrat Parti'nin ilerici bir üyesiyle merkezci bir üyesi arasında önemli farklar olabilir. Aynı şekilde Cumhuriyetçi Parti'nin geleneksel bir muhafazakârı ile ekonomik korumacılığı savunan bir üyesi de her konuda aynı görüşte olmayabilir.
Sarah tartışmanın bu noktasında önemli bir soru yöneltti:
“Peki, Avrupa'daki bir sosyal demokratla Amerikalı bir Demokrat aynı mı? Ya da Avrupa'daki bir muhafazakârla Amerikalı bir Cumhuriyetçi tamamen aynı çizgide mi?”
Daniel gülümsedi.
“Hayır. Bazı konularda benzerlikler var ama siyasi kurumlar, tarih ve toplumsal beklentiler farklı. Bu yüzden kavramları ülkenin kendi koşulları içinde değerlendirmek gerekiyor.”
Amerika'da sağlık hizmetlerinin finansmanı, silah taşıma hakkı, göç, federal hükümetin yetkileri ve dini değerlerin kamusal yaşamdaki yeri, siyasi tartışmaların merkezindedir. Başka ülkelerde ise sınıf ilişkileri, sosyal devlet, laiklik, ulusal kimlik veya kamu mülkiyeti daha farklı ağırlıklara sahip olabilir.
Bir ülkenin sağını ve solunu anlamak için yalnızca parti adlarına bakmak yetmez; hangi tarihsel sorunların tartışıldığını da bilmek gerekir.
7. Bölüm: Seçim Gecesi ve Beklenmedik Bir Sonuç
Hikâyemizin sonlarına yaklaşırken kasabada seçim gecesi düzenlenen bir buluşmaya dönelim.
Daniel, Emily, Michael ve Sarah aynı salonda bir araya geldi. Televizyonda seçim sonuçları açıklanıyor, masalarda kahve bardakları dolaşıyor, insanlar kendi adaylarının kazanıp kazanmayacağını tartışıyordu.
Michael Cumhuriyetçilere yakındı. Ona göre düşük vergiler, daha sınırlı ekonomik düzenlemeler ve güçlü sınır güvenliği ülkenin sorunlarını çözmek açısından önemliydi.
Sarah ise Demokratların sağlık hizmetlerine erişim, iklim değişikliği ve sosyal politikalar konusundaki yaklaşımını daha ikna edici buluyordu.
Seçim sonuçları geldikçe ikisi de kendi görüşlerinin haklılığını savunan yorumlar yapmaya başladı.
Bir süre sonra Emily, masanın üzerine iki kâğıt bıraktı.
İlk kâğıtta şu soru yazıyordu: “Ülkemizde değiştirilmesini istediğiniz üç şey nedir?”
İkinci kâğıtta ise şu soru vardı: “Bu değişiklikler için hangi bedelleri ödemeye hazırsınız?”
Herkes ilk soruya kolayca cevap verdi. Daha iyi sağlık hizmetleri, daha fazla ekonomik fırsat, daha güvenli mahalleler, daha kaliteli eğitim ve daha istikrarlı bir gelecek...
Ancak ikinci soruda işler değişti.
Daha iyi sağlık hizmetleri için daha yüksek vergi ödemeyi kim kabul edecekti? Daha düşük vergiler karşılığında hangi kamu hizmetlerinin sınırlandırılmasına razı olunacaktı? Güvenliği artırmak için hangi yetkiler devlete verilebilirdi? Göçü azaltmak için alınan önlemlerin ekonomik ve insani sonuçları nasıl değerlendirilecekti?
Bir anda herkesin ortak hedefleri ile farklı çözüm önerileri arasındaki mesafe görünür hâle geldi.
Daniel, masadaki notlara baktı.
“Bence siyasi ideolojiler, yalnızca neyi istediğimizi değil, hangi riskleri kabul edilebilir bulduğumuzu da gösteriyor.”
Sarah ekledi:
“Ve insanların neden farklı düşündüğünü anlamak için onların korkularını, umutlarını ve hayat şartlarını da hesaba katmamız gerekiyor.”
Michael bir süre sessiz kaldıktan sonra konuştu:
“Ben Cumhuriyetçilerin politikalarını destekliyorum. Ama bu, onların bütün kararlarını sorgulamadan kabul etmem gerektiği anlamına gelmiyor.”
Emily gülümsedi.
“Demokratlar için de aynı şey geçerli. Bir partiye yakın olmak, onun her konuda haklı olduğunu düşünmek zorunda olmak demek değil.”
O gece seçim sonuçları kadar önemli başka bir şey de ortaya çıkmıştı: İnsanlar siyasi tercihlerini savunurken birbirlerini dinlemeyi sürdürdüklerinde, anlaşmazlıklar tamamen ortadan kalkmasa bile daha anlamlı bir tartışma zemini oluşabiliyordu.
8. Bölüm: Peki, Amerika’da Cumhuriyetçiler Sağcı mı, Solcu mu?
Hikâyemizin başındaki soruya geri dönelim.
Evet, Amerika'daki Cumhuriyetçi Parti günümüzde genel olarak sağcı ve muhafazakâr bir parti olarak tanımlanır. Bu tanım özellikle ekonomik politikalar, geleneksel toplumsal değerler, göç, silah taşıma hakkı, federal hükümetin yetkileri ve ulusal güvenlik konularındaki genel siyasi çizgisine dayanır.
Bununla birlikte, Cumhuriyetçi Parti tek bir düşünceden oluşmaz. Parti içindeki farklı gruplar ekonomi, dış politika, ticaret, sosyal güvenlik ve toplumsal meseleler konusunda birbirinden ayrılabilir.
Demokrat Parti ise günümüzde genel olarak Cumhuriyetçilere kıyasla merkez sol veya liberal çizgide konumlanır. Ancak Demokratların tamamı solcu, Cumhuriyetçilerin tamamı da aynı türden muhafazakâr değildir.
Tarihsel açıdan bakıldığında, Cumhuriyetçi Parti'nin 1854'teki kuruluşu ile günümüzdeki siyasi kimliği arasında önemli değişimler vardır. Abraham Lincoln dönemindeki köleliğin yayılmasına karşı çıkış, 20. yüzyıldaki sivil haklar mücadeleleri ve partilerin seçmen koalisyonlarındaki dönüşümler, bu değişimin anlaşılması açısından temel öneme sahiptir.
Amerikan siyasetini değerlendirirken üç noktayı akılda tutmak yararlı olur:
- Ekonomik görüşler: Vergiler, serbest piyasa, kamu harcamaları ve devletin ekonomideki rolü.
- Toplumsal görüşler: Aile, din, kürtaj, göç, silah hakları ve kültürel değerler.
- Tarihsel ve kurumsal koşullar: Partilerin zaman içindeki dönüşümü, federal sistem ve Amerikan seçim yapısı.
Bu üç alan birlikte ele alındığında, siyasi partilerin yalnızca isimlerinden veya birkaç sloganından hareketle değerlendirilemeyeceği daha iyi anlaşılır.
Sonuçta Cumhuriyetçilerin sağcı, Demokratların ise genel olarak merkez sol veya liberal çizgide olduğunu söylemek doğrudur. Ancak bu sınıflandırma, Amerikan siyasetinin bütün ayrıntılarını tek başına açıklamaz.
Son Söz: Farklı Düşünmek, Aynı Ülkenin Geleceğini Önemsemeye Engel mi?
Ohio'daki hikâyemizin karakterleri, seçim gecesinin sonunda aynı siyasi görüşte buluşmadılar. Michael Cumhuriyetçilere, Sarah ise Demokratlara yakınlığını korudu. Daniel ekonomik politikaların sonuçlarını değerlendirmeye, Emily de toplumsal etkileri anlamaya devam etti.
Fakat hepsi, bir siyasi tercihin ardında çoğu zaman tek bir neden bulunmadığını gördü.
Bir kişi ekonomik özgürlüğe öncelik verebilir. Bir başkası sosyal güvenliğe önem verebilir. Bir diğeri geleneksel değerlerin korunmasını isterken başka biri toplumsal değişimi destekleyebilir. Bu tercihler bazen birbiriyle çatışır, bazen de aynı kişinin düşüncelerinde bir arada bulunur.
Amerika'da Cumhuriyetçilerin sağcı olup olmadığı sorusunun cevabı bu nedenle oldukça açık olsa da, onları anlamak için sorulması gereken sorular daha derindir.
Bir siyasi parti hangi toplumsal grupları temsil ediyor? Politikaları kimlere yarar sağlıyor, kimleri olumsuz etkileyebiliyor? Geçmişte hangi değişimlerden geçti? Seçmenleri neden onu destekliyor? Ve savunduğu politikalar, vaat ettiği sonuçları gerçekten üretiyor mu?
Bunları sormak, bir partiyi desteklemek veya eleştirmekten vazgeçmek anlamına gelmez. Aksine, siyasi değerlendirmeyi daha bilinçli hâle getirir.
Belki de hikâyemizden çıkarılabilecek en önemli ders şudur: Bir siyasi görüşü anlamak, mutlaka o görüşü benimsemek değildir. Ancak onu tarihinden, toplumsal koşullarından ve savunucularının gerekçelerinden bağımsız değerlendirmek, çoğu zaman eksik bir sonuca götürür.
Forumdaki tartışmayı şu soruyla sürdürelim:
Sizce Amerika'daki Cumhuriyetçilerin sağcı kimliğini en çok belirleyen unsur hangisi: ekonomik politikaları mı, geleneksel toplumsal değerleri mi, göç ve güvenlik yaklaşımı mı, yoksa tarihsel süreçte değişen seçmen tabanları mı?
Bir başka soru da şu: Türkiye'deki sağ-sol ayrımı ile Amerika'daki siyasi ayrımı karşılaştırırken hangi benzerlikler ve farklılıklar gözden kaçırılıyor?
Kaynaklar ve Daha Fazla Okuma
- Encyclopaedia Britannica, Republican Party - kuruluşu, tarihsel gelişimi ve siyasi konumu.
- Encyclopaedia Britannica, Democratic Party - Demokrat Parti'nin tarihsel dönüşümü ve siyasi çizgisi.
- ABD Ulusal Arşivleri (National Archives), 13th Amendment - köleliğin anayasal olarak kaldırılması.
- ABD Ulusal Arşivleri (National Archives), Civil Rights Act of 1964 - sivil haklar alanındaki temel yasal düzenleme.
- ABD Ulusal Arşivleri (National Archives), Voting Rights Act of 1965 - oy hakkının korunmasına yönelik tarihsel düzenleme.
- Pew Research Center - Amerikan seçmenlerinin ideolojik farklılıkları, siyasi kutuplaşma ve parti kimlikleri üzerine araştırmalar.
Bu kaynaklar, hikâyede ele alınan tarihsel olayları ve günümüz Amerikan siyasetinin genel çerçevesini daha ayrıntılı incelemek için başlangıç noktaları sunar.
Geçenlerde eski bir arkadaş grubunda Amerika siyaseti üzerine konuşurken bir soru ortaya atıldı: “Amerika’da Cumhuriyetçiler sağcı mı, solcu mu?” İlk bakışta cevabı son derece basit görünen bu soru, birkaç dakika içinde bambaşka tartışmaların kapısını açtı. Bir arkadaşımız Cumhuriyetçilerin sağcı olduğunu söyledi. Bir diğeri, Amerika’daki siyasi kavramların Türkiye’deki karşılıklarıyla tam olarak örtüşmediğini savundu. Bir başkası ise Cumhuriyetçilerin geçmişte köleliğe karşı çıkmış bir parti olduğunu hatırlatarak konunun sanıldığı kadar basit olmadığını belirtti.
O akşam eve dönerken düşündüm: Bir siyasi partiyi yalnızca sağcı veya solcu diye tanımlamak, koca bir ülkenin tarihini tek cümleye sığdırmaya çalışmak değil miydi?
Bu soruyu birlikte anlamaya çalışalım. Ancak kuru bir siyasi analiz yapmak yerine, bizi Amerika’nın farklı dönemlerine götüren bir hikâyenin içine girelim. Karakterlerimiz hayal ürünü olacak ama konuşmalarında ele alacağımız tarihsel olaylar, siyasi ayrılıklar ve toplumsal meseleler gerçeklere dayanacak.
Çünkü bazen bir ülkenin siyasetini anlamanın en iyi yolu, seçim sonuçlarına bakmaktan önce insanların neden farklı düşündüğünü anlamaktır.
1. Bölüm: Ohio’da Başlayan Tartışma
Hikâyemiz, Amerika’nın Ohio eyaletinde, Columbus yakınlarındaki küçük bir kasabada başlıyor.
Kasabanın ana caddesinde eski bir kitapçı, onun karşısında aile işletmesi olan bir restoran ve biraz ilerisinde yıllardır aynı yerde duran bir otomobil tamirhanesi vardı. Burada yaşayan insanlar birbirlerini çoğunlukla isimleriyle tanır, cuma akşamları okul maçlarını konuşur, pazar günleri aileleriyle bir araya gelirdi.
Kasabada yaşayan Daniel, kırk yaşlarında bir makine mühendisiydi. Babası yıllarca otomobil fabrikasında çalışmış, annesi ise yerel kütüphanede görev yapmıştı. Daniel, üretim maliyetlerini hesaplamayı, sorunları parçalara ayırmayı ve mümkün olduğunca kısa sürede uygulanabilir çözümler bulmayı severdi. Ona göre bir sorunun çözümü için önce verileri toplamak, ardından seçenekleri değerlendirmek ve sonunda işe yarayan bir strateji belirlemek gerekiyordu.
Eşi Emily ise bir sivil toplum kuruluşunda çalışıyordu. İnsanların işsizlik, barınma ve sağlık hizmetlerine erişim gibi sorunlarıyla ilgileniyordu. Emily de oldukça analitikti; ancak karar verirken istatistiklerin yanında insanların yaşadıklarını, ailelerin kaygılarını ve toplumsal ilişkilerin etkisini de hesaba katardı.
Daniel ile Emily, erkeklerin ve kadınların siyasete doğal olarak farklı baktığına inanmıyordu. İkisi de insanların kişiliklerinin, eğitimlerinin, mesleklerinin ve hayat tecrübelerinin düşüncelerini etkilediğini biliyordu. Aralarındaki fark, cinsiyetlerinden çok, sorunları ele alırken hangi ayrıntılara öncelik verdikleriydi.
Bir akşam arkadaşları Michael ve Sarah onlara yemeğe geldi. Konu, yaklaşan seçimlere ve Cumhuriyetçi Parti'nin politikalarına geldiğinde Michael şöyle dedi:
“Bence Cumhuriyetçiler kesinlikle sağcı. Vergileri düşürmek istiyorlar, geleneksel değerlere önem veriyorlar ve devletin ekonomiye fazla müdahale etmesini istemiyorlar. Daha ne olsun?”
Sarah gülümsedi.
“Peki, Amerika’daki sağcılık ile Türkiye’deki sağcılık tamamen aynı mı? Bir de Cumhuriyetçi Parti her zaman bugünkü gibi miydi?”
Michael cevap vermeden önce Daniel araya girdi:
“Bence önce partinin tarihine bakalım. Bir siyasi partinin adının aynı kalması, fikirlerinin de iki yüz yıl boyunca değişmeden kaldığı anlamına gelmez.”
Emily de masaya çayları bırakırken konuşmaya katıldı:
“Üstelik siyasi tercihleri anlamak için insanların neden o tercihi yaptığını da sormamız gerekiyor. Bir kişi düşük vergi istediği için Cumhuriyetçi olabilir. Başka biri dini değerlerini önemsediği için aynı partiye oy verebilir. Bir başkası göç politikalarını desteklediği için Cumhuriyetçidir. Aynı oy pusulasında buluşmaları, bütün meselelerde aynı düşündükleri anlamına gelmez.”
İşte hikâyemizin temel sorusu burada ortaya çıkıyor: Amerika’da Cumhuriyetçiler neden genel olarak sağcı kabul ediliyor ve bu tanım hangi tarihsel gelişmeler sonucunda ortaya çıktı?
2. Bölüm: Bir Partinin Geçmişi, Bugünkü Kimliğiyle Aynı Değildi
Daniel, kitaplığından eski bir Amerikan tarihi kitabı çıkardı. Sayfaları karıştırırken 1850’lere geldi.
“Bakın,” dedi, “Cumhuriyetçi Parti 1854 yılında kuruldu. O dönemde Amerika’da kölelik, ülkenin en büyük siyasi ve toplumsal çatışmalarından biriydi. Yeni kurulan Cumhuriyetçi Parti, özellikle köleliğin yeni bölgelere yayılmasına karşı çıkan grupların desteğini aldı.”
O dönemde Amerika Birleşik Devletleri, kölelik meselesi yüzünden derin biçimde bölünmüştü. Kuzey ve Güney arasındaki ekonomik farklılıklar, eyaletlerin yetkileri ve köleliğin geleceği üzerine anlaşmazlıklar giderek büyüyordu.
Cumhuriyetçi Parti'nin ilk dönemindeki en önemli isimlerden biri Abraham Lincoln'dü. Lincoln, 1860 yılında başkan seçildi. Köleliğin yeni bölgelere yayılmasına karşı çıkması, Güney eyaletlerindeki ayrılıkçı hareketin güçlenmesinde önemli rol oynayan etkenlerden biriydi. Güney eyaletlerinin bir bölümü Birlik'ten ayrıldı ve 1861 yılında Amerikan İç Savaşı başladı.
Savaşın sonunda kölelik kaldırıldı. Lincoln döneminde kabul edilen ve 1865 yılında onaylanan 13. Anayasa Değişikliği, Amerika Birleşik Devletleri'nde köleliği anayasal olarak yasakladı.
Sarah şaşkınlıkla sordu:
“Yani bugünkü Cumhuriyetçilerle ilişkilendirdiğimiz parti, başlangıçta köleliğin yayılmasına karşı mıydı?”
“Evet,” dedi Daniel. “Ama burada önemli bir ayrıntı var. O dönemin siyasi partilerini bugünkü ideolojik etiketlerle bire bir eşleştirmek yanıltıcı olabilir.”
Gerçekten de Cumhuriyetçi Parti'nin ilk yıllarındaki kölelik karşıtı tutum, günümüzdeki siyasi kimliğiyle ilgili sık yapılan tartışmalarda önemli bir tarihsel noktadır. Ancak köleliğin yayılmasına karşı çıkmak, o dönemdeki bütün Cumhuriyetçilerin ırksal eşitliği bugünkü anlamıyla savunduğu anlamına gelmiyordu. Partinin üyeleri arasında da ciddi görüş farklılıkları bulunuyordu.
Dahası, Demokrat Parti'nin o dönemdeki siyasi koalisyonu ile günümüzdeki seçmen tabanı ve ideolojik konumu arasında da büyük farklılıklar vardı.
Amerikan siyasetinin tarihi, iki partinin isimlerini koruyarak toplumsal tabanlarının ve politikalarının zaman içinde değişebildiğini gösteriyor.
Michael başını salladı.
“Demek ki yalnızca ‘Cumhuriyetçiler eskiden şuydu, şimdi de budur’ demek yeterli değil.”
“Kesinlikle,” dedi Emily. “Tarihi anlamak, bugünkü siyasi kimlikleri geçmişe ait tek bir fotoğrafla değerlendirmemek demek.”
3. Bölüm: Amerika’da Sağcılık Ne Anlama Geliyor?
Ertesi gün Daniel, Michael'ı tamirhanenin yakınındaki küçük kafeye davet etti. Masanın üzerinde iki kahve ve Daniel'in hazırladığı bir not kâğıdı vardı.
Kâğıda üç kelime yazmıştı:
- Ekonomi
- Toplum
- Devlet
“Cumhuriyetçileri anlamak istiyorsak,” dedi, “bu üç alanı ayrı ayrı ele almalıyız.”
Michael kahvesinden bir yudum aldı.
“Peki, başlayalım.”
Daniel önce ekonomi konusunu açtı.
Amerika'daki Cumhuriyetçi Parti, günümüzde genel olarak ekonomik açıdan sağda konumlanır. Parti içinde özel girişimin, piyasa ekonomisinin ve mülkiyet haklarının önemini vurgulayan güçlü bir gelenek vardır. Cumhuriyetçi siyasetçiler çoğunlukla vergilerin düşürülmesini, işletmeler üzerindeki bazı düzenlemelerin azaltılmasını ve ekonomik büyümenin özel sektör tarafından desteklenmesini savunurlar.
Bununla birlikte, bütün Cumhuriyetçiler aynı ekonomik görüşlere sahip değildir. Bazıları bütçe açıklarının azaltılmasını ve kamu harcamalarının sınırlandırılmasını öncelerken bazıları savunma harcamalarını, belirli sektörlere yönelik teşvikleri veya stratejik sanayilerin korunmasını destekleyebilir.
“Yani devletin ekonomiden tamamen çekilmesini mi istiyorlar?” diye sordu Michael.
“Hayır,” dedi Daniel. “Bu, fazla basitleştirilmiş bir yorum olur. Tartışma genellikle devletin ekonomiye ne ölçüde müdahale etmesi gerektiği ve bu müdahalenin hangi alanlarda yapılacağı üzerine.”
Ardından toplumsal meselelere geçtiler.
Cumhuriyetçi Parti, günümüzde çoğunlukla geleneksel aile değerlerini, dini özgürlük anlayışının belirli yorumlarını, silah taşıma hakkını ve göç politikalarının sıkılaştırılmasını savunan bir siyasi çizgiyle ilişkilendirilir. Partinin birçok üyesi kürtaj konusunda kısıtlamaları destekler. Bununla birlikte, bu başlıklarda da eyaletler, seçmen grupları ve siyasetçiler arasında farklılıklar bulunur.
Amerika'da sağcılık, yalnızca ekonomik liberalizm anlamına gelmez. Kültürel muhafazakârlık, ulusal kimlik, bireysel haklar ve geleneksel kurumlara verilen önem de siyasi tercihleri şekillendirir.
Daniel not kâğıdının altına üçüncü kelimeyi gösterdi: Devlet.
“İşte burada ilginç bir durum var,” dedi. “Cumhuriyetçiler çoğunlukla devletin ekonomideki rolünün azaltılmasını savunabilirler. Fakat sınır güvenliği, polis teşkilatları, ordu ve kamu düzeni söz konusu olduğunda güçlü bir devlet talep edebilirler.”
Michael güldü.
“Yani küçük devlet istiyorlar ama her konuda değil.”
“Daha doğrusu,” diye karşılık verdi Daniel, “bazı alanlarda daha sınırlı, bazı alanlarda daha güçlü bir devlet istiyorlar. Hangi yetkinin nerede kullanılacağı siyasi ideolojinin önemli bir parçası.”
Bu ayrım, Amerika'daki sağ ve sol tartışmalarını anlamak açısından son derece önemlidir.
Çünkü bir parti ekonomik alanda devlet müdahalesine karşı çıkarken güvenlik alanında devletin yetkilerinin artırılmasını savunabilir. Başka bir parti ise sağlık hizmetlerinde daha fazla kamusal sorumluluk isterken ifade özgürlüğü veya özel yaşam gibi alanlarda devletin sınırlandırılmasını savunabilir.
Dolayısıyla sağ ve sol, her ülkede bütün konuları aynı biçimde açıklayan iki kusursuz kutu değildir.
4. Bölüm: Emily’nin Dinlediği Hikâyeler
Aynı hafta Emily, çalıştığı kuruluşta küçük bir toplantı düzenledi. Toplantıya farklı siyasi görüşlere sahip insanlar katıldı. Amaç, ekonomik sorunların aileler üzerindeki etkisini konuşmaktı.
Toplantıda Mark adında bir kamyon şoförü vardı. Mark, son yıllarda artan yaşam maliyetlerinden, sağlık sigortası giderlerinden ve çocuklarının geleceğinden endişeliydi.
“Çok çalışıyorum,” dedi. “Ama bazen kazandığım para, ay sonunda bütün masrafları karşılamaya yetmiyor. Devletin sürekli yeni kurallar koyması da küçük işletmeler için işleri zorlaştırıyor. Bu yüzden Cumhuriyetçilerin ekonomi politikalarına daha yakın hissediyorum.”
Karşısında oturan Linda ise bir devlet okulunda öğretmendi. O da geçim sıkıntısı çekiyordu ama farklı bir noktaya dikkat çekti.
“Benim öğrencilerimin bir bölümü evde yeterince beslenemiyor. Bazılarının ailesi sağlık masraflarını karşılayamıyor. Kamu hizmetlerinin güçlendirilmesi gerektiğini düşünüyorum. Bu yüzden Demokratların bazı politikalarını daha yakın buluyorum.”
Emily ikisini de dikkatle dinledi.
Mark'ın yaşadığı sorunları yalnızca bireysel sorumluluk üzerinden açıklamak, Linda'nın kaygılarını yalnızca devlet harcamalarıyla ilişkilendirmek kadar eksik olurdu. Ekonomik kararların sonuçları, insanların gelirine, yaşadığı bölgeye, mesleğine ve aile koşullarına göre değişiyordu.
Emily toplantının sonunda şöyle dedi:
“Bir siyasi görüşü anlamak için önce onun hangi soruna cevap vermeye çalıştığını sormalıyız. Mark ekonomik özgürlüğe ve maliyetlerin azaltılmasına önem veriyor. Linda ise eğitim ve sağlık hizmetlerine erişimin güçlendirilmesini önemsiyor. İkisi de çocuklarının daha iyi bir geleceğe sahip olmasını istiyor. Ayrıldıkları nokta, bu hedefe hangi politikalarla ulaşılabileceği.”
Bu sahnede kadın karakterin empatik yaklaşımı, erkek karakterin çözüm odaklı yaklaşımından daha üstün değildi; ikisi de kendi içinde akıl yürütmeye ve duygusal değerlendirmeye yer veriyordu. Emily de verileri ve politika sonuçlarını dikkate alıyor, Mark da ailesinin geleceği konusunda duygusal kaygılar taşıyordu.
Siyasette cinsiyete dayalı kalıplardan kaçınmanın yolu da budur: İnsanları doğuştan belirli düşünme biçimlerine sahipmiş gibi görmek yerine, onların deneyimlerini ve gerekçelerini anlamaya çalışmak.
Toplantıdan sonra Emily, Daniel'e şunu söyledi:
“Bazen insanlar aynı hedefi paylaşıyor ama farklı çözüm önerilerini destekliyor. Birinin iyi bir insan olması, diğerinin kötü bir insan olduğu anlamına gelmiyor.”
Daniel cevap verdi:
“Bu, siyasi tartışmalarda unuttuğumuz en önemli şeylerden biri olabilir. Önce sorunu tanımlıyoruz, sonra çözüm öneriyoruz. Fakat bazen sorunu bile farklı tanımladığımızı fark etmiyoruz.”
Peki sizce de bir siyasi tartışmada en büyük anlaşmazlık, insanların farklı çözümler önermesinden mi kaynaklanır, yoksa neyin sorun olduğu konusunda anlaşamamamızdan mı?
5. Bölüm: Cumhuriyetçiler Nasıl Günümüzdeki Sağcı Kimliğine Yaklaştı?
Bir sonraki pazar, Daniel ile Emily kasabanın halk kütüphanesine gitti. Kütüphanede Amerikan siyasi tarihi üzerine düzenlenen bir etkinlik vardı. Konuşmacı, Cumhuriyetçi ve Demokrat partilerin tarih boyunca aynı toplumsal grupları temsil etmediğini anlattı.
Konuşmanın en dikkat çekici bölümü, 20. yüzyılın ortalarındaki siyasi değişimlerdi.
1930'larda Büyük Buhran sırasında Başkan Franklin D. Roosevelt'in Demokrat yönetimi, New Deal adı verilen geniş kapsamlı ekonomik ve sosyal programları uygulamaya koymuştu. Bu programlar, ekonomik krizin etkilerini azaltmayı ve federal hükümetin ekonomideki rolünü artırmayı amaçlıyordu.
Cumhuriyetçiler arasında bu politikaların kapsamına ve maliyetine karşı çıkan önemli bir kesim vardı. Ancak o dönemde her iki partinin içinde de birbirinden farklı görüşler bulunuyordu.
İkinci Dünya Savaşı sonrasında Amerikan siyaseti yeniden şekillendi. Sivil haklar hareketi, ırk ayrımcılığıyla mücadele ve federal hükümetin bu konudaki rolü, partiler arasındaki ayrışmanın önemli başlıklarından biri hâline geldi.
1964 tarihli Sivil Haklar Yasası ve 1965 tarihli Oy Hakkı Yasası, Amerika'daki ırk ayrımcılığına karşı mücadelede önemli dönüm noktalarıydı. Demokrat Başkan Lyndon B. Johnson döneminde kabul edilen bu yasalar, Demokrat Parti'nin ulusal düzeydeki siyasi yöneliminin değişmesinde etkili oldu. Cumhuriyetçi Parti içinde ise bu yasaların kapsamı ve federal müdahalenin sınırları üzerine farklı tutumlar vardı.
1960'ların sonlarından itibaren ve özellikle sonraki on yıllarda, Güney eyaletlerindeki birçok beyaz muhafazakâr seçmenin Cumhuriyetçi Parti'ye yönelmesi dikkat çekti. Bu değişim tek bir nedene indirgenemez. Irk ilişkileri, federal hükümetin rolü, kültürel değerler, ekonomik tercihler ve bölgesel kimlikler birlikte etkili oldu.
1970'ler ve 1980'lerde muhafazakâr hareket güç kazandı. Ronald Reagan'ın 1980 yılında başkan seçilmesiyle vergilerin azaltılması, düzenlemelerin sınırlandırılması, güçlü ulusal savunma ve geleneksel değerlerin vurgulanması Cumhuriyetçi siyasetin öne çıkan unsurları hâline geldi.
Daniel, kütüphane çıkışında Emily'ye döndü.
“Şimdi daha net görüyorum. Cumhuriyetçi Parti'nin bugünkü sağcı kimliği, kuruluşundan itibaren değişmeden kalan bir düşüncenin sonucu değil. Uzun bir siyasi dönüşümün ürünü.”
Emily başını salladı.
“Ve bu dönüşüm yalnızca siyasetçilerin kararlarıyla gerçekleşmedi. Seçmenlerin beklentileri, toplumsal hareketler, ekonomik krizler ve kültürel çatışmalar da partilerin kimliğini şekillendirdi.”
Bu tarihsel süreç, günümüzde Cumhuriyetçilerin genel olarak sağcı kabul edilmesini açıklamaya yardımcı olur. Ancak geçmişteki bütün Cumhuriyetçileri bugünkü ideolojik konumlarına yerleştirmek veya Demokratların daima bugünkü çizgide olduğunu düşünmek tarihsel gerçekliği basitleştirir.
6. Bölüm: Demokratlar Solcuysa Cumhuriyetçiler Sağcı mıdır?
Kasabanın meydanında düzenlenen bir tartışma gecesinde Michael bu kez farklı bir soru sordu:
“Cumhuriyetçiler sağcıysa Demokratlar da solcu diyebilir miyiz?”
Daniel cevap verdi:
“Genel olarak evet, ama yine bazı ayrıntılar var.”
Günümüz Amerikan siyasetinde Demokrat Parti, Cumhuriyetçi Parti'ye kıyasla genellikle merkez sol veya liberal çizgide değerlendirilir. Demokratlar arasında sosyal demokrat politikaları savunan ilericiler, merkezci siyasetçiler ve daha ılımlı liberal gruplar bulunur.
Parti içinde sağlık hizmetlerinin kamusal rolü, asgari ücret, sendikal haklar, iklim politikaları, vergilendirme ve sosyal yardımlar konusunda farklı yaklaşımlar vardır.
Cumhuriyetçiler ise genel olarak muhafazakâr ve sağcı bir siyasi çizgide değerlendirilir. Ancak parti içinde geleneksel muhafazakârlar, ekonomik liberaller, dini muhafazakârlar, ulusal egemenliği ve korumacı ekonomi politikalarını öne çıkaran gruplar gibi farklı eğilimler bulunur.
Burada önemli bir ayrım vardır: Amerika'da “liberal” kelimesi, günlük siyasi kullanımda çoğunlukla toplumsal açıdan ilerici ve kamu politikalarında reformcu görüşleri ifade eder. Türkiye'de ise liberalizm denildiğinde daha çok bireysel özgürlükler, sınırlı devlet ve serbest piyasa gibi kavramlar öne çıkabilir.
Bu nedenle Amerikalı bir siyasetçinin kendisini liberal olarak tanımlaması, Türkiye'de aynı kelimeyle ifade edilen bütün siyasi görüşlere sahip olduğu anlamına gelmez.
Ayrıca Amerika'nın iki büyük partili seçim sistemi, siyasi yelpazenin farklı kesimlerini aynı parti çatısı altında toplamaya teşvik eder. Demokrat Parti'nin ilerici bir üyesiyle merkezci bir üyesi arasında önemli farklar olabilir. Aynı şekilde Cumhuriyetçi Parti'nin geleneksel bir muhafazakârı ile ekonomik korumacılığı savunan bir üyesi de her konuda aynı görüşte olmayabilir.
Sarah tartışmanın bu noktasında önemli bir soru yöneltti:
“Peki, Avrupa'daki bir sosyal demokratla Amerikalı bir Demokrat aynı mı? Ya da Avrupa'daki bir muhafazakârla Amerikalı bir Cumhuriyetçi tamamen aynı çizgide mi?”
Daniel gülümsedi.
“Hayır. Bazı konularda benzerlikler var ama siyasi kurumlar, tarih ve toplumsal beklentiler farklı. Bu yüzden kavramları ülkenin kendi koşulları içinde değerlendirmek gerekiyor.”
Amerika'da sağlık hizmetlerinin finansmanı, silah taşıma hakkı, göç, federal hükümetin yetkileri ve dini değerlerin kamusal yaşamdaki yeri, siyasi tartışmaların merkezindedir. Başka ülkelerde ise sınıf ilişkileri, sosyal devlet, laiklik, ulusal kimlik veya kamu mülkiyeti daha farklı ağırlıklara sahip olabilir.
Bir ülkenin sağını ve solunu anlamak için yalnızca parti adlarına bakmak yetmez; hangi tarihsel sorunların tartışıldığını da bilmek gerekir.
7. Bölüm: Seçim Gecesi ve Beklenmedik Bir Sonuç
Hikâyemizin sonlarına yaklaşırken kasabada seçim gecesi düzenlenen bir buluşmaya dönelim.
Daniel, Emily, Michael ve Sarah aynı salonda bir araya geldi. Televizyonda seçim sonuçları açıklanıyor, masalarda kahve bardakları dolaşıyor, insanlar kendi adaylarının kazanıp kazanmayacağını tartışıyordu.
Michael Cumhuriyetçilere yakındı. Ona göre düşük vergiler, daha sınırlı ekonomik düzenlemeler ve güçlü sınır güvenliği ülkenin sorunlarını çözmek açısından önemliydi.
Sarah ise Demokratların sağlık hizmetlerine erişim, iklim değişikliği ve sosyal politikalar konusundaki yaklaşımını daha ikna edici buluyordu.
Seçim sonuçları geldikçe ikisi de kendi görüşlerinin haklılığını savunan yorumlar yapmaya başladı.
Bir süre sonra Emily, masanın üzerine iki kâğıt bıraktı.
İlk kâğıtta şu soru yazıyordu: “Ülkemizde değiştirilmesini istediğiniz üç şey nedir?”
İkinci kâğıtta ise şu soru vardı: “Bu değişiklikler için hangi bedelleri ödemeye hazırsınız?”
Herkes ilk soruya kolayca cevap verdi. Daha iyi sağlık hizmetleri, daha fazla ekonomik fırsat, daha güvenli mahalleler, daha kaliteli eğitim ve daha istikrarlı bir gelecek...
Ancak ikinci soruda işler değişti.
Daha iyi sağlık hizmetleri için daha yüksek vergi ödemeyi kim kabul edecekti? Daha düşük vergiler karşılığında hangi kamu hizmetlerinin sınırlandırılmasına razı olunacaktı? Güvenliği artırmak için hangi yetkiler devlete verilebilirdi? Göçü azaltmak için alınan önlemlerin ekonomik ve insani sonuçları nasıl değerlendirilecekti?
Bir anda herkesin ortak hedefleri ile farklı çözüm önerileri arasındaki mesafe görünür hâle geldi.
Daniel, masadaki notlara baktı.
“Bence siyasi ideolojiler, yalnızca neyi istediğimizi değil, hangi riskleri kabul edilebilir bulduğumuzu da gösteriyor.”
Sarah ekledi:
“Ve insanların neden farklı düşündüğünü anlamak için onların korkularını, umutlarını ve hayat şartlarını da hesaba katmamız gerekiyor.”
Michael bir süre sessiz kaldıktan sonra konuştu:
“Ben Cumhuriyetçilerin politikalarını destekliyorum. Ama bu, onların bütün kararlarını sorgulamadan kabul etmem gerektiği anlamına gelmiyor.”
Emily gülümsedi.
“Demokratlar için de aynı şey geçerli. Bir partiye yakın olmak, onun her konuda haklı olduğunu düşünmek zorunda olmak demek değil.”
O gece seçim sonuçları kadar önemli başka bir şey de ortaya çıkmıştı: İnsanlar siyasi tercihlerini savunurken birbirlerini dinlemeyi sürdürdüklerinde, anlaşmazlıklar tamamen ortadan kalkmasa bile daha anlamlı bir tartışma zemini oluşabiliyordu.
8. Bölüm: Peki, Amerika’da Cumhuriyetçiler Sağcı mı, Solcu mu?
Hikâyemizin başındaki soruya geri dönelim.
Evet, Amerika'daki Cumhuriyetçi Parti günümüzde genel olarak sağcı ve muhafazakâr bir parti olarak tanımlanır. Bu tanım özellikle ekonomik politikalar, geleneksel toplumsal değerler, göç, silah taşıma hakkı, federal hükümetin yetkileri ve ulusal güvenlik konularındaki genel siyasi çizgisine dayanır.
Bununla birlikte, Cumhuriyetçi Parti tek bir düşünceden oluşmaz. Parti içindeki farklı gruplar ekonomi, dış politika, ticaret, sosyal güvenlik ve toplumsal meseleler konusunda birbirinden ayrılabilir.
Demokrat Parti ise günümüzde genel olarak Cumhuriyetçilere kıyasla merkez sol veya liberal çizgide konumlanır. Ancak Demokratların tamamı solcu, Cumhuriyetçilerin tamamı da aynı türden muhafazakâr değildir.
Tarihsel açıdan bakıldığında, Cumhuriyetçi Parti'nin 1854'teki kuruluşu ile günümüzdeki siyasi kimliği arasında önemli değişimler vardır. Abraham Lincoln dönemindeki köleliğin yayılmasına karşı çıkış, 20. yüzyıldaki sivil haklar mücadeleleri ve partilerin seçmen koalisyonlarındaki dönüşümler, bu değişimin anlaşılması açısından temel öneme sahiptir.
Amerikan siyasetini değerlendirirken üç noktayı akılda tutmak yararlı olur:
- Ekonomik görüşler: Vergiler, serbest piyasa, kamu harcamaları ve devletin ekonomideki rolü.
- Toplumsal görüşler: Aile, din, kürtaj, göç, silah hakları ve kültürel değerler.
- Tarihsel ve kurumsal koşullar: Partilerin zaman içindeki dönüşümü, federal sistem ve Amerikan seçim yapısı.
Bu üç alan birlikte ele alındığında, siyasi partilerin yalnızca isimlerinden veya birkaç sloganından hareketle değerlendirilemeyeceği daha iyi anlaşılır.
Sonuçta Cumhuriyetçilerin sağcı, Demokratların ise genel olarak merkez sol veya liberal çizgide olduğunu söylemek doğrudur. Ancak bu sınıflandırma, Amerikan siyasetinin bütün ayrıntılarını tek başına açıklamaz.
Son Söz: Farklı Düşünmek, Aynı Ülkenin Geleceğini Önemsemeye Engel mi?
Ohio'daki hikâyemizin karakterleri, seçim gecesinin sonunda aynı siyasi görüşte buluşmadılar. Michael Cumhuriyetçilere, Sarah ise Demokratlara yakınlığını korudu. Daniel ekonomik politikaların sonuçlarını değerlendirmeye, Emily de toplumsal etkileri anlamaya devam etti.
Fakat hepsi, bir siyasi tercihin ardında çoğu zaman tek bir neden bulunmadığını gördü.
Bir kişi ekonomik özgürlüğe öncelik verebilir. Bir başkası sosyal güvenliğe önem verebilir. Bir diğeri geleneksel değerlerin korunmasını isterken başka biri toplumsal değişimi destekleyebilir. Bu tercihler bazen birbiriyle çatışır, bazen de aynı kişinin düşüncelerinde bir arada bulunur.
Amerika'da Cumhuriyetçilerin sağcı olup olmadığı sorusunun cevabı bu nedenle oldukça açık olsa da, onları anlamak için sorulması gereken sorular daha derindir.
Bir siyasi parti hangi toplumsal grupları temsil ediyor? Politikaları kimlere yarar sağlıyor, kimleri olumsuz etkileyebiliyor? Geçmişte hangi değişimlerden geçti? Seçmenleri neden onu destekliyor? Ve savunduğu politikalar, vaat ettiği sonuçları gerçekten üretiyor mu?
Bunları sormak, bir partiyi desteklemek veya eleştirmekten vazgeçmek anlamına gelmez. Aksine, siyasi değerlendirmeyi daha bilinçli hâle getirir.
Belki de hikâyemizden çıkarılabilecek en önemli ders şudur: Bir siyasi görüşü anlamak, mutlaka o görüşü benimsemek değildir. Ancak onu tarihinden, toplumsal koşullarından ve savunucularının gerekçelerinden bağımsız değerlendirmek, çoğu zaman eksik bir sonuca götürür.
Forumdaki tartışmayı şu soruyla sürdürelim:
Sizce Amerika'daki Cumhuriyetçilerin sağcı kimliğini en çok belirleyen unsur hangisi: ekonomik politikaları mı, geleneksel toplumsal değerleri mi, göç ve güvenlik yaklaşımı mı, yoksa tarihsel süreçte değişen seçmen tabanları mı?
Bir başka soru da şu: Türkiye'deki sağ-sol ayrımı ile Amerika'daki siyasi ayrımı karşılaştırırken hangi benzerlikler ve farklılıklar gözden kaçırılıyor?
Kaynaklar ve Daha Fazla Okuma
- Encyclopaedia Britannica, Republican Party - kuruluşu, tarihsel gelişimi ve siyasi konumu.
- Encyclopaedia Britannica, Democratic Party - Demokrat Parti'nin tarihsel dönüşümü ve siyasi çizgisi.
- ABD Ulusal Arşivleri (National Archives), 13th Amendment - köleliğin anayasal olarak kaldırılması.
- ABD Ulusal Arşivleri (National Archives), Civil Rights Act of 1964 - sivil haklar alanındaki temel yasal düzenleme.
- ABD Ulusal Arşivleri (National Archives), Voting Rights Act of 1965 - oy hakkının korunmasına yönelik tarihsel düzenleme.
- Pew Research Center - Amerikan seçmenlerinin ideolojik farklılıkları, siyasi kutuplaşma ve parti kimlikleri üzerine araştırmalar.
Bu kaynaklar, hikâyede ele alınan tarihsel olayları ve günümüz Amerikan siyasetinin genel çerçevesini daha ayrıntılı incelemek için başlangıç noktaları sunar.